Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Tuncer Bakırhan Devlet Bahçeli’yi işaret etti: ‘İktidar artık adım atmalı’

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan’dan Gözaltılar, Rojava ve Kürt

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan’dan Gözaltılar, Rojava ve Kürt Sorununa İlişkin Açıklamalar

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Gözaltılara tepki

Bakırhan, bu sabah ev baskınlarının ardından Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM), DİSK’e bağlı Limter-İş Sendikası, Etkin Haber Ajansı (ETHA), Polen Ekoloji, BEKSAV ve çeşitli kurumlara düzenlenen operasyonda, aralarında ESP Eş Başkanı Murat Çepni ve PM üyemiz Emin Orhan’ın olduğu yaklaşık 100 kişinin gözaltına alındığını belirtti.

Ekonominin iyi gitmediğini, Türkiye’nin dört bir yanında fabrikalarda ve iş yerlerinde grevlerin sürdüğünü söyleyen Bakırhan, Migros depo işçilerinin insani koşullarda çalışmadıkları ve alın terlerinin karşılığını alamadıkları için eylemde olduklarını, partisi olarak Migros depo işçilerinin yanında olduklarını ve haklarını alana dek destekleyeceklerini ifade etti.

Suriye’de yaşanan olaylar

Bakırhan, 2026’da dünyanın birçok yerinde sarsıcı gelişmeler yaşandığını, özellikle Rojava’da Kürtleri ve bölgeyi ilgilendiren önemli süreçler olduğunu söyledi. Halep’te Kürtlerin yaşadığı iki mahalleye yönelik başlayan saldırıların katliama, zorla göçe ve kuşatmaya dönüştüğünü belirtti. Bu saldırılara karşı dünyanın dört bir yanında Rojava’yla dayanışma eylemlerinin günlerdir sürdüğünü ve bu eylemlerin “Kürtler neden itiraz ediyor, Kürtler ne istiyor?” sorularını gündeme getirdiğini vurguladı.

Bakırhan, bu soruların yanıtının son yüz yılda Kürtlerin inkârı üzerine kurulan siyasi düzende saklı olduğunu; Kürtlerin itirazının yüzyıldır dayatılan yok saymaya ve statüsüzlüğe yönelik olduğunu ifade etti. Kürtlerin savaş, kriz ve güvenlik tehditi dönemlerinde diğer halklarla birlikte omuz omuza durduklarını, bedel ödediklerini ancak yeni düzen kurma zamanında varlıklarının “stratejik tehdit ve siyasi yük” olarak görüldüğünü kaydetti.

Tarihsel örnekler vererek 1919–1922 döneminden başlayıp 2015 sonrası Suriye sürecine kadar uzanan dönemi andı; 1923’te hukukun dışında bırakılma, 1937 Sadabat ve 1955 Bağdat Paktı süreçleri, 1946 Mahabad Cumhuriyeti, 1975 Cezayir Anlaşması, 1988 Enfal Soykırımı ve Halepçe gibi örnekleri hatırlattı. 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nun Kürt tasfiyesini hedeflediğini, IŞİD döneminde Kürtlerin yalnız bırakıldığını ve 10 Ocak 2026 Paris Mutabakatı’nın yüz yıllık diplomatik terk edişin tekerrürü olduğunu söyledi. Ancak bu kez Kürtlerin riyakar döngüye hayır dediğini, sahada ve masada itiraz ettiklerini belirtti.

Bakırhan, Kürtlerin komplo kurbanı değil eşit yurttaş olarak yaşamak; dilini konuşmak, kimliğini yaşamak, kültürünü korumak ve varlığının tanınmasını görmek istediklerini dile getirdi. İki önemli dersin olduğunu vurguladı: Kürtlerin diplomasi masalarında dışlanmasının ne Kürtlere ne de bölgeye kalıcı barış getirmediği, ve bir halkın meşru taleplerini bastırmanın ya da görmezden gelmenin sorunu ortadan kaldırmadığı, aksine kuşaklar boyu süren çatışma sarmalı ürettiğidir.

Bakırhan, Suriye’de yok sayma, İran’da bastırma, Irak’ta boğma, Türkiye’de inkârın yüzyıllık paradigmanın güncel suretleri olduğunu söyleyerek tarihten ders çıkarılması gerektiğini belirtti. Kürt halkının ve ezilen halkların taleplerinin ayrıcalık talebi olmadığını, çözümün bastırmada değil karşılıklı saygı ve diyalog zemininde bulunduğunu ifade etti.

Suriye’de ilan edilen kademeli entegrasyon kapsamında sosyal, siyasal ve yerel hakların gözetilmesinin demokratik dengeyi güçlendireceğini, kalıcı ateşkesin sağlanması, baskıların durması ve insanların ölmemesinin en önemli kazanım olduğunu belirtti. Afrin ve Serêkaniyê başta olmak üzere yerinden edilenlerin en kısa sürede geri dönüşlerinin sağlanmasını diledi. Kürtlerin idari statüsü ve anadilinde eğitim hakkının birleşik bir Suriye’nin teminatı olduğunu, Paris Mutabakatı’nın bir başlangıç olduğunu ve mutabakatın demokratik ruhunun tüm Suriye halklarına yayılması gerektiğini söyledi. DEM Parti olarak anlaşmayı desteklediklerini ve uygulama aşamasında müzakereyi büyüten, halkların iradesini koruyan her adımın yanında olacaklarını belirtti.

