Sezai Temelli: Meclis Torba Yasalarla Oyalıyor, Özel Yasa Beklentileri Karşılanmalı
DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Meclis’in toplumun beklentilerinden uzak torba yasaların görüşmeleriyle oyalandığını belirtti. Temelli, kanun yapımında “torba yasa” yöntemini eleştirerek düzenlemelerin ilgili paydaşlarla istişare edilmeden Meclis gündemine sunulduğunu vurguladı.
Temelli, toplumun Meclis’ten farklı beklentileri olduğunu ifade ederek şöyle konuştu: “Ne olmalı Meclis’in gündemi? Her şeyden önce en çok tartışılan bu özel yasa meselesi. Hala Meclis’in gündeminde değil. Meclis dışında çeşitli temennilerle tartışılıyor. Bir hafta yavaşlayalım, bir hafta hızlanalım meselesi. Bir mehteran bölüğü edasıyla, bu yasalar ne zaman yasalaşacak konusu üzerinde zamanın planlanmasına yönelik tartışmalar var ama ortada bir teklif yok, ortada bir tasarı yok, ortada buna dair bir planlama söz konusu değil. Ne zaman önümüze gelecek? Bilmiyoruz. Nasıl gelecek? Bunun yöntemine dair de bir açıklama söz konusu değil. Muhtelif görüşler açıklanıyor, çeşitli yorumlar yapılıyor. Fakat bu yasaya dair henüz ufukta görünen bir şey söz konusu değil. Oysa Meclis’in öncelikli gündemi bu olmalı. Neden olmalı? Çünkü bu yasaya bağlı birçok alandaki düzenleme dönüp bu yasanın çıkıp çıkmamasına endekslenmiş. Bunu iktidar yaptı. İktidar her tartışmayı getirip bu özel yasa tartışmasının içine kilitledi. Bu kilitlemeyi gerçekleştirdiği için de toplum, hangi konuyla Meclisin önüne gelse, siyaseti muhatap almaya kalksa, özel yasayla ilgili gündem bunun önüne geçiyor. Oysa infaz kanunda beklentiler var.”
“ÖZEL YASA BEKLENTİ ÖTESİNE GEÇMİYOR”
Temelli, hem siyasi hem adli mahpusların eşit ve adil bir düzenleme beklediğini, ancak her yargı paketinde bu konunun yer almadığını belirtti. 12. Yargı Paketi’nin hazırlandığını, ancak infaz kanununa dair düzenleme içermediğini söyledi. Temelli, yetkililerin “özel yasayı bekliyoruz” yanıtını verdiğini, ancak özel yasanın beklentilerin ötesine geçmediğini kaydetti. Kanun hükmünde kararname nedeniyle mağdur olan kesimlerin yükümlülüklerine ilişkin düzenlemeler, Barış Akademisyenleriyle ilgili talepler ve Anayasa Mahkemesi kararlarına dair düzenlemelerin de özel yasaya endekslendiğini aktardı.
Kayyum uygulamalarıyla ilgili olarak ise Temelli, yerel yönetimleri merkezileştiren anlayışın son bulması gerektiğini savundu. Siyasetin tüm kesimlerinin kayyum uygulamasının sona ermesi yönünde olumlu açıklamalar yaptığını, ancak somut bir düzenlemenin bulunmadığını belirterek “Neyi bekliyoruz? Özel yasayı bekliyoruz.” dedi.
“UMARIM SAMİMİ, SAHİCİ, CİDDİ KONUŞMALAR VE GEREKLİ ADIMLAR BİR AN ÖNCE ATILIR”
Özel yasayla ilgili gecikmeksizin adım atılması gerektiğini vurgulayan Temelli, “Çünkü kamuoyunun, toplumun adalete olan güveni zaten ciddi anlamda sarsılmıştır. Bu sarsılmış güveni toparlamak adına Türkiye’de insanların beklentilerini karşılayacak bu yasal düzenlemenin bir an önce hayata geçmesi zaruridir. Bu konuda gecikmemek gerekiyor. Hem Türkiye’nin içeride hem dışarıda yaşadığı krizler birçok gelişmeler de aslında bir an önce Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda atılacak adımların zaruriyetini bize gösteriyor. Umarım bu konuda samimi, sahici, ciddi konuşmalar, ciddi diyaloglar ve gerekli adımlar bir an önce atılır” dedi.
“BU KUMPAS DAVALARI AKLIYLA ÜLKEDE YARGININ BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ OLMASI MÜMKÜN DEĞİL”
Temelli, İBB davasına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “107 tutuklu sanıkla devam ediyor. Bir kere en başından beri şunu söyledik: Adil bir yargılama için tutuksuz yargılama mutlaka sağlanmalıdır. İnsanların iradelerini yok sayan, siyasi iradelerini yok sayan yargı eliyle yargının siyasallaşmış bir yaptırımıyla bu tür yargılamaları kabul etmek mümkün değil. Bu davaların aslında içinin boş olduğunu defalarca dile getirdik. Bakın Kobani Kumpas davasını ısrarla dile getiriyoruz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını dile getiriyoruz. Neden hala Selahattin Demirtaş cezaevinde, neden hala Figen Yüksekdağ cezaevinde neden hala arkadaşlarımız cezaevinde? Buna kimse yanıt veremiyor çünkü bir yanıtı yok. Onların cezaevinde olması aslında tamamen onların özgürlüklerinin gasp edilmesinden başka bir şey değil. 10. yılın içinde arkadaşlarımız, üç tane AYM kararı olmasına rağmen hala içeride tutsak edilmeye devam ediyorlar. Bu mesele aslında bugün İBB davasıyla bir kez daha karşımıza çıkıyor. Bu kumpas davaları aklıyla bu ülkede bir adaletin sağlanması, yargının bağımsız ve tarafsız olması, ülkenin hukuk devleti ve demokrasiye ulaşması mümkün değil. Her şeyden önce, bir an önce bu yargı krizi çözüme kavuşmalıdır. Artık siyasetin yargıya müdahalesi yargının da siyaseti dizayn etmesine son verilmelidir.”

