Hürmüz Krizi: Kazananlar, Kaybedenler ve Küresel Ekonomiye Etkileri
Eski Hazine Müsteşarı ve iktisatçı Dr. Mahfi Eğilmez, ABD ile İran arasındaki askeri ve diplomatik gerilimin küresel piyasalara yansımalarını değerlendirdiği yazısında üç ana senaryoyu ve tarafların bilançosunu ele aldı. Eğilmez, krizin yalnızca petrol taşımacılığı rotalarını değil, küresel güç dengelerini de değiştirdiğini vurguladı. Analizde asıl tartışılması gerekenin kimin askeri olarak üstün olduğu değil, kimin siyasi, ekonomik ve stratejik çıkar sağladığı olduğu belirtildi.
İRAN: YIKIMA RAĞMEN MASAYA OTURMAYI BAŞARDI
Medyaya yansıyan askeri operasyonlar, ağır ambargolar ve yüksek ekonomik maliyetlere rağmen İran yönetimi, kriz sürecinde ağır bedeller ödemek zorunda kaldı. Ancak Eğilmez’e göre Tahran, uluslararası müzakere masasındaki konumunu korumayı başardı. Eğer 19 Haziran’daki nihai anlaşma beklentilere uygun şekilde imzalanır ve İran’ın petrol ihracatında bir gevşeme sağlanırsa, İran ambargolarının bir kısmını hafifletebilir. Sızan taslaklarda yaptırım muafiyetleri, serbest petrol satışına izin ve uluslararası bankalarda dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması gibi başlıkların bulunduğu; bu nedenlerle İran’ın askeri ve mali zarar görmüş olsa da siyasal düzlemde tamamen mağlup görünmediği aktarıldı.
ABD: CİDDİ İTİBAR KAYBI
Eğilmez, krizin dünya kamuoyuna yansımasının Washington’un bölgedeki jeopolitik gelişmeleri tek başına yönlendiremediğini gösterdiğini ifade etti. Bu durumun, özellikle Batılı müttefikler arasında ABD’nin caydırıcılık kapasitesine ilişkin soru işaretleri yarattığı belirtildi. Mutabakat gerçekleşse bile ABD’nin uluslararası alandaki saygınlığını kısa vadede tamamen geri kazanmasının zor olduğu değerlendirildi. Küresel enerji fiyatlarındaki artışın yerel enflasyon üzerindeki etkisinin Trump yönetimine yönelik eleştirileri artırdığı, dolayısıyla ABD’nin siyasal saygınlık ve algı yönetimi açısından krizin en fazla kaybettiren aktör olduğu vurgulandı.
İSRAİL: ASKERİ HEDEFLER İLE SİYASİ SONUÇLAR ARASINDA
İsrail’in hedefinin İran’ın bölgesel ağını ve askeri nüfuzunu sınırlandırmak olduğu hatırlatıldı. Ancak ortaya çıkan diplomatik denge, İran’ın uluslararası sistemden tamamen izole edilemediğini ve müzakerelerin merkezinde yer aldığını gösterdi. Bu nedenle İsrail bazı taktiksel ve askeri kazanımlar elde etmiş olsa da, uzun vadeli stratejik ve siyasi hedeflerine ulaşmaktan uzak kaldığı kaydedildi.
RUSYA: KRİZİN EKONOMİK KAZANANI
Moskova cephesinde finansal göstergelerin olumlu seyrettiği; ham petrol fiyatlarındaki yükselişin Rusya’nın enerji ihracat gelirlerini güçlü şekilde desteklediği belirtildi. Ayrıca dünya gündeminin yeniden Ortadoğu’ya kaymasının Rusya üzerindeki siyasi baskının bir kısmını azalttığına dikkat çekildi. Ancak Eğilmez, 19 Haziran’daki mutabakatın başarılı olması ve İran petrolünün piyasaya dönmesi halinde Rusya’nın elde ettiği maddi avantajın zamanla zayıflayabileceğini öngördü.
