Anayasa Mahkemesi Ağbaba-Özhaseki Davasında İfade Özgürlüğünü İhlal Olarak Belirledi
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 14 Mart 2019’da Malatya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği ziyaretinde, dönemin AKP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Özhaseki‘nin FETÖ ile bağlantılı olduğunu ileri sürdü. Mehmet Özhaseki, ifadelerin kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği gerekçesiyle Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne 50 bin TL’lik manevi tazminat davası açtı.
Mahkeme tazminat istemini reddetmişti İlk derece mahkemesi tazminat istemini reddetti. Mahkeme gerekçesinde, davacının siyasi konumu nedeniyle ağır, sert ve hatta incitici eleştirilere katlanması gerektiğini; davacının siyaseti seçmekle bilinçli olarak tutum ve davranışlarını kamunun denetimine açtığını; tarafların sıfatları gereği haklarındaki söylemlere cevap verecek olanaklara sahip olduklarını; davalının ana muhalefet partisi milletvekili olarak kamuyu bilgilendirme ve aydınlatma görevi kapsamında davacının siyasi eylem ve söylemleri hakkında kişisel değer yargılarını da katarak eleştiride bulunabileceğini değerlendirdiğini belirtti. Mahkeme, sözlerin davacının kişilik haklarını hedef almadığını, öz ile biçim arasındaki dengeyi koruduğunu, tartışılmasında kamusal yararı bulunan konuları ifade ettiğini ve sert de olsa ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını vurguladı.
Ancak kararın istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi, ilk derece kararını bozdu ve tazminat talebini kısmen kabul etti. Bölge Adliye Mahkemesi, Ağbaba’nın “FETÖ’nün Kayseri’deki 1 numaralı başı” ifadesinin somut olgu isnadı içerdiğini, bunu ispatlayacak delil sunamadığını ve davacının FETÖ’cü olduğuna dair bir soruşturma bulunmadığını belirterek Ağbaba’nın 7 bin TL manevi tazminat ödemesine hükmetti.
Anayasa Mahkemesi başvuruyu kabul etti ve net 34 bin TL tazminat öngörüldü Ağbaba, kararın kesinleşmesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Yüksek Mahkeme, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verdi. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmedilerek kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesine iletilmek üzere Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verildi ve başvurucuya net 34 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildi.
Yüksek Mahkeme gerekçesi Yüksek Mahkeme kararında, Anayasa’nın 26. maddesinde korunan ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir ihtiyacı karşılayan orantılı bir müdahale olması gerektiğini belirtti. Mahkeme, ifade özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkı arasında adil bir denge kurulup kurulmadığını değerlendirirken kullanılacak ölçütleri sıraladı: ifadelerin kim tarafından dile getirildiği; hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük düzeyi ve önceki davranışları; bir siyasetçinin katlanması gereken eleştirinin sınırlarının sade bir vatandaşa göre daha geniş olup olmadığı; ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı; kamuyu bilgilendirme değeri; toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncelliği; davacının cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı; ifadelerin hedef alınanın hayatı üzerindeki etkisi; ifadelerin bağlamından kopartılıp kopartılmadığı; başvurucunun yaptırıma maruz kalma endişesinin caydırıcı etkisi olup olmadığı; ve söylemlerin maddi vakıa açıklaması mı yoksa değer yargısı mı olduğu.
Somut olayın koşulları 31 Mart 2019’da Türkiye’de yerel seçimler yapıldı; ihtilafın merkezindeki sözler milletvekili olan başvurucu tarafından bahsi geçen yerel seçimlerden yaklaşık iki hafta önce sarf edildi. Sözlerin muhatabı ise iktidar partisinin önde gelen siyasetçilerinden olup aynı zamanda o yerel seçimde Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayıydı. Başvurucunun, davacının 1 Mart 2019’da yaptığı açıklamalara cevaben ihtilaflı ifadeleri sarf ettiği anlaşıldı. Yargılama sürecinde davacının bahsi geçen sözleri sarf etmediği yönünde bir iddiası yoktu; davacı, kendisinin FETÖ’nün Kayseri’deki bir numaralı ismi gibi gösterilmesinin haksız bir saldırı teşkil ettiğini savundu. Bölge Adliye Mahkemesi söz konusu ifadenin olgu isnadı olduğunu kabul etti.
