Fatoş Pınar Türker’in Gözaltı Sürecine İlişkin İddialar ve Meclis Tartışması
Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in İBB davasına ilişkin savunmasında, gözaltı sürecinde maruz kaldığını belirttiği çıplak arama ve psikolojik işkence iddiaları tartışılmaya devam ediyor. Türker, 9 Haziran’daki duruşmada 19 Mart’ta gözaltına alınma sürecini anlatırken zorlandığını, ağladığını ve duygusal anlar yaşadığını belirtti. Salondaki bazı seyirciler ve sanıklar da konuşmayı ağlayarak dinledi. Türker ifadesinde, tutuklandıktan sonra savcının davetiyle yapılan görüşmede kendisine çocuklarıyla ilgili tehditler savrulduğunu söyledi: “Sen bu kafayla bir daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekarsın, değil mi? Velayetleri de sende? Senin çocukların reşit de değildi, değil mi? Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını” gibi ifadeler kullanıldığını aktardı.
Türker’in gözaltı sürecinde yaşadığını söylediği çıplak arama ve psikolojik baskı iddiaları üzerine İBB Meclisi AKP Grup Sözcüsü Murat Türkyılmaz, iddiaların doğru olmadığını savunarak güvenlik kamerası kaydı linki paylaştı. Türkyılmaz paylaşımında, kayıtların, doktor raporlarının ve resmi tutanakların incelendiğini; kamera kayıtlarına göre üst aramanın kadın polis memuru tarafından gerçekleştirildiğini, yaklaşık 70 saniye sürdüğünü ve işlemin rutin güvenlik prosedürü kapsamında yapıldığının görüldüğünü belirtti. Ayrıca doktor raporlarında fiziksel travma veya şikâyet kaydı bulunmadığını, gözaltı süresince yapılan avukat görüşmelerinde de bu yönde bir başvurunun yer almadığını ifade etti.
İBB Meclisi CHP Grup Sözcüsü avukat Melendiz Dalyan İzgi ise Murat Türkyılmaz’a sosyal medya üzerinden yanıt verdi. İzgi paylaşımında, çıplak arama iddiasının “işkence” niteliğinde ciddi bir iddia olduğunu, tek bir görüntü ile bu iddianın çürütülemeyeceğini vurguladı ve Türkyılmaz’ın paylaştığı görüntünün yalnızca 19 Mart tarihine ait olduğunu; oysa Türker’in 4 gün gözaltında kaldığını belirtti. İzgi, Türker’in ifadesinden alıntılayarak gözaltı sürecini şöyle aktardı: “Artık kaçıncı gün bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, ‘Arama yapacağız’ dedi. Sırayla götürüyorlar bizi, sonra geri getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. ‘Soyun’ dedi. ‘Nasıl yani?’ dedim. Eldiven taktı eline. Arkada klasörler vardı, çok küçük bir odaydı. ‘Üstünü çıkar’ dedi. Üstümü çıkardım. Zaten çıplaksın, neyi kontrol edeceksin ama kontrol yaptı. ‘Tamam’ dedi, ‘Üstünü giyebilirsin.’ ‘Peki’ dedim, ‘gidebilir miyim?’ ‘Hayır’ dedi. ‘Eşofmanını da indir’ dedi. İndirdim. ‘Çamaşırını da’ dedi. ‘Nasıl yani?’ dedim. ‘İndireceksin’ dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. ‘Şimdi yere çömel’ dedi. Ondan sonra, utananlar varsa çıkabilir; ben utanmıyorum. Bu, insanların onurunu ve gururunu yıkmak için yapılıyormuş ama yapan utansın, ben utanmıyorum. ‘Cinsel organını aç’ dedi. ‘Başını çevir, arkanı dön, eğil’ dedi.”
İzgi, iddianın fiziksel olmanın ötesinde psikolojik işkence iddiası taşıdığını, bu nedenle doktor kaydının bulunmamasının şaşırtıcı olmadığını aktardı. Ayrıca “Sadece mağdurun beyanı var” yaklaşımına tepki göstererek, bugüne kadar işkenceyi veya çıplak aramayı tutanağa geçiren bir kolluk görevlisi görmediğini ve böyle bir tutanağın varlığına dair bilgi varsa paylaşılmasını istedi. Avukat görüşmeleri ve şikâyet süreçlerine dair de bilgi veren İzgi, 19–23 Mart tarihleri arasında Vatan Emniyet’te bulunmayanların bu döneme ilişkin koşulları bilmesinin zor olduğunu; o dönemde avukat-müvekkil görüşmelerinin kısıtlı ve zor koşullarda gerçekleştiğini, emniyete giden yolların kapatıldığını ve kimi zaman avukatların geçişine izin verilmediğini savundu.
Türker’in ifadesinde ayrıca, çocukları üzerinden baskı kurularak ifade vermeye zorlandığı iddiası da yer alıyor. İzgi, bu iddiayı da gündemde tuttu ve görmezden gelinmemesi gerektiğini belirtti. Konuşmasının sonunda İzgi, meseleyi “insanlık ve vicdan meselesi” olarak nitelendirip ifadenin ilgili kısımlarını ekran görüntüsü olarak paylaştığını, empatiyle okunmasını umduğunu söyledi. İzgi ayrıca alıntıladığı konuşmanın sonunda yer alan “Bu karanlık tablo değişir. Çünkü değişmeyen tek şey, değişimin ta kendisidir.” ifadesine dikkat çekti.
Özetle, olayda iki farklı anlatım ve değerlendirme bulunuyor: Murat Türkyılmaz’ın paylaştığı güvenlik kaydı ve resmi belgelerin, üst aramanın rutin bir prosedür olduğunu öne süren açıklaması ile Melendiz Dalyan İzgi ve Fatoş Pınar Türker’in beyanlarının işaret ettiği çıplak arama ve psikolojik baskı iddiaları arasındaki çelişki sürüyor. İddialar ve karşı açıklamalar kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.
















