Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Güvenilmez bir ülkeyken “yatıştırıcı” oldu: Pakistan arabuluculuğu nasıl başardı?

Pakistan’ın Arabuluculuğu: ABD-İsrail-İran Krizinde İslamabad’ın Rolü ABD ile İsrail ikilisinin

Pakistan’ın Arabuluculuğu: ABD-İsrail-İran Krizinde İslamabad’ın Rolü

ABD ile İsrail ikilisinin İran’a yönelik başlattığı hukuksuz savaşın şimdilik bir ateşkesle “durulması”nda Pakistan gibi hiç tahmin edilmeyen bir ülkenin kilit rol oynaması, uluslararası gelişmelerden haberdar olanlar için sürpriz oldu. Arabuluculuk gibi tarafların güvenini kazanma şartının olduğu bir görevde yıllardır “güvenilir” bir ülke olmamakla bilinen Pakistan’ın üstlenmesi elbette incelenmeye değer.

Hatırlayalım: Daha yakın zamana kadar sınır komşusu Afganistan’la savaşında ABD’ye destek verirken bir yandan da Taliban’a destek veren Pakistan, bu yüzden uluslararası alanda “güvenilmez” sayılıyordu. İç siyasi sorunlarla boğuşan, “demokrasisi” hayli yaralı ve her yıl “çökmekte olan ülkeler” listesinde üst sıralarda yer alan bir ülke olarak Pakistan’ın böyle bir rolü üstlenmesi şaşırtıcıdır.

Umman ya da Katar gibi daha önce “arabuluculuk” deneyimleri olan ülkeler yerine Pakistan’ın nasıl öne çıktığını anlamak, alınacak dersler açısından önemli. Öncelikle stratejik konumlanışı onu bu göreve uygun hale getirdi. İç politikasındaki kargaşaya rağmen dış politikada dengeci bir tutum almayı başardığı görülüyor. İran’a siyasi yakınlığının yanı sıra hem ABD ile hem de Suudi Arabistan ile “dengeli” ilişkilere sahip olması, çatışmanın bölgeye yayılması durumunda büyük zarar görecek bir ülke olması nedeniyle bu ilişkileri arabuluculukta kullanmasını sağladı.

İran’a coğrafi yakınlığı da tarafların İslamabad’a kolayca erişim sağlamasını mümkün kılıyor. Yani savaşan tarafların doğrudan temas kurmasını engelleyecek “güvensizlik” ortamında Pakistan, mükemmel bir aracı haline geldi.

Pakistan bu son diplomatik atılımla, yıllardır çizdiği imajının aksine bölgede “istikrar sağlayıcı” bir güç olarak kendini kabul ettirmiş oldu. Bölgedeki, özellikle Körfez’deki işbirliği içinde olduğu ülkelerden gelen destek de bu rolünü güçlendirdi.

Pakistan’ın arabuluculuğunda, Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir’in etkili olmasının da önemi büyüktü. Böyle bir kriz ortamında barışı sağlayan bir askeri liderle karşılaşmak sıradışı bir durum. Münir kriz boyunca hem ABD’li yetkililerle hem de İranlı liderlerle doğrudan temas kurarak diplomatik kanallar açmayı başardı. Bunu yaparken ülkesinin siyasi iradesiyle de yakın işbirliği içinde oldu. Başbakan Şahbaz Şerif de Münir ile birlikte her iki tarafı ateşkese ikna etmede ve iyi niyet gösterisi olarak İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açmasında yaşamsal bir rol oynadı. Pakistan’da nadiren görülen bir asker-sivil işbirliğine tanık olundu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Pakistanlı yetkililerle yaptığı görüşmelerin ardından planlanan askeri harekatı askıya almayı kabul etmesi, Washington’un İslamabad’a ne kadar güvendiğini gösterdi. Pakistan’ın güven kazanması hemen olmuş bir gelişme değildi; ülke son dönemde ABD ile güvenlik koordinasyonunu ve diplomatik ilişkileri güçlendirmiş, aynı zamanda Tahran’la diplomatik iletişim kanallarını açık tutmuştu. Bu, Pakistan’ın arabulucu olmasına yol açan önemli bir diplomasi başarısıdır.

Sonuçta çatışmaların acilen durdurulmasını ve ardından kapsamlı müzakerelerin yapılmasını içeren İslamabad Anlaşması ortaya çıktı. Bu gelişmeler hızlı ve etkileyici değişimler olarak kayda geçti. Krizlerin hangi ülkeleri ne zaman ya da nasıl önemli rollerde ortaya çıkaracağı her zaman öngörülemez.

Bu süreçte Çin faktörü de unutulmamalıdır. Pakistan’ın Çin ile ilişkileri güçlüdür ve Çin’in İran ile bağları da dikkate alındığında Pekin’in gerginliği azaltma çabalarını desteklemesi, dolaylı olarak Pakistan’ın arabuluculuk rolünü güçlendirdi.

Peki ateşkes başarısız olursa Pakistan’ın durumu ne olur? Bu, ülkenin üstlendiği bir “hesaplanmış risk”tir; bu riski göze aldığı açıktır. Ancak attığı adımla Pakistan hem ABD’ye hem İran’a bir “nefes” aldırmış oldu ki bu, “başarı” hanesine yazılacaktır.

Hem stratejik konumunu hem de “arka kanal” diplomasisini kullanma becerisi Pakistan’a ciddi bir itibar kazandırdı. Bundan sonra ne olacağı zaman içinde görülecektir.