Erdoğan’dan Emeklilere ‘Müjde’ ve Ekonomiye İlişkin Değerlendirmeler
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında konuşmasının sonunda “son olarak emeklilerimize bir müjde vermek istiyorum” diyerek sözlerine başladı. Bu sözler üzerine milletvekilleri coşkuyla alkışladı; ekran başında Erdoğan’ı izleyen emekliler dikkat kesildi. Önceki açıklamalarda AKP Grup Başkanı Güler bayram ikramiyesine artış yapılmayacağını söyleyince moraller bozulmuştu. Hafta başında kulislerde, Erdoğan’ın bayram harçlığını 5 bin liraya, hatta 5 bin 500 liraya çıkaracağı söylentisi yayıldı ve heyecan oluştu. Erdoğan’ın “emeklilere müjde” sözleri alkışları beraberinde getirdi; ancak müjde, bayram ikramiyesinin bu yıl da her yıl olduğu gibi bayramdan önce hesaplara yatırılacağı haberi çıktı.
Ülkenin ekonomik durumu ve hazinenin durumu bu gelişmenin arka planında önem taşıyor. Haber, “artık bayram ikramiyesinin her yıl olduğu gibi bayramdan önce yatırılması müjde sayılıyor” yorumu doğurdu. Savaş, petrol fiyatlarının artışı ve bütçe dengesi gerekçeleriyle emeklilerin paralarının ötelenebileceği beklentisi vardı; fakat ötelenmedi ve bu durum müjde şeklinde duyuruldu. AKP iktidarının 23 yılı geride bırakmasıyla emeklilere iletmek istediği mesaj şu şekilde algılandı: “Paranız zamanında hesabınıza yatırılacak; buna şükredin, zam beklemeyin.”
Peki neden zam yok? Bin lira bile yapılamaz mıydı? Güler bütçe dengesi gibi gerekçeler öne sürdü ancak asıl ifade edilemeyen nokta kasada para olmadığıydı. Ocak ayında 456 milyar 400 milyon lira faiz ödendi. Bu kadar yüksek faizle alınan paranın nereye harcandığı sorusu gündemde; soranlar oldu fakat yanıt veren olmadı. Devletin yaptığı projeler (havaalanı, otoyol, tünel, köprü vb.) için kullanılan kaynakların doğrudan hazineden çıkmadığı, proje sahiplerine verilen garantiler ve yap-işlet-devret benzeri modeller sayesinde maliyetin uzun yıllar boyunca halk tarafından ödeneceği vurgulanıyor. Bu yapıların maliyetinin en az altı/yedi katı fazlasıyla 25, 30, 40 yıl boyunca ödeneceği; halkın bu yükü zamanla veya peşin olarak ödeyeceği belirtiliyor.
Ayrıca akaryakıttan alınan vergiler dikkat çekiyor: Benzinin yaklaşık yüzde 47’si, mazotun yaklaşık yüzde 40’ı vergi. Gıda ve gündelik tüketimde de KDV ve diğer dolaylı vergilerin yaygın olması nedeniyle nefes almanın dışındaki birçok harcamanın vergili olduğu ve bu kadar yüksek dolaylı vergi (KDV) oranı uygulayan başka ülke olmadığı ileri sürülüyor. Toplanan vergiler yetmiyormuş gibi iktidarın yüksek faizle borçlandığı ve bu borcun faizi ile ana paranın ödenmesinin güçleştiği ifade ediliyor. Sonuç olarak işçiye, memura, emekliye verecek para kalmadığı iddiası öne çıkıyor.
Kamu harcamalarında israfın yüksek olduğu eleştirisi yapıldı. Cuma hutbelerinde israfın günahtır denildiği, fakat iktidarda olanlar hariç halkın israf yapmasının günahtır şeklinde bir düzeltmenin gerektiği kaydedildi. Meclis Başkanı’nın verdiği iftar yemeğinde yer alan menü örnek gösterilerek, menünün lüks, ihtişam ve gösteriş ile israfın sembolü olduğu belirtildi. 6-7 çeşit tabaktan oluşan menünün tamamını tüketen milletvekili olup olmadığı sorgulandı. Enflasyonun kontrol altına alınamamasının sebeplerinden birinin bu tür israf göstergeleri olduğu savunuldu.
Enflasyon verileri ve öngörülerine değinildi: İki aylık enflasyonun yüzde 8 olduğu, yıl sonunda yüzde 16 olmasının tahmin edildiği ancak ilk iki ayda yüzde 8’in tüketildiği göz önüne alındığında yüzde 16’nın gerçekçi olmadığı ifade edildi. İktisatçılar, savaş öncesinde bile yıllık enflasyonun yüzde 23-24’ün altına inmesinin zor olduğunu söylemişlerdi. Savaşın enflasyonu birkaç puan daha artıracağı öngörülüyor. İktidarın enflasyon artışını İran’a yönelik saldırılar ve petrol fiyatlarındaki oynamalara bağlayabileceği; fakat eleştiriye göre bunun yanlış politikaların kılıfı yapılacağı belirtildi. Hatırlatıldığı üzere 2025 yılı başında Maliye Bakanı Şimşek, enflasyonun yıl sonunda yüzde 18 olacağını söylemişti; o yıl enflasyon yüzde 31 oldu ve o dönem savaş yoktu. Mevcut yılın nasıl kapanacağı kesin değil; Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı’nın kesin bir bilinç veya öngörü içinde olmadığı vurgulandı.
Son olarak pozitif bir veri paylaşıldı: Kişi başına düşen milli gelirin 18 bin 40 dolar olduğu bilgisi duyuruldu. Bu veriyle birlikte “yüksek gelirli ülkeler sınıfına girdik” iddiası dile getirildi. Bu kapsamda, sadece emeklilere değil 82 milyona da bir “müjde” verildiği ifade edildi.

