Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Huzurevlerine yüzde 35 zam: Emekliye huzur da yasak!

Emekliye 20 bin lira “müjde” deniliyor — Huzur nerede? İşçi

Emekliye 20 bin lira “müjde” deniliyor — Huzur nerede?

İşçi ve Bağ-Kur emeklisine yansıtılan zam oranı yüzde 12,19; memur emeklisine ise yüzde 18,61. Aynı dönemde yaşlı bakımının ve özel huzurevi ücretlerinin artışına baktığımızda tablo farklı: İstanbul’da 2026 özel huzurevi ücret tespitinde artış oranı yüzde 35. Taban ücret 20.250 TL + KDV; yani KDV dahil 22.275 TL.

Burada mesele yalnızca rakam değil. Bu, devletin karşımıza koyduğu çıplak bir gerçek: emeklinin geliri ile yaşlı bakımının maliyeti birbirinden kopmuş durumda. Bir yanda “en düşük emekli maaşı 20 bin” tartışması; öte yanda “taban” diye başlayan, KDV eklenince 22 bini aşan huzurevi ücreti. Demek ki emekli, “huzur” ararsa maaşı yetmiyor.

Daha da acısı şu: “Taban ücret” çoğu zaman gerçek hayatın tabanı değil. Sektörde bu rakam, birçok yerde yalnızca bir giriş eşiğine dönüşüyor. Odanın şartı, bakım düzeyi, sağlık hizmeti, sosyal alanlar, personel yoğunluğu derken fiyatlar yukarı tırmanıyor. Kâğıt üzerinde taban var; hayatın içinde huzur yok.

Peki devlet huzurevleri? İşin asıl kırılma noktası burada. Çünkü mesele “özel huzurevleri pahalı” cümlesiyle bitmiyor. Devlet huzurevlerinin sayısı ve kapasitesi, artan yaşlı nüfusun ve ağırlaşan ekonomik koşulların karşısında yetersiz kalıyor. Başvuran çok, yer sınırlı; bekleme listeleri uzuyor. Birçok aile, “sıra var” denilerek aylarca, kimi zaman daha uzun sürelerle beklemek zorunda kalıyor.

Oysa yaşlılık beklemiyor. Hastalık beklemiyor. Yalnızlık hiç beklemiyor. Bugün emeklinin ve yaşlının dramı şu: kendi evinde tek başına kalamıyor; ama gidecek güvenli bir yer de bulamıyor. Kiralar yüksek; evde bakım maliyetli; özel huzurevi pahalı; devlet huzurevi ise kapasite baskısı altında.

Bu tablo bize şunu söylüyor: Bu ülkede yaşlanmak giderek bir “maliyet kalemi” gibi görülüyor. Oysa yaşlılar bir ülkenin yükü değil, hafızasıdır. Bir ülkenin medeniyeti, gökdelenleriyle değil; yaşlısına sunduğu güvenle ölçülür. Yüzde 12–18 bandındaki emekli artışlarıyla yüzde 35’lik huzurevi zammını yan yana koyduğunuzda ortaya çıkan şey matematik değil, vicdandır.

Emekli yıllarca çalıştı, üretti, prim ödedi, vergi verdi. Bugün devletten lütuf istemiyor; hakkını istiyor: insanca yaşlanma hakkını. Ama biz yaşlıya “huzur”u bile fatura kalemi olarak sunuyoruz; KDV’li bir bedelin içine sıkıştırıyoruz. Bu ülkede emeklinin huzuru çoktan kaçtı.