Doç. Dr. Deniz Tansı: CHP İddianamesi, Medya ve Siyasi Yansımaları
Siyaset Bilimci Doç. Dr. Deniz Tansı Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. Hukuken iddianameden söz etmek için önce mahkemenin kabul etmesi gerektiğini vurgulayan Tansı, şu an siyasal iktidara yakın medyada kendince hüküm veren bir tabloyla karşılaşıldığını söyledi. Medyada her şeyin konuşulabileceğini ancak gazeteci görünümündeki kişilerin içeriğe girip ahkam kesmesinin ve hüküm vermeye çalışmasının kabul edilemez olduğunu belirtti. Asıl sorunun yargıyı etkileme riski olduğunu, bu nedenle yargı makamlarının olayı netleştirmesi gerektiğini kaydetti.
Tansı, iddianamenin hukuki boyutunu hukukçuların ortaya koyması gerektiğini ifade etti. İddianame ortaya çıktıktan sonra iddialardan ziyade CHP’nin varlığının konuşulduğunu, böylece konunun doğrudan siyasi tartışmaya dönüştüğünü söyledi. Savcılığın CHP hakkında Yargıtay’a bildirimde bulunduğuna ilişkin bilgilerin iddianamede yer almasıyla başlayan tartışmaların öngörülemez olup olmadığı sorusuna, Türkiye tarihinde CHP’nin daha önce de benzer badirelerden geçtiğini hatırlatarak yanıt verdi. 1953’teki Haksız İktisap uygulaması ve 1980 sonrası partinin kapatılmasına değindi ve şu an için bir spekülasyon dönemi yaşandığını belirtti.
Borsanın tepki vermesini doğal bulduğunu söyleyen Tansı, geçmişte büyükşehir belediye başkanıyken Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında açılan yargılamada medyada “Muhtar bile olamaz” gibi başlıklar atıldığını, daha sonra haklarına kavuştuğunu hatırlattı. Erdoğan’ın tutuksuz yargılandığını, yargı ile siyaset kelimelerinin yan yana getirilmemesi gerektiğini, yargı eliyle siyasetin dizayn edildiği algısının yanlış olduğunu söyledi; aksi takdirde konunun İBB iddianamesi olmaktan çıkacağını vurguladı.
“Ahtapotun kolları” metaforunun iddianamede yer almasının siyasilerin söylemlerinin hukuk metinlerine girmesinin siyasi tartışmalara zemin hazırlayıp hazırlamadığı yönündeki soruya Tansı, siyasetle bağlantılı metafor kullanımının bu tür metinlerde alışagelmiş olmadığını, metaforun farklı anlamlar yüklenmesine yol açabileceğini belirterek yanıt verdi.
Ergenekon dönemi iddianamelerinden hareketle sayfa sayısının artmasının iddialarla ilgili şüpheleri artıracağı yorumlarına dair Tansı, kamuoyunun algısının önemli olduğunu, iddianame mahkemeye sunulmadan önce teknik detayların özellikle iktidara yakın bir gazete aracılığıyla öğrenildiğini söyledi. Anayasa gereği basın hür olduğuna dikkat çekse de basının bir kısmının dilediği gibi yazarken diğer kesimlerin daha dikkatli olmak zorunda kaldığını, kurultayda telefon dağıtılacağı iddialarının gündeme geldiğini ve medyanın infaz gücünün beraat etseniz bile sizi zor durumda bırakabildiğini ifade etti. Ancak bu süreçte iktidara yakın medyadaki söylemlerin fazla karşılık bulmadığını gözlemlediğini belirtti.
AKP’nin bu süreçten memnun olup olmadığı sorusuna Tansı, iktidara yakın medyadaki birbirlerini acımasızca eleştirmelerinden hareketle AKP’nin memnun olmadığını düşündüğünü, ekonomi ve sosyal konuların konuşulmadığını ama bunun sorunların olmadığı anlamına gelmediğini söyledi. Bu sürecin iktidara yaramadığını; zarar verip vermeyeceğinin ise zamanla görüleceğini ifade etti.
