Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Dr. Çağlar Özer, Suriye PKK’sının tarihi bir karar aşamasında olduğuna dikkat çekti: ‘Silahlı gücünü korursa kalıcı barış sağlanamaz’

Emekli Kurmay Albay Dr. Çağlar Özer: SDG, Şam Entegrasyonu ve

Emekli Kurmay Albay Dr. Çağlar Özer: SDG, Şam Entegrasyonu ve Bölgesel Güvenlik Üzerine Değerlendirmeler

Emekli kurmay albay Dr. Çağlar Özer, Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. Görüşmede Suriye’deki SDG yapılanması, Şam ile yapılan anlaşmalar, bölgedeki güç dengeleri ve Türkiye ile ABD’nin tutumları ele alındı.

– SDG; Ayn el Arap, Kamışlı ve Haseke alanına sıkıştırılmış görünüyor. Suriye PKK’sı burada kalır ve yapısal bütünlüğünü korursa “tehdit” ve “tehlike” ortadan kalkmış olur mu?

Emekli Kurmay Albay Dr. Çağlar Özer: SDG, Şam Entegrasyonu ve Bölgesel Güvenlik Üzerine Değerlendirmeler

Suriye PKK’sının yapısını koruyarak Ayn el Arap, Kamışlı ve Haseke’de kalmasına müsaade edilmez. Suriye’nin bütünlüğü ve bir ulus devlet yapısına sahip olması Türkiye’nin milli menfaatleri için çok önemlidir. Süreç içinde ABD’nin Suriye konusundaki kararsızlığının netleştiği görülmüştür. Suriye PKK’sının elindeki IŞİD kozu artık yok; Türkmenlerin ve Arap aşiretlerinin yardımıyla örgüt kuzeye sürüldü. Bunun stratejik bir geri çekilme olmadığı, örgütün hakim olabileceği coğrafyaya kaçtığı vurgulandı. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin tam anlamıyla tesis edilebilmesi için Ayn el Arap, Kamışlı ve Haseke’de kalan örgütün kendini feshetmesi, silahlarını bırakması ve Suriye devletine entegre olması gerektiği ifade edildi. Örgütün kendi istediği şekilde bir entegrasyonun bugün veya ileride de sorun yaratacağı belirtildi.

‘BU İŞİ HAFİFE ALDILAR’

– Şam ile SDG’nin yaptığı anlaşmalar ulus birliğine, üniter devlet yapısı kurulmasına ne kadar hizmet ediyor?

10 Mart mutabakatı, 18 Ocak anlaşması ve Şara’nın cumhurbaşkanlığı kararnamesi bir sistematiği işaret ediyor. Şara, Suriye’deki Kürtler için önemli adımlar attı; ancak bu adımlar adem-i merkeziyetçi bir yapıya izin verir tarzda değil. Suriye PKK’sı entegrasyonu kendi istediği biçimde yorumladı ve olayı hafife aldı. Entegrasyonla “kendi bölgemizde kalalım, enerji kaynaklarını, sınırları kontrol edelim, özerklik tarzı bir yaklaşım” istediler; güvenlik ve idari politikalarda otonomi talep ettiler. Buradaki asli sorunun Suriye PKK’sı olduğu, terörden beslenen ve Kandil ile Türkiye’deki PKK’nın uzantısı olarak değerlendirilen örgütün tarihi bir karar aşamasında olduğu vurgulandı.

– Şam’ın SDG’nin olduğu kent merkezlerine girmemesi, valilik verilmesi gibi maddeler de var…

18 Ocak anlaşmasında Haseke ve Kamışlı kent merkezine girilmeyeceği, Suriye askeri güçlerinin Kürt köylerine girmeyeceği, yerel güvenlik güçleri oluşacağı ve valilik konusunun yer aldığı belirtiliyor. Ancak Suriye ordusunda da bir harekat hazırlığı görüldüğü ve böyle bir yapıya müsaade edilmesinin Suriye açısından doğru olmayacağı ifade edildi.

– Yani ideolojik olarak PKK terör örgütü zihniyetini koruyan SDG’nin Şam’a entegre olması da mümkün olmaz, değil mi?

