Az Kaldı! — Selahattin Demirtaş’ın Cezaevinden Kaleme Aldığı Yazı
Yaklaşık 10 yıldır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın QAD Barış Araştırmaları Derneği için yazdığı “Az Kaldı!” başlıklı yazısı yayımlandı. Demirtaş, yazısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunurken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e çağrıda bulundu. Mahkemenin mutlak butlan kararıyla CHP yönetimine atanan Kemal Kılıçdaroğlu’na yazıda atıf yapılmaması dikkat çekti.
Demirtaş yazısında, küresel düzeyde yaşanan krizler ve hegemonya savaşlarının Orta Doğu’da ve Türkiye’de eskiyi yıktığını belirterek Gramsci’den alıntıyla “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için mücadele ediyor, şimdi canavarlar zamanı.” değerlendirmesini aktarıyor. Güç dengelerinin ne soğuk savaş dönemine benzediğini ne de tek kutuplu dönem gibi sürdürülebilir bir hâl kuracağını, belirsiz ve akışkan bir dönemin uzanacağını, hegemonya savaşının kısa süreli bir sonuç üretmeyeceğini vurguluyor.
SÜREÇ STRATEJİK OLARAK ELE ALINMIYOR
Demirtaş’a göre Türkiye, bu değişimden doğrudan etkilenen ülkeler arasında yer alıyor ve bu defa değişimi etkileme, yönetme ve yararlanma kapasitesini artırmış bir ülke olarak öne çıkıyor. Yürütülen çözüm sürecinin ana stratejiye katkı sunduğu bir taktik olduğunu; ancak devlet kanadında sürecin stratejik olarak ele alınmadığının görüldüğünü belirtiyor. Devletin ana stratejisinin, bölgesel ve küresel değişimlerden Türkiye’nin güçlenerek çıkmasını sağlamak olduğunu, Türk devlet aklının bununla tutarlı olduğunu ifade ediyor. Sayın Öcalan’ın inisiyatifinin büyük katkı sağladığını da ekliyor. Öte yandan, bölgesel düzeyde Kürt-Türk ilişkilerinin stratejik düzeyde yeniden ele alınmamasını ciddi bir eksik olarak nitelendiriyor. Özellikle Suriye ve Irak’taki Kürtlerle ilişkilerde daha kucaklayıcı, hak ve hukuk gözeten yeni bir yaklaşımın herkese daha çok kazandıracağını savunuyor.
SÜREÇ ARTIK SOMUT ADIMLAR GEREKTİRİYOR
Yazıda sürecin Kürtlere ve 90 milyon yurttaşın özgürlüklerine, demokratik yaşamına, temel insan haklarına ve bunlarla bağlantılı refahına, ekonomisine ne kattığının net olmadığını belirtiyor. Sürecin en zayıf ve tartışmalı kısmının burada olduğunu vurguluyor. Türkiye Cumhuriyeti devletinin son yıllardaki savaş ve yıkımdan süreç sayesinde uzak durmayı başarmasının büyük bir kazanım olduğunu, bunun göz ardı edilmemesi gerektiğini aktarıyor.
Ancak aynı süreçte örnekler vererek, Meclis Komisyonunda bir Kürt annenin Kürtçe konuşamadığını, Kürt bir gazetecinin üzerinde Kürtçe yazı olan çantasıyla Meclis’e alınmadığını ve bu kişilerin incitildiğini, horlandığını belirtiyor. Kürt sorununun önemli kısmının anadil ve kimlik meselesi olduğunu hatırlatıyor. Demirtaş, birlikte güzel bir gelecek kurma çabasındayken maruz kalınan onur kırıcı yaklaşımların kabul edilemez olduğunu ifade ediyor.
Devlet Bahçeli’ye yönelik bir tahayyül paylaşarak, Meclis girişinde Kürtçe yazılı çantayı alan, Kürt gazeteciyi elinden tutan ve anadil hakkına sahip çıkılacağını ilan eden bir hareketin çok şey değiştireceğini, gereksiz tabuların ve korkuların yıkılacağını savunuyor. Sürecin artık somut, elle tutulur ve gözle görülür adımlar gerektirdiğini; bu adımların taviz değil, ortak yaşam için hak ve helal olan temel adımlar olduğunu söylüyor.
Demirtaş, radikal değişim sürecini doğru algılayıp iyi analiz edebilenlerin ahlaki ve cesur bir duruş sergileyerek Türkiye’de büyük bir uzlaşmanın kapısını açabileceğini, bunun kazançlarının on değil elli, yüz olabileceğini ifade ediyor. Aksi takdirde “küçük olsun benim olsun” anlayışıyla on bile kazanılamayabileceğini belirtiyor. Burada belirleyici unsurun Cumhurbaşkanı’nın sonraki tutumu ve kararları olacağını vurguluyor.
Cumhurbaşkanı çevresinde enkazdan ganimet kapmaya hazırlanan fırsatçıların ve rant peşindeki kişilerin toplandığına dikkat çeken Demirtaş, Cumhurbaşkanı’nın eğer ilkeli, ahlaki ve adil uzlaşmaların kapısını aralayacaksa olup bitenlere bir nokta koyup butlandan, kayyumdan ve tutukluluklardan medet umanlara prim vermeyerek yeni başlangıçlara fırsat sunması gerektiğini yazıyor.
YENİ BİR SİYASET ZEMİNİ KURMANIN ZAMANI
Demirtaş, memlekette siyasetin niteliksiz, seviyesiz, ahlaksız ve çürümüş hallerine katlanmanın zorlaştığını, kendisinin bile siyasetçi demeye utanır hale geldiğini ifade ediyor. Sabah erken kalkanların koltuk kapmak için birbirini ezdiği bir ortamda kendilerinin halkın acıları ve sorunlarıyla ilgilenip çare üretmeye odaklandığını belirtiyor. Boş tartışmaların ve gereksiz gündemlerin kendilerinin işi olmadığını aktarıyor.
Yazıda, muhalefetinden iktidarına kadar aklı başında, memleketi ve halkı önemseyen her siyasetçinin birlikte ne yapılabileceğini cesurca ve uygar bir şekilde konuşup yapması gerektiği vurgulanıyor. Cumhurbaşkanı, Bahçeli, Özgür Özel ve Yeni Yol Grubu dahil tüm siyasi liderlerin daha geniş, daha kapsayıcı ve daha kazandırıcı bir iş birliği zeminini zorlamasının herkesin yararına olacağı belirtiliyor. Olağanüstü uygulamaları ve olağandışı gerilimleri bitirecek olumlu adımların karşılıklı atılmasıyla yeni bir siyaset zemini kurulması gerektiği ifade ediliyor.
Demirtaş, kıyasıya siyasi rekabet ve demokratik yarışın elbette olması gerektiğini, ancak önce sahayı ve zemini birlikte düzeltip sağlamlaştırmak gerektiğini söylüyor. Ardından yeni toplumsal sözleşme, demokrasi reformu, yeni siyasi ittifaklar ve mücadele birliklerinin daha rahat konuşulup uzlaşılabileceğini ekliyor. Eğer kimse buna yanaşmıyor veya cesaret edemiyorsa umutsuzluğa gerek olmadığını, “biz varız, çare biziz” diyerek cesaretle konuşup ezberleri bozarak birlikte yapacaklarını ve bunun da “az kaldığını” vurguluyor.

