Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Abdullah Ağar Suriye’deki PKK’nın ‘ABD istemiyor’ diye görmezden gelinemeyeceğini söyledi: Sahada değilsen menüdesin

Abdullah Ağar ile Halep, PKK ve Türkiye’nin Seçenekleri Terör ve

Abdullah Ağar ile Halep, PKK ve Türkiye’nin Seçenekleri

Terör ve güvenlik uzmanı Abdullah Ağar, Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. Söyleşide Halep’teki SGD/HTŞ çatışmasının nedenleri, bu iki mahallenin demografik ve siyasi özellikleri, PKK’nın Suriye stratejisi, 10 Mart Mutabakatı’nın riskleri ve Türkiye’nin izleyebileceği politikalar ele alındı.

Şeyh Maksut ve Eşrefiye Mahallelerinin Özelliği

Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahalleleri tamamen Kürt yerleşimi değildir; özellikle Eşrefiye daha çok Arap nüfusunu barındırır. PKK’nın Irak ve Suriye’de yıllar içinde yuvalandığı gözlemlenmektedir. PKK, Irak’taki güç boşluğunu iyi değerlendirirken Suriye’de de baba-oğul Esad dönemlerinde destek görmüştür. Şeyh Maksut’ta yuvalanma 1985’te başladı. Mahallenin adı, göç öncesinde Hristiyanlar, Süryaniler ve Ermenilerin yaşadığı Cebel es Seyyide (Meryem Tepesi) iken, göç ve demografik değişimle birlikte ölen bir Kürt şeyhinin adıyla anılmaya başlandı.

Suriye iç savaşı sırasında Halep Esad rejiminin elinde kaldığında, PKK Esad ile iş birliği geliştirerek ilgili bölgelere daha derin nüfuz etti. Aralık 2024 Halep-Şam savaşları sırasında HTŞ’nin Halep’i ele geçirmesi, durumun iç ve dış hassasiyetleri nedeniyle müdahaleyi sınırladı; HTŞ öncelikle Esad’ın hükümran olduğu alanlara yöneldi.

Mahalle Özelinde Örgütler Arası Anlaşmazlık

Bazı değerlendirmelere göre bu iki mahalle özelinde PKK ile HTŞ arasında anlaşmazlık çıktı; Kandil cephesi direnişi vurgularken SDG’nin (bazı unsurlarının) çıkmak istediği iddia edildi. Ağar’a göre burada ilginç olan Türkiye’deki çözüm sürecinde bir tarafın “kalın, savaşın” derken ötekilerin “anlaşalım” deme eksenidir. Bu durum hem Türkiye’ye hem de Şam’a yönelik bir tuzak niteliği taşımaktadır.

Nasıl Bir Tuzak ve Amaç

Ağar, kontrollü bir direnç ve kontrollü bir boşaltma üretilerek Suriye’de özerk, yapısal bütünlüğünü koruyan PKK devletinin kalıcı hale gelmesinin amaçlandığını belirtiyor. Halep ve Şam savaşları çıktığında PKK dengesi zayıflamıştı; Ağar, o dönemde “PKK dengesini yitirdi, vurun, Rakka’yı düşürün” çağrısında bulunduğunu ancak bunun gerçekleşmediğini söylüyor. Geçmiş keşkelerle uğraşmak yerine çözümün mevcut durumdan çıkarılması gerektiğini vurguluyor.

Türkiye Ne Kazanıyor veya Kazanabilir?

Ağar’a göre Türkiye’nin kazanacağı, PKK’nın Türkiye’yi parçalamaya yönelik tehdidinin giderilmesidir. Türkiye’nin kalıcı bir çözüm üretmeye çalıştığı bir yaklaşım belirginleşmektedir.