Kesinlikle olmaz. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Mazlum Abdi’ye ilişkin değerlendirmesine atıfta bulunularak, Abdi’nin örgüt mekanizması içinde atanan bir isim olduğu; örgütün siyasi ve askeri komiserleriyle bağının kopmadığı, dolayısıyla kalıcı bir barış ve üniter yapı kurulamayacağı ifade edildi.

– “Yılların kazanımı” olarak gördükleri, ellerinde kalan son bölge için direnirler mi?

Bu bölgelerde tutunma konusunda direnirlerse askeri tedbirlerin alınması ve çatışmanın kaçınılmaz olduğu belirtildi.

– Ağır silahlar ellerinde duruyor, hala alınmadı…

ABD’nin Suriye PKK’sını ağır silahlarla donattığı; bu silahların hafif piyade tüfeği ve tabancadan öte, tanksavar, zırhlı araç gibi konvansiyonel harp silahları olduğu, bu ağır silahlar Suriye devletine teslim edilmezse sorunun devam etme olasılığının yüksek olduğu vurgulandı. Kesinlikle Suriye devletine teslim edilmesi gerektiği ifade edildi.

‘BİR HAYALİN PEŞİNDEN KOŞTULAR’

– Şayet bir direnç olursa Türk ordusunun girme ihtimali nedir?

Şu an silahlı mücadeleyi Suriye ordusu yürütüyor; ancak Türkiye, Suriye’den talep gelmesi halinde destek vereceğini açıkladı. Cumhurbaşkanı ve Milli Savunma Bakanı’nın bu yönde beyanları bulunduğu, tartışmaya yer olmadığı vurgulandı. Ayrıca örgütün yıllardır bir hayalin peşinden koştuğu, Türk devletinin buna müsaade etmeyeceği belirtildi.

– Suriye talep etmese dahi PKK’nın sınırımızdan tamamen temizlenmesi için Türkiye inisiyatif alabilir mi?

Net ifadeyle; örgüt sıkışmış durumda ve çok kısa sürede Türk Ordusu gereğini yapar. Türk ordusunun geçmişte Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarını icra ettiği hatırlatıldı. Ancak uluslararası hukuka riayet edilmesinin ve öncelikle ateşkes sürecine uyulmasının önemine vurgu yapıldı. Örgütün vereceği kararın belirleyici olacağı; silah bırakma veya direnme durumuna göre sürecin şekilleneceği belirtildi. Şehir savaşı ve meskûn mahal muharebesi gibi bir direniş ilan edilirse öncelikle Suriye ordusunun harekâtının devam etmesinin en uygun çözüm olduğu, destek istenirse Türkiye’nin gereğini yapacağı ifade edildi. Konjonktürde ciddi oranda bölge ele geçirildiği ve ABD stratejisindeki değişikliğin örgütleri zayıflattığı değerlendirmesi yapıldı.

– ABD SDG’yi kullanıp attı mı yoksa “sabret, bekle” mi dedi?

Türk tezlerinin başlangıçta ABD açısından makul bulunmadığı, ancak zaman içinde Türkiye’nin hak ve milli menfaatlerinin anlatılması ve kabul ettirilmesinin önem kazandığı; gelinen noktada Türk tezlerinin kabul edildiği ve rasyonel, başarılı bir stratejiyle sonuca ulaşıldığı değerlendirildi.

– ABD neden geldi bu noktaya, buradan çıkarı nedir?

Suriye’nin muazzam bir petrol alanı olmadığı; ABD’nin buradaki amacının İsrail’in kuzeyden güvenliğinin sağlanması olduğu belirtildi. Bu hedefin sağlandığı değerlendirildi.

– İsrail’in güvenliği Suriye yönetimindeki Şara ile mi sağlanacak?

Paris’te İsrail, Suriye ve ABD arasında görüşme gerçekleştiği; Amerika için İsrail’in kuzey güvenliğinin sağlanması gerektiği, Şara’nın da Suriye’nin toprak bütünlüğünü istediği ve bunun bir kazan-kazan anlaşmasına dönüştüğü ifade edildi.

