1. Haberler
  2. Son Dakika
  3. Bıçak Sofra Düzeninde Hangi Tarafa Konur?

Bıçak Sofra Düzeninde Hangi Tarafa Konur?

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Erdoğan-Din Şurası ve Medya Tartışmaları

Hala bir yerde karşılaştığımızda soruyorlar: “Ekrana ne zaman döneceksiniz?” Dönmeyeceğimi söyleyince yüzler buruşuyor. Hayır, bensiz yapamayacakları için değil; sözlerimi muhtemelen korkup görevden, sorumluluktan kaçmak olarak yorumladıkları için. Ailemdeki kayıplardan sonra programımda asla kastetmediğim sözler yüzünden gözaltına alınmam, programın kaldırılması gibi süreçler 2017’den bu yana uğraştığım nörolojik rahatsızlığımı tetikledi. Zaten ekrana çıkacak halim kalmadı.

İsmail Küçükkaya’nın TV100’e geçtiğini okuyunca o günleri hatırladım. Kelimeler tam böyle olmayabilir ama, troll ordusunun saldırıya geçtiği gecenin sabahında Küçükkaya şu değerlendirmeyi yapmıştı: “Maksadını aşan sözlerle kırmızı çizgilerimiz aşıldı.” Birkaç gün sonra aradım; programı seyredip seyretmediğini sordum. Kelimesi kelimesine şöyle dedi: “Ben seyredemedim ablacığım, arkadaşlarım söyledi.” Ne kadarını dinlediğini, ciddiye alıp almadığını bilmiyorum; ama ben anlatmayı denedim. O konuşma iki cümleden daha uzun son konuşmamız oldu.

Bugün, yandaşlar dahil hemen her gazetede Küçükkaya’nın transfer haberini okuyunca anılar depreşti. Medyanın bu iktidarın algı operasyonlarındaki rolünü ve toplumun dönüştürülmesindeki katkısını düşündüm. Önce gizli saklı, sonra açıktan… Ve bugün Özgür Özel’in tespitiyle arsızca yapılanları hatırladım. Her şeyin din (daha doğrusu siyasal İslam) ölçülerine vurulduğu bugünlere nasıl gelindiğini düşününce, ekranlarda ve yazılarımda soldan ve haktan yana duruşumla aslında bu meslekte çok dayanmış olduğumu anımsadım. Aşağıdaki, 2019 yılında BirGün’de yayımlanan yazım bu konuda küçük de olsa bir fikir verecektir.

Geçenlerde bir toplantıya davetliydim. CHP’li siyasetçilerin yanı sıra CHP’de çalışan ya da kendisini ‘solda’ tanımlayan aktivistlerin olduğu bir grupla buluştum. Konuştuk, dertleştik. Orada öğrendim: AKP döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin lokallerinde bıçaklar tabağın soluna konurmuş. Bu, bilgisizlikten ya da denk geldiği için değil; ‘talimat’ gereğiymiş. Neden peki? Duyunca inanmakta güçlük çektim çünkü bıçak kesici bir alet olarak ‘kötüyü’ simgeliyormuş. O nedenle kötü tarafta durmalıymış; yani sola.

Sol elle yemeyi günah sayanların olduğunu biliyordum. Sola her konuda şeytani anlamlar yüklendiğini de biliyordum. Ama bıçağın sola sürgün edildiğini ilk kez duydum. Küçük çocukları, hayatlarında tek bir kitap okumamış ve okuma yazması olmayan yetişkinleri düşünün; zaten dogmalarla karışmış akıllarının bu kadar ayrıntıda saplantılarla dizayn edildiğini hayal edin.

Şu anda Türkiye’de bu yaşanıyor. Bir yandan anaokullarında din eğitimi dersleri konuluyor; din derslerinin zorunlu kılındığı ilkokullarda zihinlere korku tohumları ekleniyor. Diğer yandan neo-şeriat düzeni için ciddi adımlar atılıyor. Erdoğan’ın Din Şurası’nda söylediklerinden sonra üç hafta, üç yazımda “Laikliğin mezarı kazıldı” dediğimi hatırlıyorum.