10 Mart Mutabakatı ve Üniter Yapı

10 Mart Mutabakatı ve benzeri anlaşmalar, PKK’nın yapısal bütünlüğünü korumasına dair riskler içeriyor. Ağar, bu tür anlaşmaların Suriye’de üniter yapıyı sağlamaya yönelik güven üretmediğini, aksine üniter yapıyı sabote eden, şüphe yaratan anlaşmalar olduğunu belirtiyor. HTŞ’nin de bu anlaşmaları yapmasının arkasında Halep ve Şam savaşlarındaki başarıyı sağlayan dış aktörler ve angajmanlar vardır. Örneğin Gazze’den itibaren İsrail ve ABD’nin İran-Şii milisler-Hizbullah ve Esad unsurlarına yönelik vuruşları oradaki yapılanmayı zayıflatmış, bu zayıflama İdlib’te kümelenen HTŞ’ye yol açmıştır.

Türkiye’nin 10 Mart Israrı ve Yenilenme İhtimali

10 Mart Mutabakatı’nda geçen “entegrasyon” kelimesi Ağar’a göre tehlikelidir; PKK bunu yapısal bütünlüğünü koruyarak, kaynaklara hükmederek ve Şam’a nüfuz ederek entegre olmak şeklinde algılayabilir. Anlaşma uygulamaya geçmeyince ABD Büyükelçisi Berç (Barrack) “Her kriz yeni bir yol gösterir” diyerek yeni bir anlaşmadan söz etmiştir. Ağar, Türkiye’nin 10 Mart’taki üniter yorumu savunması gerektiğini; SDG’nin yapısal bütünlüğünün reddedildiği, kaynakların, sınırların ve kapıların Şam yönetimine geçtiği, Şam karar mekanizmalarına sızmanın engellendiği bir uygulama ısrarının sürdürülebileceğini öneriyor.

Entegrasyonun Ne Olacağı

Ağar’ın tarifine göre entegrasyon, Suriyelilerin bireysel bazda hiçbir silahlı veya örgütlü yapısal bütünlük üretmeden vatandaşlık bağıyla merkezi devlete dahil olmasıdır. Bireyler Şam’ın ordusu, polisi, bürokrasisi ve uygulama mekanizmalarına katılacak; egemen Şam olacak ve üniter yapı tesis edilecek. PKK’nın altındaki siviller bu şekilde yaşam bulabilecek, ancak silahlı PKK unsurları çekilecek veya gidecektir.

SDG/YPG Yerine Neden PKK Deniyor?

Ağar’a göre SDG aslında PKK’dır. Yaklaşık 100 bin kişilik bir yapılanmadan söz edilse de bunların omurgasını 11 bin kişilik çekirdek PKK oluşturmaktadır. Lider kadroların PKK’lı olduğu, Mazlum Abdi, İlham Ahmed, Eldar Halil, Foza Yusuf gibi isimlerin PKK bağlantıları bulunduğu ve Bahoz Erdal’ın komiserliğinin olduğu iddia ediliyor. Ayrıca Terörsüz Türkiye sürecinde özellikle Irak’tan binlerce PKK’lının Suriye’ye geçtiği, böylece 11 bin kişilik omurganın güçlendirildiği belirtiliyor.

PKK’nın Nihai Hedefleri: Suriye

Ağar’a göre PKK, bütün Suriye’yi ele geçirmek istiyor; hedefleri sadece Fırat’ın doğusu değildir. Batıda Akdeniz’e çıkmak, merkezde Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeydoğusunu bağlamak, doğuda İran’a erişmek ve kuzeyde Türkiye’yi parçalamak gibi geniş hedefleri vardır. SDG’nin Fırat’ın doğusunda Deniz Harp Akademisi kurma girişimi gibi örneklerle bu maksadı gösterdiği ileri sürülüyor. Ağar, PKK’nın söz konusu stratejisini “PKK bir Şam şeytanıdır, bir Bağdat hırsızıdır, bir Tahran cambazıdır ve bir Atlantik faresidir” şeklinde özetliyor.

Kontrollü Boşaltma ve Direniş Stratejisi

PKK’nin uyguladığı strateji kontrollü boşaltma ve kontrollü direniş içeriyor; yani “silah bende, egemenlik sende değil” yaklaşımıyla Fırat’ın batısına odaklanmayı sağlıyor. Ağar’a göre asıl konuşulması gereken bölge Fırat’ın doğusudur; orada üniter devlet tesis edilemezse Suriye bölünebilir.