– İsrail bu tablonun neresinde?

ABD içindeki değerlendirmelerden örnek verilerek Trump’ın Netanyahu’ya yaklaşımlarına işaret edildi. İsrail’in yayılmacı politikalarından rahatsızlık duyulduğu, ABD’nin Suriye’de kalmasının ekonomik anlamda kazancı olmadığını gördüğü, Orta Doğu’daki üs ve asker varlığı nedeniyle gerektiğinde müdahale gücüne sahip olduğu belirtildi. Bu dönemde Türkiye’nin satranç oyununu doğru oynayıp kazanan taraf olduğu ifade edildi. ABD’nin ihtiyaçları değiştiği için PKK ve Kandil gibi aktörlerin rolünün azaldığı değerlendirildi.

– Peki yakın zamanda Türk ordusuna “Gerek kalmadı, Suriye’den çık” denir mi?

Hayır; böyle bir kararın ABD tarafından verilemeyeceği, bu yönde baskı beklenmediği, Milli Savunma Bakanı’nın güven ve huzur sağlanana dek kalınacağı yönündeki beyanına atıfta bulunuldu.

– PKK’nın ele başları Kandil’de, Kandil temizlenmeden terör biter mi?

Kısa ve net olarak, Suriye PKK’sı temizlenirse Kandil’in de etkisinin azalacağı ifade edildi. Kamışlı, Ayn el Arap ve Haseke’deki direncin kırılarak Suriye’ye entegrasyonunun domino etkisiyle Kandil’e yansıyacağı, Irak’ta da tutum değişikliği başladığı ve Kandil’in emir verecek konumda olmadığı vurgulandı. Bağımsızlık referandumu örneği hatırlatılarak istenen otonom yapıya ne Suriye’nin ne de Türkiye’nin müsaade etmeyeceği belirtildi.

– Suriye SDG’den temizlense dahi kalanlar Kandil’e çekilip tekrar doğru zamanın gelmesini beklemezler mi?

Kandil efsanesinin çöktüğü; Ayn el Arap, Kamışlı, Haseke, Rakka gibi hatların çöktükten sonra Kandil’in de otomatik olarak çöküşe geçeceği değerlendirmesi yapıldı. ABD’nin Kandil’i gözden çıkardığı ve Trump döneminde bölgesel sorunların bölgesel aktörler tarafından çözülmesi eğiliminin güçlendiği ifade edildi.

TRUMP İRAN’DA CEPHE AÇMAZ

– İran’da da çok uzun süredir hareketlilik söz konusu. Hedefte İran mı var?

İran’ın petrol ve doğal gaz zengini olduğu, tarihsel bir devlet geleneğine sahip olduğu ve 1979’dan sonra rejim ihracına dayalı teolojik esasları öncelediği anlatıldı. İran’ın nükleer silah arayışının ve buna karşı 2015’ten itibaren uygulanan ciddi ekonomik yaptırımların etkileri konuşuldu. İran’ın sosyal ve toplumsal olarak müdahaleci politikalar izlediği, Gazze sürecinde etkisinin kırılmasının İran’ı yalnızlaştırdığı, şu anda toparlanmaya çalıştığı belirtildi. Trump’ın önceliğinin İran’ın petrol ve gaz kaynaklarına ekonomik erişim sağlamak ve nükleer silah edinmesini engellemek olduğu, yeni bir askeri cephe açma ihtimalinin düşük olduğu; bunun yerine caydırıcı güç ve baskı ile enerji kaynaklarına sahip olma stratejisinin daha öncelikli olduğu değerlendirildi.

PORTRE

1962’de Gümüşhane’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1983 yılında Kara Harp Okulu’ndan, 1996 yılında Kara Harp Akademisi’nden, 1999 yılında Yüksek Sevk ve İdare Akademisi’nden mezun oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde 31 yıl çeşitli birlik ve karargâhlarda hizmet etti ve terörle mücadele bölgelerinde görev yaptı. 2014 yılında TSK’dan emekli oldu. Kocaeli Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler alanında doktora yaptı ve İstanbul Kent Üniversitesi’nde öğretim üyesidir.