Biyokimya Uzmanı Ayşegül Çoruhlu’dan Longevity ve Beyin‑Bağırsak İlişkisi Üzerine Açıklamalar
Biyokimya Uzmanı Ayşegül Çoruhlu, SÖZCÜ TV’de Simge Fıstıkoğlu’nun sorularını yanıtlayarak sağlıklı ve kaliteli uzun yaşam (longevity) yaklaşımıyla beyin ve bağırsak arasındaki görünmeyen bağı mercek altına aldı. Çoruhlu, yalnızca daha uzun değil daha keyifli ve kaliteli yaşamanın, yaşlanmayı yavaşlatmanın mümkün olduğunu vurguluyor.

Beyin ve Bağırsağın Birbiriyle Yakın İlişkisi
Beyin ile bağırsak arasında reddedilemeyecek bir ilişki olduğunu söyleyen Çoruhlu, sindirim sistemiyle ilgili şikayetlerin genellikle yalnızca lokal olmadığını; bağırsakta başlayan problemlerin cildi ve beyni etkileyebileceğini belirtiyor. Bağırsağın bir sorun yaşaması halinde bunun tüm vücuda yayılabileceğini ifade ediyor.
Nöral Bağlantı İki Yönlü İşler
Beyin‑bağırsak iletişiminin nöral bir bağlantı üzerinden çift yönlü olarak işlediğini, yani beyin bağırsağı etkilediği gibi bağırsağın da beyni etkilediğini anlatıyor; aralarında sürekli bir etkileşim bulunuyor.
Bağırsaktaki Bakterileri Mutlu Etmenin Yolu
Çoruhlu, kalın bağırsağın majör işinin dışkıyı katılaştırmak ve elektrolitlerle suyu geri emmek olduğunu belirtiyor. İyi ve kötü bakterilerin yoğun olarak bulunduğu bölgenin kalın bağırsak olduğunu, sindirilemeyen artıkların (örneğin elma kabuğu gibi lifli materyallerin) mikrobiyom tarafından işlendiğini ve bakterilerin bu artıklarla beslenerek karşılığında faydalı molékyller ürettiğini söylüyor. İşte bu etkileşimden kaynaklanan ‘mutluluk’ hissi buradan gelir.
Bakterilerin Hediyesi: Bütirat
Kalın bağırsakta yaşayan bakterilerin ürettiği önemli bir molekülün bütirat (bütirik asit) olduğunu aktarıyor. Kolon hücreleri enerji üretirken (ATP) bu bütiratı kullanıyor. Eskiden lif açısından zengin beslenme sayesinde bakteriler bütirat üretiyordu; şimdi ise hazır bütirat takviyeleriyle aynı etki oral olarak sağlanabiliyor. Bu takviye kolon hücrelerine enerji sağlayarak hücrelerin onarımına katkıda bulunuyor.
Sondan Başlamak Gerekiyor
Günlük yaşamda yeterince lif tüketilmediğini ve üst sindirim bölgelerinde sorun varsa lifin gaz yapabileceğini belirtiyor. Bu nedenle sorunu yukarıdan çözmeye çalışmak yerine ‘sondan başlamak’ gerektiğini, yani kolona yönelik müdahale ile başlamak gerektiğini vurguluyor. Kolon hücreleri bütirat alarak enerji üretip oksijeni çekiyor, böylece lokal ortamın oksijeni azalıyor ve anaerobik bakteriler daha mutlu olup çoğalıyor. Mikrobiyomun habitatını oksijeni azaltıp hücre enerji üretimini artırarak iyileştirmek gerektiğini özetliyor.
Kan‑Beyin Bariyeri ve Korunması
Stresin bağırsaklardan gelmesinin ana konunun merkezinde olduğunu belirtiyor. Beyne bir şeyin girebilmesi için kan‑beyin bariyerinin sağlam olması gerektiğini anlatıyor. Kan‑beyin bariyerinin tek katlı hücrelerden oluştuğunu, enerji ve bazı ham maddeleri alması gerektiği için böyle olduğunu; bu bariyeri besleyip korumazsak dezavantaja dönebileceğini söylüyor. Aşağıdaki sızdırma yukarıyı da etkileyebilir, bu yüzden bariyeri korumanın önemini vurguluyor.
