Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Mehmet Uçum’dan ‘Akın Gürlek’ tartışmalarına yanıt: ‘Bilerek çarpıtmak’

Mehmet Uçum’dan İstanbul Başsavcılığı Ataması Üzerine Analiz Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet

Mehmet Uçum’dan İstanbul Başsavcılığı Ataması Üzerine Analiz

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, “Öteden beri bir ezber var” ifadeleriyle, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek‘in Adalet Bakanlığı görevi ardından başsavcılığa atanmasına yönelik eleştirileri değerlendirerek bir analiz kaleme aldı. Uçum, eleştirilerin yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı kavramlarının yanlış anlaşılmasından kaynaklandığını belirtirken, bu tür yaklaşımların mantıksal tutarsızlıklar içerdiğini vurguladı.

Uçum, Anadolu Ajansı’nda yayımlanan yazısında, geçmişte HSYK (günümüzde Hakimler ve Savcılar Kurulu – HSK) başkanının Adalet Bakanı olmasının yargı bağımsızlığına aykırı görüldüğünü, başkanlık sistemi tartışmalarında da benzer bakışların sürdüğünü söyledi. Ona göre bu bakış, demokrasilerde yargı erki bakımından seçkinci ve antidemokratik bir yaklaşımı temsil ediyor.

Yazıda, yargının bağımsızlık ve tarafsızlık niteliklerinin kurumsal değil işlevsel olduğu, yani yargı mercilerinin görevlerini yerine getirirken bağımsız ve tarafsız olması gerektiği kaydedildi. Uçum, yargının sürekli ve mutlak şekilde kişinin tüm yaşamı boyunca tarafsız olması gerektiğini savunan irrasyonel yaklaşımlara karşı çıktı ve geçmişte yargı üzerinde başörtüsü yasağı gibi meseleleri bağımsızlık-tertapsızlık eksenine çekmenin yanlış örneklerine atıfta bulundu.

Uçum, bir savcının idari göreve geçmesini ya da idari görev sonrası tekrar savcılığa dönmesini bağımsızlığa aykırı görmek için mantıklı bir gerekçe olmadığını belirtti. Böyle bir bakışın tutarlı uygulanması halinde avukatlıktan savcılığa veya hakimliğe geçişin tamamen engellenmesi; mesleği bırakıp tekrar dönenlerin, Adalet Bakanlığında idari görev yapıp sonra mahkemelere geçenlerin veya yüksek mahkemelere üye yapılanların hiç imkan bulamaması gerektiğini; bunun ise yargının bağımsız ve tarafsız olmasının anlamını bilmemek ya da bilerek çarpıtmak olduğunu ifade etti.

Yargı Erkinin Nitelikleri

Uçum, yargı erkinin birinci niteliğinin egemenliğin üç temel fonksiyonundan biri olmak olduğunu; bunun iki temel özelliği bulunduğunu açıkladı. Birincisi, yargının kararlarını millet adına vermesi; ikincisi ise yargı idaresinin, egemenliği kullanan iradeye bağlı olarak meşruiyet taşıması gerektiğidir. Eksiksiz demokratik sistemlerde yargı idaresinde demokratik meşruiyetin bulunmasının şart olduğunu belirtti. Bu bağlamda Türkiye’de HSK’nin 7 üyesinin TBMM tarafından, 6 üyesinin ise Cumhurbaşkanı tarafından belirlenmesinin yargı idaresinde gerekli demokratik meşruiyeti sağladığını söyledi. Bu nedenle Adalet Bakanı’nın HSK başkanı, yardımcısının ise kurul üyesi olmasının demokratik meşruiyet gereği olduğunu vurguladı.

Demokratik meşruiyet sağlanamazsa yargısal aktivizmin olağan hale geleceğini, bunun da jüristokrasi yani antidemokratik yargıçlar rejimi yaratacağını; Türkiye’nin geçmişinde yaşanan yargısal aktivizmin kötü tecrübelerinin hafızalarda taze olduğunu hatırlattı.

Yargı erkinin ikinci niteliği olarak bağımsızlık ve tarafsızlığı tanımlayan Uçum, bunların kurumsal değil işlevsel olduğunu, yani yargının görevlerini yerine getirirken bağımsız ve tarafsız olması gerektiğini belirtti. Yargı bağımsızlığının içte yasama, yürütme ve çeşitli güç odaklarına; dışta ise uluslararası kuvvetlere karşı bağımsızlık anlamına geldiğini; tarafsızlığın ise iç ve dış çıkar odaklarına, çıkar ilişkilerine ve çekişme taraflarına karşı nötr olmayı gerektirdiğini aktardı. Bu niteliklerin eksiksiz uygulandığı durumda ülke yargılarının millilik özelliği kazanacağını vurguladı.

Milli Yargı ve Uluslararası Sistem

Uçum, hiçbir bağımsız ülkenin yargısının millilik özelliğinin aşındırılmasını veya ulusal yargı yetkisinin kısmen ya da tamamen ülke dışı mercilere devredilmesini kabul edemeyeceğini söyledi. Ulusal yargı yetkisinin devri durumunda o ülkenin tam bağımsızlığından söz edilemeyeceğini belirtti. Bununla birlikte uluslararası sözleşmelere taraf olmanın milli yargıya sahip olmaya engel olmadığını; uluslararası yargı mercilerinin konu ve hüküm bakımından sınırlı yetkilerinin kabul edilebileceğini; fakat bu ilişkilerin ulusal yargının bağımsızlığını ve asli konumunu zaafa uğratacak biçimde yorumlanamayacağını ifade etti.

Sonuç olarak Uçum, asıl olanın ulusal yetkiler olduğunu, uluslararası düzenlemelerin ve kararların talim olduğunu; nihayetinde olağan milli yargı mercilerinin verdiği kararların geçerli ve bağlayıcı olacağını belirtti.