Torino Kefeni Üzerinde Yapılan DNA Analizleri Yeni Bulgular Ortaya Koydu
Uzun yıllar boyunca İsa peygamberin bedenini sarmak için kullanıldığına inanılan ve “Torino Kefeni” olarak bilinen kumaşla ilgili çarpıcı bulgular açığa çıktı. Kefen üzerinde yapılan DNA analizleri, kumaşta çok sayıda insan, hayvan ve bitki DNA’sı izleri olduğuna işaret etti.
Kefen, tarih boyunca birçok Hristiyan ve Papa tarafından gerçek bir emanet olarak kabul edildi. İlk kayıtlı sergilenmesi 1389’da gerçekleşti; o dönemde Troyes piskoposu eser hakkında gerçeklik iddiasını belirtmişti. Yıllar içinde birçok Papa kefeni ziyaret etti; yakın dönemde Papa Francis de Torino ziyaretinde kefeni görmüş ve “Bu sevginin ikonu, şimdi bile bu kadar çok insanı buraya, Torino’ya çeken kefendir. Kefen, insanları İsa’nın azap çekmiş yüzüne ve bedenine çekerken, aynı zamanda her acı çeken ve haksız yere zulüm gören kişinin yüzüne yönlendiriyor.” ifadelerini kullanmıştı.

Tarihsel kayıtlarda Torino Kefeni ilk kez MS 1353–1357 yılları arasında Fransız şövalye Geoffroi de Charny’nin evinde ortaya çıktı; kefenin nasıl oraya ulaştığı ise belirsizliğini koruyor. Daha önce yapılan radyokarbon tarihlendirme çalışmaları kumaşın MS 1260–1390 döneminde üretildiğini gösteriyordu.
Yeni yapılan DNA temelli genetik incelemeler, nesnenin üzerindeki bitki, hayvan ve insan izlerini ayrıntılı şekilde ortaya koydu. Bitki DNA analizlerinde yaban havucu, portakal ve muz gibi türlerin izleri saptandı. Bu bitki çeşitlerinin Avrupa’ya ancak Orta Çağ’ın sonlarına doğru girdiği ve bölgedeki tarım kültürüyle uyumlu olduğu belirtiliyor. Araştırmacılar, iddia edilen antik Orta Doğu kökenine dair tipik floraya ait izlerin yokluğunun kutsal emanet tezini zayıflatıcı bir unsur olduğuna dikkat çekti.
Hayvan DNA’sı incelemelerinde ise domuz, koyun, keçi, tavuk, at, evcil kedi ve köpek olmak üzere toplam 7 hayvan türüne ait genetik izleri belirlendi. Bu durum, kumaşın Akdeniz çevresine ait olabileceğini ya da bölgedeki yolculuğu sırasında yoğun kontaminasyona (bulaşmaya) maruz kaldığını düşündürdü.
İnsan DNA’sı analizleri de çarpıcı sonuçlar verdi. Değerlendirmelere göre, kefen üzerindeki insan DNA’sının yüzde 55,6’sından fazlası Yakın Doğu kökenli soylara karşılık gelirken, Batı Avrupa kökenli soyların payı yüzde 5,6’dan az olarak tespit edildi. Toplam insan genomik verisinin yüzde 38,7’sinin Hint kökenli soylara ait olması ise beklenmedik bir bulgu olarak kaydedildi.

Uzmanlar bu insan DNA’sı dağılımını, İndus Vadisi yakınlarındaki bölgelere ait keten veya iplik tedarikiyle ilişkili tarihsel ticaret ağlarına bağladı. Araştırmacılar, bu verilerin Torino Kefeni’nin kutsal emanet olma olasılığını zayıflattığını vurguladı.
Sonuç olarak, radyokarbon tarihlendirme ile genetik analizlerin kombinasyonu; kumaşın Orta Çağ dönemine tarihlenmesi, Avrupa’ya özgü bitki izleri ve çok çeşitli hayvan ve insan DNA’larının bulunması nedeniyle kefenin kökenine ilişkin tartışmaları yeni veriler ışığında şekillendiriyor.
