Bağırsak Bağımsız Karar Alabiliyor
Bağırsağın alt zemininde bulunan nöral hücreler sayesinde bağırsakların beyinden bağımsız karar alabildiğini, kendi başına psikolojiyi etkileyebilecek duruma geldiğini belirtiyor. Bu çerçevede ‘psikobiyotik’ kavramı gündeme geliyor: Bağırsaktaki mikrobiyal bileşimin psikolojik durumu etkileyip etkilemeyeceği sorgulanıyor.
İleri Düzey Etkileşim: Parkinson Örneği
Parkinson hastalarında sık görülen kabızlık probleminin, bağırsakla beyin arasındaki ilişkinin en ileri örneklerinden biri olduğunu söylüyor. Bağırsaktaki belirli bakteri türlerinin artışıyla beyne etkilerin olabileceği, bazı çalışmaların bu yönde olduğunu ve beyin‑bağırsak ilişkisinin artık ayrılamayacak kadar iç içe geçtiğini aktarıyor.
Araştırma Bulguları: Sisu Çalışması ve LBC 37
Çoruhlu, araştırmacıların beyin ve bağırsak ilişkisi konusunda özel bir bakteri suşuyla çalıştığını, buna örnek olarak Sisu adlı çalışmayı veriyor. Bu çalışmada 18–45 yaş arası 120 kişide beş hafta süren bir kullanım değerlendirilmiş; bir grup gerçekte kullanırken bir grup ise kullandığını sandığı plasebo benzeri bir durumda. Katılımcılardan kısa sunum hazırlamaları istendiğinde, kullanmayanların sunum hazırlama sırasında daha yorgun ve zihinsel olarak daha bitkin oldukları, kullananların ise daha sakin kalp atışları ve daha düşük öğleden sonra kortizol (stres hormonu) seviyeleri gösterdikleri bildirildi. Söz konusu patentli LBC 37 adlı Lactobacillus türü suşunu kullananlarda stres kontrolünün daha iyi olduğu ifade edildi.
Geçmeyen Şikayetlerde Klinik Yaklaşım
Bazı kişilerin geçmeyen bağırsak şikayetleri için çok sayıda doktora başvurduklarını, bu durumda reçeteli bazı küçük eski ilaçların verildiğini ve hastaların bu ilaçlarla kendilerini daha iyi hissettiklerini aktarıyor. Bu ilaçların bağırsak üzerinde doğrudan bir etki yapmadığını; daha çok kafa (psikoloji) ile bağırsak arasındaki bağlantıyı keserek üstten gelen olumsuz etkilerin aşağıya vurmasını engellediğini belirtiyor.
Odaklanma ve Besin Öğeleri
Odaklanmanın artmasına katkıda bulunan besin öğelerinden söz ediyor: Yumurta sarısında bulunan kolin molekülünün beyin hücrelerinin zar yapısında yer aldığı; hücre zarının sağlam olması gerektiği; omega‑3 yağlarının da hücre zarını koruyucu rol oynadığı ifade ediliyor. Psikobiyotik LBC 37 ile birlikte yumurta kaynaklı fosfatidilkolin gibi ‘fosfo’ grubuna giren moleküllerin (fosfatidilserin, fosfatidiletanolamin vb.) kombinasyonunun hem psikobiyotik hem de odaklanma için yararlı olduğunu belirtiyor. Yumurta tüketimi, omega‑3 alımı ve bu fosfolipidlerin desteklenmesi öneriliyor; psikobiyotik LBC 37 suşunun altından gelen stresi kısmî olarak azaltacağı vurgulanıyor.
Psikobiyotik ile Stres Yönetimi
Çoruhlu, stresin düşünceler aracılığıyla aşağı vurmasının ve aşağıdaki problemlerin yukarıya vurmasının karşılıklı olduğunu; bu nedenle öncelikle bağırsak yapısını toparlamanın, bağırsak sağlığını iyileştirmenin hem cilt, eklem hem de beyin için fayda sağlayacağını söylüyor. Bağırsak sağlığına odaklanmanın psikolojinin merkezine verilen yeni bir yaklaşım olduğunu, LBC 37 isimli patentli psikobiyotik ürünün bu çerçevede kullanıldığını belirtiyor.
Haber bülteni formatında aktarılan bu görüşlerde Çoruhlu’nun vurgusu: Bağırsak‑beyin eksenine yönelik çalışmalar ve beslenme‑mikrobiyom etkileşimleri, stress yönetimi ile odaklanma ve uzun yaşam hedefleri açısından önemli bir alan olmaya devam ediyor.

