Gerçekçi bakanlar için Donald Trump’ın “ben istersem olur” tarzındaki yaklaşımı, Gazze’de bir günde kalıcı barış sağlayacak bir çözüm gibi görünmüyor. Kudüs ve Şarm El Şeyh’te yaptığı gösterişli buluşmalardan yalnızca bir gün sonra, hem Trump hem de İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Hamas bahaneleri üzerinden yeni bir kriz zemini arayışına girdiği açıkça fark ediliyor.
Trump, gücünü iyice kaybetmiş Hamas’ın kendisine silah bırakma sözü verdiğini iddia ederken, “Eğer sözlerini tutmazlarsa, biz onları silahsızlandırırız; bir emrimle tekrar savaş başlar” diyerek niyetini de belli ediyor. Bu ifadelerin, bölgede zaten kırılgan olan güven ortamını daha da sarsacağı tahmin ediliyor.
Gazze Görev Gücü Üzerine Tartışmalar
Gazze’de yeniden düzen ve yaşanabilir koşulların sağlanması amacıyla oluşturulacak Gazze Görev Gücü konusu, birçok ülkenin gündeminde. Garantör ülkelerden biri olan Türkiye de süreçte aktif bir rol üstlenmeye hazırlanıyor. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu uluslararası görevde yer almaya hazır olduğunu açıklaması dikkat çekti. Ancak Türkiye’nin hangi ölçüde ve hangi kurumlarla katılacağı henüz netlik kazanmış değil.
Mısır ise kararlılıkla, bölgede kamu düzeni sağlanması için polis gücü eğitimini üstlenmeye hazır olduklarını ilan etti. Bu gelişmeler, Gazze’nin geleceğiyle ilgili çok uluslu iş birliğinin kaçınılmaz olacağını gösteriyor.
Olası Senaryolar ve Ankara’daki Değerlendirmeler
Ankara’da konuşulan senaryolar arasında, görev gücünün askeri kadar sivil unsurlardan da oluşması fikri öne çıkıyor. Çünkü Gazze şu anda neredeyse tamamen bir enkaz yığını haline gelmiş durumda. Tahminlere göre bölgede 50 milyondan fazla ton moloz bulunuyor ve bu yıkıntıların altında tam olarak kaç ceset olduğu bilinmiyor. Enkaz arasında İsrailli rehinelerin de yer aldığı iddiaları mevcut.
Bu nedenle AFAD’ın afet tecrübesinden faydalanılması gündemde. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze için düşündüğü konteyner şehir planlarında da, 6 Şubat depremi sonrasında AFAD’ın depolarında hazır bulunan konteynerlerin kullanılabileceği ifade ediliyor.
İsrail’in Tutumu ve Askerî Katılım Tartışması
İsrail’in Türkiye’den muharip güç talebine sıcak bakıp bakmayacağı büyük bir soru işareti olarak duruyor. 1990’larda Batı Şeria’da faaliyet gösteren Geçici Uluslararası Mevcudiyet Gücü (TIPH) benzeri silahsız bir yapının yeniden gündeme gelebileceği konuşuluyor. Bu görev gücünde geçmişte Türk subayları irtibat sorumlusu olarak yer almış, ancak silah taşıma yetkileri olmadığı için caydırıcılıkları sınırlı kalmıştı.
Hatırlanacağı üzere, 2002 yılında TIPH’a ait bir araca düzenlenen silahlı saldırıda Binbaşı Cengiz Toytunç şehit olmuş, Yüzbaşı Hüseyin Özarslan ise yaralanmıştı. 2019’da İsrail’in bu gücün görev süresini uzatmama kararıyla TIPH fiilen sona erdi.
Bu örnek hatırlandığında, Türkiye’nin Gazze’ye göndereceği personelin rolü – ister AFAD ve Kızılay gibi insani yardım kurumlarından olsun, ister askerî irtibat düzeyinde – yeni pazarlık süreçlerine bağlı olacak. Kesin tabloyu ise, Ankara ile Tel Aviv arasındaki diplomatik görüşmeler belirleyecek.

