Mutfaktaki Yangın: Enflasyon, Kamu Harcamaları ve Düşük Ücretlerin Yol Açtığı Geçim Krizi
İktidarın enflasyonla etkili bir mücadele politikası izlemediği değerlendirmesiyle hayat her geçen gün daha da pahalı hale geliyor. Enflasyonu durdurmayı başarsa bile fiyatların genel düzeyinin yüksek olması nedeniyle geçim sorununun çözülmesi mümkün görünmüyor.
Yetkili çevrelerin enflasyonla mücadeleyi ücretleri düşük tutmak olarak anladığı; halkın düşük ücret nedeniyle talebinin kısılmasının enflasyonu aşağı çekeceği hesaplandığı ileri sürülüyor. Oysa metinde vurgulanan görüşe göre enflasyonun en önemli kaynağı geniş halk kesiminin tüketim talebi değil, kamu harcamalarıdır. Dolayısıyla ücretleri düşük tutmak yerine kamu harcamalarını ciddi şekilde düşürmek daha etkin bir enflasyonla mücadele yolu olabilirdi; ancak mevcut politikaların bu yönde olmadığı belirtiliyor.
Vatandaşlar düşük ücretlerle mutfak masrafı ve barınma giderlerini karşılamaya çalışırken gelirin buna yetmemesi sonucu farkı borçlanarak, kredi kartlarına yüklenerek karşılamaya çalışıyor. Bankaların kredi kartı limitlerini düşürmeye yönelik çalışma yaptığı yönünde haberler geliyor; bu durum, borçlanma olanaklarının da daraltılabileceğine işaret ediyor.
İktidarın bazı aylarda düşük, diğer aylarda yüksek enflasyon rakamları açıklaması da ekonomistler tarafından ücretlere yüksek artış yapmamak için izlenen bir politika olarak değerlendiriliyor. Eski Hazine Müsteşarı ekonomist Dr. Mahfi Eğilmez bu durumu şu sözlerle açıklıyor: “…her yılın aralık ayındaki aylık enflasyona göre çok daha yüksek bir ocak ayı enflasyonu çıkmış bulunuyor. Son iki yılda bu fark 5 misline kadar yükselmiş. Bir ayda ne olmuş olabilir ki fiyatlar bu kadar artmış olsun? Olan şey yılın son iki ayında ve özellikle de son ayında bütün zamlar, artışlar biriktirilip bir sonraki yılın ocak ayına devrediliyor ve o nedenle Aralık ayı düşük, ocak ayı çok yüksek çıkıyor. Bunun nedeni yıllık enflasyonun son aylarda yükselmesini ve ücret artışlarını yukarı yönde etkilemesini önlemek.”
Bu tespitler, iktidarın enflasyonla değil ücretlerle mücadele ettiğini gösteriyor. Düşük ücretlilerin yalnızca gıda enflasyonuyla bile başa çıkmasının mümkün olmadığı belirtiliyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) fiyat araştırması bu durumu açıkça ortaya koyuyor: kuzu etinin kilosu 1.071 lira, tereyağının kilosu 921 lira, zeytinyağının kilosu 346 lira, tavuk etinin kilosu 113 lira, kabağın kilosu 108 lira, pirincin kilosu 88 lira.
Ekonomistlerin “mutfaktaki yangın” olarak nitelendirdiği tablo nedeniyle bir asgari ücretlinin veya düşük ücretli emeklinin et ya da tereyağı almasının mümkün olmadığı vurgulanıyor. Sokak söyleşilerine katılan birçok emekli ise eti ancak kurban bayramlarında yiyebildiklerini ifade ediyor.
Metinde önerilen öncelik, iktidarın mutfaktaki yangını söndürmesi; ücret artışlarını enflasyonun üzerinde gerçekleştirerek geniş halk kitlelerinin asgari düzeyde dahi olsa geçinebilmelerini sağlamasıdır. Türkiye’nin birçok sorunu bulunduğu, ancak hayat pahalılığının vatandaşlar için en büyük sorun olduğu belirtiliyor. Artık bir orta sınıftan söz etmenin zorlaştığı; işçi, memur ve emeklinin hızla yoksullaştığı ifade ediliyor.
