Türkiye’nin Müdahalesi ve Colani

Milli Savunma Bakanlığı’nın Suriye’nin yardım talep etmesi durumunda Türkiye’nin destek vereceği açıklamasına değinen Ağar, Colani çağırsa da çağırmasa da Türkiye’nin Suriye’ye girmesi gerektiğini savunuyor. Bu meseleyi Colani’nin insafına bırakmanın doğru olmadığı, sahada etkinlik sağlanması gerektiği belirtiliyor.

Türkiye ABD’ye Rağmen Harekât Yapabilir mi?

ABD’li Senatör Graham’ın uyarılarına rağmen Ağar, Türkiye’nin gerekirse ABD’ye rağmen harekât yapabileceğini söylüyor. İsrail’in 7 Ekim sonrası operasyonda stratejik üstünlüğünü kullanmasına atıfta bulunarak, Türkiye’nin PKK tehdidini “ABD istemiyor” gerekçesiyle göz ardı edemeyeceğini belirtiyor. Coğrafyada aktif olmamanın menüde kalmak anlamına geldiğini, fırsat yaratmanın önemini vurguluyor. Türkiye’nin vekil unsurlarla veya müttefiklerle hareket etme seçenekleri olduğunu söylüyor ve PKK’nın Suriye kuzeydoğusunda kanton veya federal bir bölge olarak kalmaması gerektiğini savunuyor.

Colani İçin Kavramsal Çatı Önerisi

Ağar, Colani’nin kalıcı olmak istiyorsa Suriye’de toprak bütünlüğünü tesis edecek ve tüm Suriye toplumunu bir arada tutabilecek kavramsal bir çatı oluşturması gerektiğini belirtiyor. Bu çatı olarak demokratik, laik, sosyal hukuk devleti modelinin Suriye’nin kurtuluşunun çaresi olduğunu ifade ediyor. Eski bir İslamcı terör örgütü ile böylesi bir yapı inşa edilebilir mi sorusuna Ağar, zorunda olunduğunda bu tür aktörlerin akıllanabileceğini ve mezhepçi bir Arap devleti kurulmasının Suriye’nin parçalanması için fitne üreteceğini vurguluyor.

Terörsüz Türkiye Süreci ve DEM Parti

Terörsüz Türkiye sürecine vicdan, insanlık ve sağduyu sahibi herkesin destek verdiğini, ancak Apo ve Kandil devreye girince bu desteğin azaldığını belirtiyor. Kandil’in ve DEM Parti’nin açıklamaları ile Meclis komisyonuna verilen raporların, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin parçalanma manifestosu gibi algılandığını, DEM Parti’nin Terörsüz Türkiye umudunu silahlaştırdığı ve demokrasi, insan hakları, barış ve özgürlük kavramlarını istismar ederek terörün siyasi planını dayattığı görüşünü paylaşıyor.

PKK’nın Türkiye Planı

PKK’nın süreci, hassasiyetleri, beklentileri ve ikbal hesaplarını kullanarak Türkiye’ye zaman tuzağı kurmak ve taviz koparmak şeklinde algılandığını belirtiyor. Bu tutumla Suriye’de Türkiye’nin terör devleti kurulmasına müdahale etmesine engel olunabileceği ifade ediliyor.

Apo’nun Rolü ve Toplumsal Algı

PKK lideri Abdullah Öcalan’a (Apo) Kürt vatandaşların temsilcisi rolü verilmesinin gerilimi artırıp artırmayacağı tartışılıyor. Ağar, Türk milletinin PKK’nın kanlı eylemlerini Kürt kardeşlerine mal etmediğini; Kürt etnik kimliğinin istismar edildiğini, PKK’ya karşı Türk ve Kürtlerin birlikte mücadele ettiğini ve bu gerçeğin dağdaki herkes tarafından bilindiğini vurguluyor. Apo’nun kullanımı sadece taktiksel fayda sağlar, daha fazlası olmayacağı görüşünde.

