Dr. Mahfi Eğilmez: Yüksek Faiz-Ortamında TL Mevduatı mı, Dolar mı? 500.000 TL Örneğiyle Analiz
Eski Hazine Müsteşarı ve usta ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez, kendi internet portalında yayımladığı “TL Mevduatı mı Dolar mı?” başlıklı güncel analizinde, yüksek faiz ikliminde birikimlerini değerlendirmek isteyenlerin karşılaştığı temel finansal denklemleri ele aldı. Eğilmez, bu dönemde tasarruf sahiplerinin en çok merak ettiği tercihin TL mevduatta kalmak mı yoksa dövizde tutmak mı olduğu olduğunu belirtti ve kararların yalnızca nominal faiz oranına bakılarak verilmesinin yanıltıcı olduğunu vurguladı.
Usta ekonomist, rasyonel kıyaslamanın ancak TL mevduat getirisinin döviz kurundaki yukarı yönlü hareketi karşılayıp karşılayamadığına bakılarak yapılabileceğini ifade etti. Bu çerçevede konuyu somut bir matematiksel örnekle açıkladı.

Somut Örnek: 500.000 TL Başlangıç
Analizde ele alınan örneğe göre, bir yıl önce elinde 500.000 TL nakit bulunan bir tasarruf sahibi, bu sermayeyi bir yıl vadeli ve stopaj düşüldükten sonra net %36 faiz veren TL mevduat hesabına yatırmış olsun. Yatırımcının amacı, vade sonunda elde ettiği toplam tutarı yeniden Amerikan dolarına çevirmektir.

Başlangıç (bir yıl önce):
- Sermaye: 500.000 TL
- USD/TL kuru: 40 TL
- Net TL mevduat faizi (stopaj sonrası): %36
- Başlangıçta yatırımcının parasının dolar karşılığı: 500.000 / 40 = 12.500 USD
Aynı tarihte parasını dolarda tutmuş olsaydı yıl sonunda da aşağı yukarı aynı varlığa sahip olacaktı; bu örnekte dolar mevduat faizi çok düşük olduğu için ihmal edilmiştir.
Bir Yılın Sonunda Durum
- Anapara + Faiz: 500.000 × 1,36 = 680.000 TL
- USD/TL kuru (bugün): 47 TL
- Anapara + Faizin dolar karşılığı: 680.000 / 47 = 14.468 USD
Bu hesaplamaya göre, yıla 12.500 USD karşılığı bir bakiye ile başlayan tasarruf sahibinin varlığı, bir yılın sonunda 14.468 USD’ye yükseldi. Böylece yatırımcı, parasını TL mevduatta tutarak dolar bazında yaklaşık %15,7 oranında net bir küresel getiri elde etmiş oldu. Yani sadece TL bazında faiz geliri kazanmakla kalmayıp, elindeki paranın satın alabildiği dolar hacmini de reel olarak büyütmüş oldu.
Dolar Bazında Başabaş Eşiği ve Sürekli Kur Riski
Eğilmez, bu finansal modelde başa baş kalma sınırlarını da net bir şekilde çizdi. TL mevduatının stopaj sonrası net getirisi %36 olduğu için, banka komisyonları ve işlem maliyetleri sıfır kabul edildiğinde döviz kurunun da tam olarak %36 oranında yükselmesi durumunda tasarruf sahibinin dolar bazında başa baş kalacağını belirtti. Ancak piyasalardaki döviz alım-satım makası, banka komisyonları ve diğer operasyonel giderler hesaba katıldığında bu eşiğin pratikte yaklaşık %34 bandına gerilediğini ifade etti. Uygulamada %36 yerine %34’lük sınırın baz alınmasının daha gerçekçi olduğunu ekledi.
Eğilmez bu parametreler ışığında şu finansal dengeleri sıraladı:
- Döviz kurundaki yıllık artış hızı %34 seviyesinin altında kalırsa, TL mevduat hesabı dolar bazında avantaj sağlar.
- Döviz kurundaki yıllık artış tam olarak %34 civarında gerçekleşirse, tasarruf sahibi dolar bazındaki varlık miktarını korur.
- Döviz kurundaki yıllık artış %34 eşiğini aşarsa, tasarruf sahibi dolar bazında reel olarak kayıp yaşamaya başlar.
Eğilmez, TL mevduat tercihinde bulunan kişilerin faiz geliri elde ederken eş zamanlı olarak ciddi bir kur dalgalanma riskini de üstlendiklerini vurguladı ve bunların dikkate alınması gerektiğini belirtti.
Bu Model Sürdürülebilir mi?
Ekonomist Eğilmez, yüksek enflasyon süreçlerinde merkez bankalarının politika faizini yükseltmesinin temel amacının tasarruf sahiplerini döviz yerine Türk lirası cinsi finansal varlıklarda tutmaya teşvik etmek olduğunu kaydetti. Bu yolla dövize yönelik talebin azalması ve yerel paranın cazibesinin artmasının hedeflendiğini belirtti.
“Yüksek Faiz – Kontrollü Kur” Dengesi ve Yarattığı Etkiler
Eğilmez, bu şekilde kurgulanan bir “yüksek faiz – kontrollü kur” dengesinin piyasada yarattığı yapısal tahribatları şöyle özetledi: Bu denge dövize olan talebi düşürse de doğrudan yabancı sermaye girişi yerine sıcak para girişini özendirebilir. Bu nedenle söz konusu politika kısa vadede fiyat istikrarı açısından fayda sağlayabilse de uzun vadede sürdürülebilirliği konusunda iktisatçılar arasında farklı görüşler bulunmaktadır. Politikaların kısa vadeli sermaye girişlerini teşvik ederken ekonominin yüksek reel faiz maliyetine katlanmasına ve dış finansmana bağımlılığın artmasına yol açabileceğini belirtti. Kısa vadede tasarruf sahiplerine avantaj sağlayan bu denge, uzun vadede üretim, yatırım ve büyüme üzerindeki etkileri bakımından tartışmalı sonuçlar doğurabilir.
Tarihsel tecrübelerin bu tür yapay dengelerin kalıcı olamadığını gösterdiğini hatırlatan Eğilmez, uzun vadede sistemin önünde iki yol bulunduğunu ifade etti: Ya ülke içindeki enflasyon kalıcı olarak düşürülerek faiz oranları normal seviyelere çekilecek ya da kontrollü kur üzerindeki biriken baskı patlayarak döviz kurunun çok daha hızlı yükselmesine ve mevcut dengenin kökten bozulmasına neden olacaktır.
