ÇİN: SESSİZ VE DERİNDEN
Çin ekonomisinin Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan petrol ve gaz sevkiyatlarına bağımlılığı hatırlatıldı; bu nedenle krizin Pekin için ciddi bir arz güvenliği riski yarattığı belirtildi. Bununla birlikte Çin’in krizden stratejik dersler çıkararak enerji tedarik rotalarını çeşitlendirme, alternatif ticaret koridorları kurma ve ABD merkezli güvenlik düzenine karşı alternatif mekanizmalar geliştirme yönünde adımlar attığı vurgulandı. Eğilmez’e göre kriz sürecinde en az konuşulan ancak uzun vadede en fazla stratejik ve finansal kazancı sağlayabilecek ülke Çin olarak öne çıkıyor.
TÜRKİYE: EKONOMİK BASKI, STRATEJİK DEĞER
Eğilmez, Türkiye’nin net petrol ithalatçısı bir ülke olarak yüksek enerji fiyatlarından doğrudan olumsuz etkilendiğini belirtti. Artan enerji maliyetlerinin iç enflasyon ve dış ticaret dengesi üzerinde ağır baskı yarattığı tespit edildi. Öte yandan Türkiye’nin küresel bir enerji koridoru, lojistik üs ve diplomatik arabulucu olarak stratejik öneminin arttığı; bölgedeki gerilim tırmandıkça Türkiye’nin jeopolitik değerinin küresel aktörlerin gözünde kritik hale geldiği kaydedildi.
19 HAZİRAN SONRASI PETROL FİYATLARI NEREYE GİDEBİLİR?
Finansal piyasalarda barış anlaşmasının imzalanma olasılığının önemli ölçüde fiyatlandığı; ham petrol fiyatlarının zirve seviyelerinden gerilemesinin bu diplomatik beklentiden kaynaklandığı belirtildi. Brent petrolün yaklaşık 79 dolar/varil civarında işlem gördüğü hatırlatıldı. Eğilmez, üç temel senaryonun masada olduğunu sıraladı:
- Anlaşma Başarılı Olursa: Hürmüz kademeli olarak gemi geçişine açılır, İran petrolü küresel piyasaya döner, sigorta ve deniz taşımacılığı maliyetleri düşer. Bu durumda Brent petrolün 70-80 dolar/varil bandında istikrar kazanması beklenir.
- Anlaşma İmzalanır Ama Uygulama Zorlanırsa: Hürmüz teknik olarak açılsa da ticari trafik yavaş döner, güvenlik riskleri ve sigorta primleri yüksek kalır, İran petrolü beklenenden yavaş girer. Bu senaryoda fiyatların 80-90 dolar/varil bandında kalması olasıdır; normalleşme aylar sürebilir.
- Anlaşma Çökerse: Bölgesel gerilim yeniden tırmanır, askeri riskler ve sabotaj korkuları artar, arz endişeleri piyasalara hakim olur. Bu kriz senaryosunda petrolün varil fiyatının yeniden 100 doların üzerine çıkması muhtemeldir.
Eğilmez, Trump’ın ani karar olasılığı gibi siyasi risk faktörleri bir yana bırakıldığında piyasaların barışçıl senaryoyu daha güçlü bir ihtimal olarak gördüğünü aktardı.
ASIL KAZANAN KİM?
Genel iktisadi tabloya bakıldığında finansal açıdan en yüksek kazancı elde eden ülkenin Rusya, stratejik ve jeopolitik açıdan en kalıcı kazanımı elde eden gücün ise Çin olduğunun belirtildiği aktarıldı. Eğilmez yazısını şu bilanço ile tamamladı: “İran, maruz kaldığı ağır askeri ve mali baskılara rağmen diplomatik masadaki yerini ve ağırlığını koruyarak kaybeden taraf ilan edilemez. Türkiye, yüksek enerji faturaları ve enflasyon baskısıyla karşılaşırken jeopolitik önemini ve diplomatik ağırlığını artırdı. İsrail arzu ettiği askeri ve siyasi sonuçları bütünüyle elde edemedi ve ciddi bütçe maliyetleriyle karşılaştı. ABD ise uluslararası algı, küresel liderlik imajı ve siyasal itibar kategorilerinde krizin en fazla kaybettiren ülkesi oldu.”
