Değer yargısı mı olgu isnadı mı? Anayasa Mahkemesi, başvurucunun davacı hakkında ileri sürdüğü FETÖ/PDY ilişkisi iddiasının değer yargısı niteliğinde olduğunu belirtti. Başvurucunun konuşmasında bazı olgulara dayandığı ve davacı için kullandığı “FETÖ’nün bir numaralı başı” ifadesinin somut vakalara dayanan, ispatlanması beklenmeyen değer yargısı niteliğinde ifadeler olduğu kaydedildi. Ancak Mahkeme, değer yargısının da somut unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmediğinin müdahalenin orantılılığı açısından belirleyici olduğunu vurguladı; somut unsurlar yoksa değer yargısının ölçüsüz olabileceğini söyledi. Bu kapsamda değerlendirilmesi gereken hususlar, başvurucunun ifadeleriyle keyfi biçimde davacıyı hedef alıp almadığı ve kullanılan sözlerin sebepsiz kişisel saldırı oluşturup oluşturmadığıdır.
Mahkeme kararında, başvurucunun açıklamalarının temelinde H.B. ile 22/3/2016 tarihinde yaptığı konuşmanın bulunduğu; H.B.’nin yargılama sürecinde benzer ifadeleri mahkemeye sunduğu; H.B.’nin davacı tarafından Pensilvanya’ya götürüldüğünü ve davacı aracılığıyla F.G. ile tanıştığını ifade ettiği belirtildi. Başvurucunun, Pensilvanya’ya giden ekibin içindeki bazı şahısların önemli görevlere getirilmesine rağmen kendisinin yargılandığını ifade eden H.B.’nin sözlerinden yola çıkarak davacının FETÖ ile yakın ilişkisine işaret ettiği görüldü. Başvurucu ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’nde çekilmiş bir fotoğrafı da kamuoyuyla paylaştı. Konuşmasının sonunda ise davacıya Pensilvanya’ya gidip gitmediğini, F.G.’nin okullarını ziyaret edip etmediğini ve H.B. gibi Kayseri’nin zengin iş insanlarını F.G. ile tanıştırıp tanıştırmadığını kamuya açıklaması çağrısında bulundu. Bu delil ve iddialar ışığında Anayasa Mahkemesi, başvurucunun tanık ve diğer delillere dayalı ifadelerinin olgusal dayanaktan yoksun keyfi bir saldırı olarak nitelendirilemeyeceğini kaydetti.
Siyasi söylem ve ifade özgürlüğünün kapsamı Mahkeme, toplumu ilgilendiren ve kamusal tartışmaya katkı sunan konularda yüksek sesle yapılan eleştirilerin demokratik rejimlerde korunmasının önemine dikkat çekti. Özellikle siyasetçilerin aralarındaki tartışmalarda tarafların ifade özgürlüğünden daha geniş şekilde yararlandığını, siyasi tartışmaların serbestliğinin demokratik toplum idealinin merkezinde yer aldığını vurguladı. Seçmenlerini temsil eden ve kamu çıkarını savunan siyasetçiler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu belirtildi. Bu nedenle, siyasetçi ifadesine getirilen müdahalelerin daha sıkı denetime tabi tutulması gerektiği, kamusal ilginin odağındaki siyasetçiler hakkında kabul edilebilir eleştiri sınırlarının sıradan bir kimseyle kıyaslandığında daha geniş olduğu ifade edildi.
Mahkeme ayrıca kullanılan dil ve üslubun muhatap açısından rahatsız edici olsa dahi ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun zorunlu temellerinden biri olarak kırıcı, şok edici veya rahatsız edici ifadeleri de kapsadığını, ifade özgürlüğünün abartıya ve kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini benimsediğini belirtti.
Anayasa Mahkemesi sonucu Bölge Adliye Mahkemesi, somut olayda ifadelerin kullanıldığı dönemin koşullarını, ifadenin bağlamını, başvurucunun konuşmasının tamamını ve başvurucu ile davacının toplumsal konumunu tartışmadan başvurucuyu tazminata mahkum etti. Anayasa Mahkemesi, Bölge Adliye Mahkemesi’nin ileri sürdüğü gerekçelerin başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahale için ilgili ve yeterli olmadığını tespit etti. Sonuç olarak, Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi ve belirtilen işlemlerin yapılmasına hükmetti.

