Dr. Ayşegül Çoruhlu ile Longevity: Hücreden Topluma Uzanan Uzun ve Sağlıklı Yaşam Rehberi
SÖZCÜ TV Genel Yayın Yönetmeni İpek Özbey, uzmanlık alanı biyokimya olan Dr. Ayşegül Çoruhlu ile uzun yaşamın (longevity) sırlarını konuştu. Dr. Çoruhlu, Japonya ve Amerika’da ortalama yaşam süresinin arttığını belirterek, uzun yaşamın sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesinin püf noktalarını anlattı. Longevity biliminin amacı hem ömrü uzatmak hem de yaşamı son güne kadar topluma ve kişiye faydalı olacak şekilde sürdürmeyi desteklemektir. Hücreyi yaşlanmadan korumak gerekiyor Longevity, kişinin yaşlanmadan başlaması gereken bilimsel bir yaklaşımdır. Bugünün 40’ı yarının 60’ı, bugünün 60’ı yarının 80’idir; mesele longevity bilimine bugün başlamaktır. Hastalık ortaya çıktığında başlamak tedavi sürecidir; konumuz tedavi değil; bedenin korunması, hücresel yaşlanmanın azalması ve hücresel gençliğin korunmasıdır. Yeni jenerasyon çabuk yaşlanıyor 40-50 yaş ve üzeri jenerasyonun çocukluğunda bugünkü kadar işlenmiş gıda yoktu; tüketilen yiyecekler daha doğaldı. Yeni jenerasyonun zemini nazik değil; glüten veya süt gibi gıdalarla sorun yaşayanların sayısı arttı. Genç kuşaklar doğdukları çevre nedeniyle daha hassas hale geldiği için longevity uygulamalarını en çok onların takip etmesi gerekiyor. Aynı şartlarda yaşayan eski jenerasyonla gençlerin genlerine bakıldığında, gençlerin daha hızlı yaşlandığı görülmüştür. 50 yaş üstü kritik dönem Hastalıkların yaygınlaştığı yaş grubu genellikle 50 yaş üzeridir. Hastalıklar farklı dallanmış olsa da ortak bir küme vardır; yaş ilerledikçe ortaya çıkar. Bu nedenle yaşlılığı bir hastalık gibi ele alıp patofizyolojik yolları öğrenip durdurmaya, hatta geri çevirmeye çalışmalıyız. Yaşlılığı tedavi edersek, o hastalıklardan korunmuş oluruz. Longevity’ye bugünden başlamak, yaşlanma hızını yavaşlatır. İnsan 122 yıl yaşayabilir Laboratuvar ortamında kanıtlanmış ve Nobel ödüllü Hayflick Teorisi’ne göre insan hücrelerinin kendisini yenileme potansiyeli 122 yıla kadar uzanabiliyor. Ancak çevresel faktörler ve mevcut yaşam biçimleri nedeniyle bu yaşa ulaşamıyoruz. Önümüzdeki birkaç yıl içinde 122 yıl hedefine daha yakın olacağımız öngörülüyor çünkü genleri yıpratan sorunlara biyolojik çözümler geliştiriliyor. Üç ana gelişme öne çıkıyor: yapay zekâ ile yıpranmayı manipüle edecek moleküllerin oluşturulması; insan organına benzer yapıların üretimi; Alzheimer gibi hastalıkların belirti göstermeden önce testlerle ortaya çıkarılması ve önlem alınabilmesi. Yapay zekâ bazı kanserleri ve diğer hastalık belirtilerini yıllar öncesinden tespit edebiliyor; bu uygulamaların 2030 civarında yaygınlaşması bekleniyor. Kahvaltı çok önemli, akşam yemeği tam tersi İnsan atalarımızın gündüz-güneş döngüsüne uygun beslenme ve uyku düzeni vardı: sabah gün ışığıyla kalkmak, öğle saatlerinde beslenmek ve akşam karanlığında erken uyumak. Modern yaşamın düzensiz beslenme ve uyku alışkanlıkları hücrelerin adaptasyonunu bozuyor. Bu yüzden hücre geleneğine uygun olarak “kahvaltı önemli, öğle önemli, akşam önemsiz” sıralamasıyla beslenme düzeni benimsenmeli.