CHP’nin kurumsal olarak bir tehlikeyle karşı karşıya olup olmadığı sorusuna Tansı, CHP’nin ötekileştirilmeye çalışıldığını; CHP’nin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile Sivas Kongresi’nden başlayan, cumhuriyeti kuran bir parti olduğunu hatırlattı. CHP’nin cumhuriyetin demokratik zemine oturması için çalışması gerektiğini, Türkiye’nin yeniden kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sisteme dönmesi gerektiğini söyledi; bunun için parlamentoda çoğunluğun sağlanmasının önemine vurgu yaptı.
İddianamede adı geçen milletvekilleri ve dokunulmazlıkların kaldırılması ihtimaline karşı CHP’nin izlemesi gereken stratejiye dair Tansı, Meclis’e gelen fezlekelerin hangi kapsamda yürürlüğe konacağının siyasal bir tercih olduğunu, dokunulmazlıklar konusunun Meclis’e hangi çerçevede geleceğine bakılması gerektiğini belirtti. CHP’nin mücadeleyi sürdürürken hukuki olarak kamuoyunu aydınlatacak bir zemin oluşturması ve Meclis içinde diğer fezlekeleri de gündeme getirerek denge kurması gerektiğini söyledi.
CHP’nin aday belirleme sürecinin erken olup olmadığına dair Tansı, Altılı Masa döneminde karma bir yapı oluştuğunu, seçmenin karmaşadan ürkebileceğini ve bu nedenle CHP’nin daha basit, yalın bir anlatım ihtiyacı olduğunu belirtti. Ön seçim yaparak ve cumhurbaşkanı adayını erken belirlemenin bu bakımdan anlaşılır olduğunu ifade etti.
Başkanlık sistemi ve iktidar ittifakı üzerine değerlendirmesinde Tansı, mevcut sistemin Türkiye yapısına uygun olmadığını, başkanlık sisteminin uygulanabildiği örneğin ABD olduğunu, Fransa’da ise yarı başkanlık sistemi bulunduğunu söyledi. Türkiye’deki ittifakın sadece seçim odaklı olmayıp seçim sonrası da devam ettiğini, bakanlıkların çoğunun AKP’de, bürokraside ve belirleyici rollerin MHP’de olduğunu; AKP ve MHP’nin ittifakın temelini oluşturduğunu belirtti.
MHP’nin AKP’yi yönlendirdiği yorumlarına karşılık Tansı, ittifakın 15 Temmuz sonrası oluştuğunu, yaklaşık on yıllık süreçte iki parti liderinin krizlerin atlatılmasında rol oynadığını; ancak bu ilişkinin ne kadar süreyle devam edeceğinin belirsiz olduğunu söyledi. Bugünkü sistemde MHP’nin anahtar parti konumunda olduğunu, ittifaktan ayrılması halinde erken seçime gidileceğini ve bunun tarihini Sayın Bahçeli’nin belirleyebileceğini vurguladı. Bu durumun AKP üzerinde stres yarattığını ifade etti.
DEM Parti’nin MHP’nin yerini alıp alamayacağına ilişkin Tansı, DEM Parti’nin gelirken neler götüreceğinin önemli olduğunu, Türk sağında pragmatik konsolidasyonlar görüldüğünü, gerektiğinde farklı aktörlerin bir araya gelme eğiliminde olduklarını söyledi. Ekonomide ve dış politikada kötü gidişin sürmesi halinde sorumluluğun AKP’de olacağını; MHP’nin sorumluluk almayı reddetme eğiliminde olduğunu belirtti.
MHP’nin Terörsüz Türkiye konusunda sorumluluk aldığı, ancak SDG gibi konularda daha sert söylemleri olduğu; Suriye’deki gelişmelerin ve olası özerklik durumlarının gelecekte karmaşık sonuçlar doğurabileceği, İmralı’ya gitme konusunun alışılmış bir süreç içermediği ve ittifak içinde bu konularda konsensus gerektiği üzerinde durdu. MHP ve AKP tabanlarında ciddi tartışmalar olduğunu, siyasal bilançonun görülmesi için 2028’i mi bekleyeceğimizin belirsiz olduğunu; Sayın Bahçeli’nin erken seçim diyebileceğini veya ittifaktan çekilebileceğini söyledi.
