Barents Denizi’nde 39 yıllık sır: Sovyet altınları gün ışığına çıktı
İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’ye ödeme götüren 465 külçe Sovyet altını taşıyan kruvaziyer, onlarca yıl sonra yapılan operasyonla büyük ölçüde kurtarıldı. 1942’de Alman saldırısıyla batan geminin enkazı, 1981’de düzenlenen zorlu arama-kurtarma çalışmaları sonucu yeniden keşfedildi ve enkazdan büyük bir kısmı çıkarıldı.
1942 yılında savaş yükümlülüklerini yerine getirmek üzere taşınan 465 külçe altın, Barents Denizi’nin dondurucu sularına gömüldü. Gemide yaklaşık 58 denizcinin hayatını kaybettiği bu olayın ardından enkaz, 244 metre derinlikte, 39 yıl boyunca kimsenin dikkatini çekmeden kaldı. Nisan 1981’de başlatılan kapsamlı araştırma, Norveçli balıkçı raporları ve tarihi kayıtların incelenmesiyle hız kazandı ve 14 Mayıs 1981’de enkaz Murmansk’ın yaklaşık 322 kilometre açığında tespit edildi.

Operasyon ekibi Ağustos 1981 sonunda bölgeye ulaşarak derin sularda çalışmaya başladı. Dalıcılar, dekompresyon hastalığını önlemek için helyum-oksijen karışımı soluyor ve uzun süreler boyunca basınçlı yaşam odalarında kalıyordu; bazıları 30 güne varan sürelerle bu ortamda yaşadı. Gövdedeki torpido deliğini kapatan molozların temizlenmesi, canlı mühimmat içeren bomba odasına ulaşmak ve enkaz içinde ilerlemek günler aldı.

16 Eylül 1981’de dalgıç Jon Rossier’ın telsizden duyurduğu “Altını buldum! Altını buldum!” anonsu, çalışmanın doruk noktası oldu. İlk operasyonda metal kafesler aracılığıyla tek seferde 40 külçe şeklinde çıkarılan mallar dahil, toplam 431 külçe altın başarıyla yüzeye getirildi. 1986’da yapılan ikinci bir harekâtla ek 29 külçe daha kurtarıldı; arta kalan sadece 5 külçe idi.

Kurtarılan altınların yüzde 45’i, operasyona katılan kurtarma konsorsiyumuna verildi. Geri kalan külçeler ise Sovyetler Birliği ile İngiltere arasında paylaştırıldı. İngiltere’nin aldığı külçeler Bank of England aracılığıyla Royal Mint’e gönderilerek eritildi ve bununla birlikte uzun yıllardır denizin derinliklerinde bekleyen bu servetin akıbeti resmen belirlendi.
Operasyonun önemi ve zorluğu açısından uzmanlar, kurtarma çalışmasını “20. yüzyılın en büyük hazine avı” olarak nitelendirdi. Hem derinlik hem de enkazın içinde bulunan canlı mühimmat nedeniyle yürütülen çalışmalar, denizcilik arkeolojisi ve kurtarma teknikleri bakımından dikkat çekici bir örnek oluşturdu.
Bu yeniden anlatım, haberin kronolojisini koruyarak olayın teknik ve insani boyutlarını öne çıkarmayı amaçlamıştır.
