Bakırhan, 6 Ocak’tan bu yana Rojava’da büyük bir insanlık direnişinin sergilendiğini, dünyanın Rojava’nın önemini ve Kürt halkının iradesini gördüğünü; Kürt halkı ve dostlarının dünyanın her yerinde Rojava için itiraz ettiğini, alanları doldurduğunu söyledi. ‘‘Yeke yeke, gele Kurd yeke’’ sloganının ulusal birlik ruhunun gerekliliğini gösterdiğini, bu bilincin siyasi iradeye dönüşmesi için Kürt siyasetçilerine ve kurumlarına büyük sorumluluk düştüğünü vurguladı. Zamanın yüz yıllık kölelik dayatmasına karşı yüz yıllık özgürlüğü kazandıracak Kürt Ulusal Birliğini sağlama zamanı olduğunu ifade etti; tüm parti ve hareketlerin sokakta ortaya çıkan ulusal ruhu ulusal birlikle taçlandırması gerektiğini belirtti.

Bugün Suriye’de Kürtler ve Arapların iç savaş içinde olmamasının, Suriye halkının haklarının kabul edilmiş olmasının sayın Öcalan’ın adada gösterdiği tavırdan kaynaklandığını söyleyerek kendisine teşekkür etti. Bugün kendilerine düşen görevin sayın Öcalan’ın sunduğu demokratik çözüm perspektifine sahip çıkmak olduğunu belirtti ve katı merkeziyetçiliğin ortak yaşamın zehri olduğunu ifade etti.

“Bir hemşire saçını ördüğü için gözaltına alınıyor”

Bakırhan, toplumda derin bir duygu kırılmasına şahit olduklarını, bu kırılmayı bilinçli biçimde köpürten çevrelerin olduğunu ve bu çevrelere göz yumulduğunu söyledi. Sosyal medyada, ekranda ve gündelik yaşamda üretilen nefretin neredeyse hiç itirazla karşılaşmadığını; hukuki yaptırım, siyasi utanç veya vicdani fren eksikliğini kabul etmediklerini belirtti.

Ülke genelinde hem açık hem de örtük ırkçılık olduğunu, Kürtlere yönelik öfke ve linç tutumlarının olağanlaştırıldığını söyledi. Bir gazetenin on binlerce kişinin katıldığı bir destek yürüyüşüne katılanları “teröristler” olarak nitelendirdiğini, aynı gazetenin İçişleri Bakanlığı arananlar listesinde olan El Kaide üyesini ise gazeteci olarak çalıştırdığını ifade etti.

“Hem Kürtlerle iç barış tahkim etme arayışında olmak hem de ırkçılığa izin vermek bir Ankara paradoksu”

Bakırhan, yargı ve yürütme erklerinin Kürtlere karşı ırkçılığa sessiz onay verdiğini, attıkları tweetlerin altında onlarca hakaret ve küfür olduğunu, avukatların soruşturma açamadığını söyledi. Yargı ve yürütmenin ırkçılığı yapanlarla da ilgilenmesini gerektiğini belirtti. Kürtlere karşı ırkçılık yapan herhangi bir hesabın kapatıldığını görüp görmediklerini sorguladı ve hem Kürtlerle iç barışı tahkim etme arayışında olmak hem de ırkçılığa izin vermenin bir Ankara paradoksu olduğunu, bu paradoksu aşmanın iktidarın görevi olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin enerjisini Şam’a değil Ankara’ya harcaması gerektiğini, Ankara çözümüne odaklanmanın domino etkisi yaratacağını söyledi. İktidarın elinde Suriye eksenli güvenlik kaygılarının bir temeli kalmadığını, artık somut ve güven verici adımlar konusunda kimsenin bahanesinin kalmadığını belirtti. Kürtlere hak ve Türkiye’ye demokrasi sağlayacak hukuki çalışmaların devreye alınması gerektiğini vurguladı.

Bakırhan, önceki günkü kürsü konuşmasında sayın Bahçeli’nin dile getirdiği “umut hakkı”nın kayyım utancından kurtulmuş ve siyasi tutsakların serbest kaldığı bir Türkiye anlamına geldiğini, bunun kendi partileri için de değerli olduğunu ve iktidarın Bahçeli’nin tespitleri için gecikmeden adım atması gerektiğini söyledi.

Konuşmasını kimliğin, dilin ve kültürün tanınmasının ve yerel demokrasinin güçlendirilmesinin bir halkın kendini güvende ve evinde hissetmesinin yegâne yolu olduğunu vurgulayarak sonlandırdı.