AKP’nin MHP’ye mecburiyeti konusunda Tansı, mevcut durumda AKP’nin MHP’ye mecbur olduğunu, MHP’nin erken seçim veya ittifaktan çekilme kararlarının her iki durumda da seçime yol açacağını, DEM Parti’nin MHP boşluğunu doldurup dolduramayacağının tartışmalı olduğunu belirtti.
DEM Parti’nin Cumhur ittifakına yakınlaşmasında MHP’nin rolü olduğuna dikkat çeken Tansı, farklı unsurlar bir araya geldiğinde siyasetin normali olan sağ-sol dengesinin bozulduğunu; seçmenin güven hissetmek istediğini, öncelikle ekonomiye baktığını, dış politika ya da ideolojik konuların genellikle oy tercihini belirlemediğini söyledi. CHP’nin yargı süreçleri nedeniyle defansif davrandığını ancak bunun diğer konuları ihmal etmemesi gerektiğini; hukuki mücadelenin sürdürülürken hükümet programı ve yönetim anlayışının halka anlatılması gerektiğini belirtti.
Ekrem İmamoğlu’nun adaylığına dair Tansı, yargısal süreçleri aşsa dahi diploma konusu gibi teknik sorunlar nedeniyle aday olma ihtimalinin zorlaşabileceğini ve eğer İmamoğlu aday olamazsa CHP’nin kendi içinden bir cumhurbaşkanı adayı belirleyeceğini, cumhurbaşkanı adayının yine ön seçimle belirlenmesi gerektiğini söyledi.
Siyasetin öne çıktığı bu ortamda hızlı ve adil yargılama ile duruşmaların TRT’den yayınlanma olasılığına ilişkin Tansı, hızlı ve adil yargılamanın olması gerektiğini, sürecin uzamasının rahatsızlık yaratacağını söyledi. Duruşmaların TRT’de yayınlanması önerisini çarpıcı bulduğunu ancak mevcut zeminde bunun kolay olmayacağını düşündüğünü belirtti. Siyasetin demokratik yollarla yapılması, muhalefet etmenin yargı konusu olmadığına dikkat çekti; siyaset suç değildir.
CHP’nin kurumsal kimliği, belediye başkanları ve bürokratların tutuklu yargılandığı, binlerce sayfayı bulan iddianamenin Türk siyasi tarihinde nasıl yer alacağı sorusuna Tansı, ağır cezaların talep edildiği bir iddianame olduğunu, mahkemenin kabul etmesi durumunda yargılamalar başlayacağını, hükümlerin verilmesi halinde temyiz süreçleriyle çok farklı sonuçların ortaya çıkabileceğini söyledi. Önümüzdeki seçimler açısından siyasetin yargıyla iç içe geçtiği bir tablo ortaya çıktığını ve bu yargılamaların tarihteki rolünün en net olarak sandıkta görüleceğini belirtti.
Özgür Özel’in Erdoğan’a yönelik çağrısına ilişkin değerlendirmesinde Tansı, Türkiye siyasetinin 1950’lerden beri otoriter ve rekabetçi bir yapıda olduğunu, CHP’nin zaman zaman sert söylemler kullandığını, bu tür söylemlerin büyük bir değişiklik getireceğini tahmin etmediğini söyledi.
Portre
1971’de İstanbul’da doğan Doç. Dr. Deniz Tansı İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Halkla İlişkiler ve Tanıtım Ana Bilim Dalı’nda yüksek lisans yaptı. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı Siyaset ve Sosyal Bilimler Bilim Dalı’nda doktorasını tamamladı. 2021’de doçent olan Tansı, Yeditepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünde öğretim üyeliği görevini sürdürüyor.
FOTOĞRAFLAR: UĞUR DEMİR