Kahvaltı neden çok acıktırır? Sabah kahvaltısında çabuk acıkmanın iki nedeni olabilir: birincisi yanlış beslenme (kruvasan, pankek, beyaz ekmek gibi hızlı sindirilen karbonhidratlar); ikincisi metabolik esnekliğin bozulmuş olması. Eğer dengeli beslendiğiniz halde sabahları çok acıkıyorsanız metabolik esneklik kaybı söz konusudur. Orta yaşlardan itibaren (30’lar, 40’lar) sabah yiyince bütün gün çok acıkma hissi olanlarda insülin-şeker dengesi bozulmuş demektir. Bu durumda kahvaltı içeriğine ve metabolik sağlığa odaklanmak gerekir. Ramazan’da ne yapmalıyız? Ramazan ayında iftarda geleneksel hamur işleri ve tatlılara yönelme eğilimi vardır; ancak gün boyunca aç kaldıktan sonra gece her şeyi yemek doğru değildir.

İftarda sebze, zeytinyağlılar, yumurta, et, tavuk ve sebze çorbaları gibi besinlere öncelik verilmelidir. Dışarıda yemek yenildiğinde pide veya tatlıya uzanmak yerine et ve salata tercih edilmelidir. Uyumak hayati derecede önemli Longevity uygulamalarında uyku önceliklidir. Geç yatma ve verimsiz uyku hücreleri olumsuz etkiler; uyku sırasında hücrelerin ürettiği sitokinler, inflamasyon düzenlenir ve hücre yenilenmesi gerçekleşir. Faydalı uyku toksin atılımını destekler. Uyku sadece beyin ile ilgili değil, tüm vücut için mikroskobik düzeyde yenilenmenin gerçekleştiği bir süreçtir; bu nedenle uyku ihmale gelmez. Genetik kader değildir Genler bir yazılımdır; ailede erken diyabet öyküsü varsa mutfak alışkanlıklarını ve yaşam biçimini gözden geçirmek gerekir. Kişi dikkat ederek, alışkanlıklarını değiştirerek ve erken kontrolleri yaparak genetik yatkınlığın olumsuz sonucunu önleyebilir. İkiz kardeşler üzerinde yapılan çalışmalarda aynı genlere rağmen farklı koşulların yaşlanmayı değiştirdiği gözlemlenmiştir; genetik kader olmadığı, yaşlanmanın biyolojik olarak manipüle edilebildiği görülmüştür. 17.00’den sonra sakın yemeyin Öğünler arası süre ne kadar uzunsa o kadar iyidir. Önerilen son yemek saati 17.00’dür; bu saati geçirmemek önemlidir. Vardiyalı veya gece çalışanlarda yaşam süresi normalden daha hızlı kısalabiliyor; bu nedenle bu çalışanların daha çok dinlenmeye ve sağlıklarına dikkat etmeye ihtiyaçları vardır.

Pankreasta gün ışığına duyarlı sirkadiyen reseptörler bulunur ve bunlar gündüz aktiftir; geç saatlerde yemek yeme vücut ritmini bozabilir. Mezurayla ölçün, tartıyı boş verin Bu haftanın ödevi: bir mezura edinin ve tartıyı boş verin; bel çevrenizi göbeğinizin üstünden ölçün ve not edin. Saat 17.00’den sonra hiçbir şey yemeden, yalnızca su içip yatın; sabah kalkınca yeniden ölçün ve değişimi takip edin. Program bilgisi İpek Özbey’in sorularıyla “Dr. Ayşegül Çoruhlu ile Longevity” programı her cumartesi saat 17.10’da, tekrarı ise pazar 23.00’de Sözcü Televizyonu’nda yayınlanmaktadır. Yeni yiyecek piramidi Amerika yiyecek piramidini güncelledi; eski piramitte alt basamaklarda tahıllar bulunurken yenisinde tepede hayvansal proteinler, yağlar ve sebzeler yer alıyor. Unlu mamuller alt basamağa çekilerek “bunları yemeseniz de olur” yaklaşımı benimsendi. Japonların sırrı Japonların beslenme hızına ve alışkanlıklarına baktığımızda; çubukla yemek yemeleri, pirinç ağırlıklı ama yağ ve tatlı kültürünün daha az olması, deniz ürünleri tüketimi ve ada yaşamının getirdiği yaşam tarzı ile daha az stresli topluluklar olmaları öne çıkıyor.

