Küba’ya Uygulanan ABD Ablukası Derinleşiyor: İstanbul’da Dayanışma ve Basın Toplantısı
Dünya kan revan içinde. Gazze trajedisi ve dünyanın çeşitli bölgelerinde süren savaşlar gibi olaylar gündemi meşgul etse de, Küba’ya yönelik 60 yılı aşkın süredir uygulanan ambargo/abluka unutulmadı; hafızalara yer etmiş durumda. Küba halkı, büyük haksızlığın gündemde olmamasına aldırış etmese de, ülkede giderek derinleşen ABD kaynaklı krizin bilinmesini bekliyor.
Bu günlerde dünyanın çeşitli ülkelerinde Küba ile dayanışma dernekleri konuyu gündemde tutmaya çalışıyor. Türkiye’de de Jose Marti Küba Dostluk Derneği bu çabayı uzun zamandır sürdürüyor. Yıllardır kararlılıkla ambargo/ablukaya direnen Küba, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın 29 Ocak’ta imzaladığı yeni kararlarla daha ağır bir krize sürüklendi.
Geçtiğimiz Pazartesi günü Jose Marti Küba Dostluk Derneği, Küba’nın İstanbul Başkonsolosluğu ile TKP ortaklığında bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda Dernek Başkanı Nahide Özkan, Küba’ya 1960 yılından beri ABD tarafından uygulanan ambargo/ablukaya ilişkin son durumu şu sözlerle aktardı:
“Küba’ya yönelik ABD ablukası açık bir kuşatmaya dönüşmüş durumda. 29 Ocak’tan beri ticari petrol gemileri adaya petrol taşıyamıyor. Ülkenin kendi kaynakları petrol ihtiyacının dörtte birini karşılayabiliyor. Yaşananlar Küba ekonomisini derinden etkiliyor, birçok sektör durma noktasına geldi. Sağlık sektöründe öncelikli hastalara yönelik düzenlemeler yapıldı, kısıtlamalar getirildi. Kamu kurumları haftanın belli günleri açık kalabiliyor. Ulaşımda, doğalgaz ve elektrik kullanımında kısıtlamalarla karşı karşıyalar. Özellikle sağlık alanında tehdit altında olan kesimler var: gebe kadınlar, kanser hastaları ve elektrik kullanımına ihtiyaç duyan hastalar yaşam riskiyle karşı karşıya.”
Görüldüğü gibi, Birleşmiş Milletler dahil uluslararası kuruluşların bile yasadışı saydığı kuşatma, yeni kararlarla daha da katlanılamaz hale getiriliyor.
Hatırlatmak gerekirse: Uluslararası Mahkeme, 1960 yılından bugüne kadar Küba Cumhuriyeti’ne uygulanan kapsamlı siyasi ve ekonomik ABD yaptırımlarını uluslararası hukukun ihlali kabul ediyor. Bu yaptırımlar, egemenliğin korunması, kendi kaderini tayin hakkı ve müdahale yasağı ile ilgili BM Şartı’nın 2(4) – 2(7) maddeleri, 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (UDHR) maddeleri, 1966 tarihli Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin (ICESCR) maddeleri ile Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) ticaret özgürlüğüne ilişkin hükümleri ve Avrupa Birliği Antlaşması’nın (TEU, Maastricht Antlaşması) birçok ilkesine aykırı bulunuyor.
ABD hükümeti, 1917 tarihli “Düşmanla Ticaret Yasası”nı temel alarak, 1959’daki Küba devriminden sonra pek çok yasa ve yönetmelik çıkardı. Bunlar arasında 1961 tarihli “Dış Yardım Yasası”, 1993 tarihli “Küba Varlıklarını Kontrol Yönetmeliği”, 1992 tarihli “Küba Demokrasi Yasası”, “Torricelli Yasası” olarak bilinen düzenleme, 1996 tarihli “Küba Özgürlüğü ve Demokratik Dayanışma Yasası”, “Helms-Burton Yasası” ve 2000 tarihli “Ticaret Yaptırımları Reformu ve İhracat Artırma Yasası” yer alıyor. Tüm bu önlemlerin amacı, 1959 devriminin sosyal, ekonomik ve kültürel kazanımlarını yok etmekti.
1960 yılında Amerika Kıtası İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Lester Mallory, ABD yönetiminin stratejisini şu sözlerle ortaya koymuştu: “Küba’nın ekonomik yaşamını zayıflatmak için mümkün olan her türlü önlem derhal alınmalıdır. Küba’ya para, malzeme verilmeyerek parasal ve reel ücretler düşürülmeli; açlık ve umutsuzluk yaratılmalı, hükümet devrilmelidir.” Mallory’nin belirttiği hedefler, bugüne kadar ABD’nin Küba’ya yönelik yaptırım politikasının temelini oluşturdu.
Yaptırımlar tüm ekonomi ve finans sektörünü etkiliyor; ekonomik kalkınma ile teknolojik yeniliklere erişim için hayati önem taşıyan Küba’nın teknolojik egemenliğini hedef alıyor. Küba’nın geri kaldığını iddia edenlere, uluslararası ödeme işlemlerinin kapatıldığını ve hiçbir ülkenin bu koşullar altında teknolojik modernizasyon sürecinden geçemeyeceğini anımsatmak gerekir.
Tüm engellere rağmen Küba kendi ilaçlarını üreten bir ülke olarak öne çıkıyor; büyük Amerikan ilaç tekellerinin de bu nedenle Küba’ya düşmanlık beslediği belirtiliyor. Ambargonun sınır ötesi etkileri, ilaç üretimi için gerekli bileşenlerin ithalatını ve uluslararası tıbbi işbirliğini ciddi şekilde engelledi. Nisan 2019’dan Mart 2020’ye kadar olan dönemde ABD ablukası, Küba sağlık sektöründe 239.803.690 dolar zarar oluşturdu; bu rakam COVID-19 pandemisi öncesindeki dönemde kaydedilen zarardan yaklaşık 80 milyon dolar daha fazla.
Basın toplantısında konuşan TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, “Küba hakkında çok fazla yalan söyleniyor. Küba’nın medya olanakları sınırlı, Küba’nın CIA odaklı propagandaya karşı daha fazla dayanışmaya ihtiyacı var. Küba’ya karşı saldırıda enformasyon alanında ABD’ye destek olunması insanlık suçudur” diyerek mevcut dezenformasyon sorununa dikkat çekti.
Küba’nın İstanbul Başkonsolosu Raúl Ernesto Madrigal Cárdenas ise çarpıcı ifadeler kullandı: “Küba bitti, mahvoldu diyenler, eğer Küba böyleyse ABD neden 60 yıldan fazladır ülkemize abluka uyguluyor?” diye sorarak, ablukaya rağmen sosyalist Küba’nın yıkılmadığını vurguladı.
Küba Sosyalist Cumhuriyeti 60 yıldır halkıyla birlikte ABD ambargo/ablukası karşısında baş eğmedi ve eğmeyecek. Ancak 29 Ocak 2026’da alınan yeni kararlarla ABD baskısı daha da yakıcı hale geldi; bu durum Küba’ya daha fazla dayanışma gösterilmesini gerektiriyor. Yapılan açıklamaları ve kampanyaları takip etmek öneriliyor. Küba, hepimiz için direniyor.
