Çözüm: Alan Hakimiyeti

Ağar’a göre düğüm ancak alan hakimiyetiyle çözülebilir. Erdoğan’ın 2019’da Barış Pınarı Harekatı öncesinde dile getirdiği “432’ye 30” (432 km sınır boyunca 30 km derinlik) ifadesi referans gösteriliyor. Eğer harekât o sınırları kapsayacak şekilde tamamlanmış olsaydı bugünkü tartışmaların bir kısmı yaşanmayabilirdi. Ancak Trump yönetiminin engellemeleri ile tam hedefe ulaşılamadığı, verilen sözlere rağmen PKK’nın ağır silahlarının sahadan çekilmediği belirtiliyor. Barış Pınarı’nın sınırlı kalmasının tehditlerin katlanmasına yol açtığı vurgulanıyor.

ABD Temsilcisi Barrack’ın Rolü

ABD’nin Suriye özel temsilcisi ve Türkiye büyükelçisi Brett McGurk (Barrack) Türkiye ziyaretinin amaçlarına ilişkin Ağar, temsilcinin yetkili ve erişimi yüksek olduğunu, etki arayışında bulunduğunu ancak ABD’nin ikircikli siyasetine son verilmesi gerektiğini ve SDG’ye sağlanan desteğin sona ermesi gerektiğini savunuyor. Bu desteğin sürdürülemez olduğunu, güven bunalımı yarattığını ve gelecekteki işbirliğini kilitleyen bir duruma yol açtığını belirtiyor. Ayrıca bu politikanın ABD’nin hassas olduğu İsrail güvenliğine de hizmet etmediğini söylüyor.

ABD ve İsrail’in Üniter Yapıya Bakışı

Ağar, Suriye’de üniter yapının tesisinin ABD ve İsrail açısından da doğru bir çözüm olduğunu belirtiyor. ABD’nin Suriye’de olmasının birçok jeopolitik, stratejik ve ekonomik başlığı bulunduğunu, bunların çoğunun uyumlu olduğunu fakat birkaç başlığın PKK üzerinden anlaşmazlık ürettiğini söylüyor. Eşgüdüm ve menfaatler üzerinden ABD’ye çözüm iradesi gösterilmesi gerektiğini; bu başarılamazsa PKK’nın bitmemesinin bölgeyi derin bir kaosa sürükleyebileceğini vurguluyor. ABD ve İsrail bugünkü istikrarsızlığı isteyebilir ama bunun yarın kendilerine de zarar vereceğini ifade ediyor.

Kaotik Senaryo ve Türkiye’nin Güvenliği

Ağar, senaryonun Kürt etnik kimliği ekseninde dört ülkeyi parçalamayı hedefleyen emperyal bir proje olduğunu; bunun Kürtler için bir devlet değil, sömürge alanı veya ileri karakol niteliğinde olacağını belirtiyor. Akıllı ve sağduyulu siyasetin buna düşmemesi gerektiğini söylüyor.

Portre: Abdullah Ağar

1967’de Ankara’da doğdu. 1989’da Kara Harp Okulu’ndan piyade teğmen olarak mezun oldu. Özel kura çekerek komando, ardından Özel Kuvvetler’de tim komutanı oldu. 2’nci (Bolu) Komando Tugayı’ndan Güneydoğu’ya giderek Besler-Dereler’de ilk operasyonuna katıldı. Güneydoğu ve Irak’ın dağlarında yıllarını geçiren Ağar, Irak’ın kuzeyinde yaralandı. Komutanlığı döneminde tim, kol ve bölüklerinde 11 şehit ve 25 gazi verildi. 2010’da Dışişleri Bakanlığı bünyesinde tekrar Irak’a giderek dört yılı aşkın süre görev yaptı. Ağar, “Üstün Cesaret ve Feragat ile Harekat Çelik Beratları” sahibidir.