Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ekrem İmamoğlu, duruşma öncesinde neden siyasete girdiğini anlattı: ‘Benim hikayem aslında çok basit…’

Ekrem İmamoğlu, Silivri Duruşması Öncesi YouTube Hesabından Mesaj Paylaştı Tutuklu

Ekrem İmamoğlu, Silivri Duruşması Öncesi YouTube Hesabından Mesaj Paylaştı

Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Silivri Cezaevi’nde görülecek dava öncesinde Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi YouTube hesabından bir paylaşım yaptı. Bir yıllık süreç sonunda duruşma aşamasına geldiklerini belirten İmamoğlu, “Bir yıldır haksız yere tutukluyuz. Yarın mahkeme salonunda olacağız ve ben savunma yapmayacağım, yargılayacağım” dedi. Duruşma öncesinde siyasete neden girdiğini ve derdinin millet olduğunu anlatmak istediğini kaydetti.

İmamoğlu, konuşmasında bazen kendisine “Sen neden siyasete girdin?” diye sorulduğunu, bunun uzun bir hikâye olmadığını, hep çalışarak büyüdüğünü ve siyasetin sonradan geldiğini anlattı. 5–6 yaşındayken sabahları babasıyla dükkan açtığını, kapıyı besmeleyle açtıklarını ve içeri sağ ayakla girdiklerini aktardı. Önce temizlik yapıldığını, sonra sabırla beklediklerini, bu disiplinin insan karakterini şekillendirdiğini söyledi.

Çocukluğunu çalışarak geçirdiğini, toprak bellediğini, fındık toplayıp tütün kırdığını, pazara çuval taşıdığını ve annesinin ürettiklerini sattığını belirtti. Evlerinde kadınların da çalıştığını, annesinin ekonomik ve güçlü olduğunu, anneannesi ve babaannesinin de benzer olduğunu vurguladı. Emeğin cinsiyeti olmadığını küçük yaşta öğrendiğini, okumayı yazmayı öğrenmeden önce hesap tutmayı tezgahta öğrendiğini anlattı. Bir ürünü tartarken biraz fazla koymayı, amcasının “Az koyarsan müşteri kaybedersin. Biraz fazla koyarsan dua alırsın” sözünün hayatında önemli yer tuttuğunu söyledi.

İstanbul’a geldikleri yılların kolay geçmediğini, Körfez krizi ve ekonomik sıkıntıların yaşandığını, babasının yeni bir şehirde iş kurmaya çalıştığını aktardı. Üniversite okurken inşaatların başında dolaştığını, günde 10–12 toplu taşıma değiştirerek projeleri anlattığını ve ev satmaya çalıştığını ifade etti. Gençken yorulmadığını, sonradan meselenin inanç olduğunu anladığını söyledi: bir işletmede patron olmak yerine çalışanla birlikte çalışmanın önemli olduğunu öğrendiğini belirtti. Akaryakıt istasyonunda gece nöbeti tuttuğu günleri, araçların camını temizlediği günleri unutamadığını, babasının onu diğer çalışanlardan ayırmadığını ve liyakat kavramının orada başladığını aktardı.

“ÇOCUKLAR KAYGIYLA DEĞİL UMUTLA BÜYÜYECEK”

Siyasete gelişinin planlı bir karardan ziyade çevresel gözlemlerle şekillendiğini söyleyen İmamoğlu, Beylikdüzü’nde yaşarken kentin ruhunun eksikliğini, plansızlığı ve kimliksizlik olduğunu gördüğünü anlattı. İnsanların aidiyet hissedeceği, çocukların parkta güvende olduğu, kültürle buluştuğu bir kent modeli hayal ettiğini belirtti. 2008’de siyasete girdiğini, ön seçim istediğini, kaybettiği ve aday gösterilmediği dönemler olduğunu ama küsmediğini söyledi. 2014’te kazandıklarını ve bunu sabah 6’dan gece 2’ye kadar süren tempoyla, her sokağa girerek ve her eve dokunarak başardıklarını ifade etti; siyasetin nabzının sokakta attığını erken öğrendiğini belirtti.

Belediye başkanı olduğunda insanların kente ait hissetmesini sağlamak için yaşam vadileri, kültür merkezleri, dayanışma evleri ve gıda bankası kurduklarını, asıl yaptıklarının beton değil bağ kurmak olduğunu söyledi. İstanbul’da da aynı yöntemi uyguladığını, sokağa çıktığını ve dinlediğini anlattı. Bir çocuğun annesine iş bulunup bulunamayacağını sorduğu anı unutamadığını, ilkokul çağındaki bir çocuğun kaygıyı bilmediğini ama kaygıyı yaşadığını vurguladı. Siyasette kalma sebebinin o cümle olduğunu belirtti.

Bugün yaşadıklarını herkesin gördüğünü söyleyen İmamoğlu, üç kuşaktır büyüyen aile şirketlerine kayyum atandığını ve 77 yaşındaki babasının emekli maaşına el konulduğunu aktardı. Bu durumun şahsi olmadığını, mesele hukukun keyfi hale gelmesi durumunda kimsenin güvende kalmayacağını, mülkiyet hakkının insan emeğinin karşılığı olduğunu, hukukun zayıflaması halinde ekonominin de zayıflayıp kaçacağını ifade etti. Bunu bir siyasetçi değil, bir iş insanı olarak söylediğini belirtti.

Umutsuz olup olmadığı sorusuna hayır diye cevap veren İmamoğlu, hâlâ çalışkan, vicdanlı ve sorumluluk sahibi gençlerin olduğunu söyledi. Siyasete zenginleşmek için girmediğini, zaten işi olduğunu, bu ülkenin daha adil olabileceğine inandığı için siyasete girdiğini anlattı. Bugünün zor bir dönem olduğunu kabul etmekle birlikte ülkenin yeniden nefes alacağına ve çocukların kaygıyla değil umutla büyüyeceğine inandığını belirtti. Kendi hikâyesini çalışarak büyümüş bir çocuğun yaşadığı yere borcunu ödeme hikâyesi olarak özetledi ve bu borcu ödemeden durmayacağını vurguladı.

Paylaşımın orijinal kaynağı: https://twitter.com/CAOIletisim/status/2030731786947379527