Siyasetçiler dışında pek çok kesim o yazılara ses verdi, kaygıları paylaştı ve alarm zilleri daha yüksek çalmaya başladı. Örneğin Ali Sirmen Cumhuriyet Gazetesi’nde şöyle yazdı: “Laik Cumhuriyetin tarihe karışmış olduğu gerçeği tartışma bile götürmez.” Sirmen’in bu kadar keskin bir çizgi çekmesinin nedeni, Erdoğan’ın Din Şurası’ndaki sözleri ve hemen ardından Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Faizsiz Finans Kuruluşlarının Bağımsız Denetimini Yürüten Denetçiler İçin Kurallar’ kararıdır.

Medya Mahallesi programında ayrıntılarıyla dile getirdim: O karar (güya) denetçilerle ilgili etik kuralları düzenlerken referansını İslam’dan, Kur’an’dan alıyor; ayetlerle, hadislerle ve İslam hukuku yani fıkıh ile açıklıyor. Kamu adına çalışacak denetçilerde takva sahibi, iyi Müslüman olma şartı getiriliyor.

Dahası var: Bugün İstanbul’da düzenlenen toplantının konusu ‘Tıpta Fetva’. Düzenleyen, AKP’ye yakın fetvacı hocaların katıldığı İSAR Vakfı. Şimdi çıtayı biraz daha yükselttiler; ‘Tıbbi konularda nasıl fetva verileceğine dair’ sempozyumla bu alanı da neo-şeriat çerçevesine sokmayı hedefliyorlar. Atılan ve atılacak her adım toplumu bilimden biraz daha uzaklaştıracak.

Başta verdiğim örnekten de anlaşılacağı üzere, zaten saklamadıkları paradigmaları açıkça gösteriyorlar. Hayatını Erdoğan’ın Din Şurası’nda buyurduğu gibi dinin hükümlerine göre düzenleyip yaşayanlar için akılla inancın ortaklığı söz konusu olamaz. Evet, aklı inkâr etmezler; evet, aklın-bilimin sunduğu her yeniliğe ilgi duyarlar. Ancak yeter ki akıl-bilim inancın önüne geçmesin; yeter ki inanç, aklın sorularıyla kurcalanmasın. Gayba, yani bilinmeyene iman edenlerin yüreğine bilimin kuşku tohumları ekilmesin.

Türkiye, böyle düşünenlerin ya da ‘böyle düşünülmesini isteyenlerin’ yönetiminde. Köşe bucak dizayn ediliyor. Milyonlar, devlet kapılarının açıldığı Menzil tarikatına; Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün şeyhinin elini öptüğü Haznevi tarikatına emanet ediliyor. Bu milyonlara “SOL ŞEYTANDIR. SOL BİLİMİ TEMSİL EDER. BİLİM DE İMANI ZEDELER” diye öğretilecek.

Hatırlarsınız, Erdoğan’ın yakın danışmanlarından ve kampanyasını teslim ettiği Erol Olçok 15 Temmuz’da öldürülmüştü. Cenaze töreninde, müftü—hem de Erdoğan’ın yanı başında— “Rabbim bizi çok okumuşlardan korusun” demişti. Kast ettikleri budur: Okumuşluğun, yani aklın-bilimin inanca üstün gelmesi.

Bunca vahim gelişme karşısında muhalefetteki akıl tutulmasına ne demeli? 2019 tarihli yazımdaki bu soruya yanıt alamadım elbette; zaten beklemiyordum da. “Bıçak kötü’yü simgeliyorsa sola konuyorsa” bugünleri tahmin etmek kehanet miydi? Bir avuç insan olan biteni göstermeye çalışırken Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinin tavrı gidişatı apaçık göstermiyor muydu?

Bu köşenin amacı günün notlarını temize çekmekti. Ama artık öyle bir sınıra geldik ki her gün aynı şeyleri yazıyormuş gibi hissediyorum ve ne yazacağımı bilemiyorum. Ankara Büyükşehir Belediyesi operasyonu mesela: Melih Gökçek’in dönemine ilişkin iddialar, konserlerin kamu zararı yaratmış gibi gösterilmesi; üstelik Melih Gökçek tarafından düğmeye basılmadan 7 saat önce sosyal medyada duyurulan gelişmeler… Buna ne denebilir?

Üzerine daha bir cümle yazmak zor. İçimi ferahlatan tek şey zulmün son perdesinde olmamız. Kabe manzaralı otel süitlerinde kuş sütü dahil kahvaltı edenler akıllarına getirmek istemez ama sadece biz değil, onlar da ölümlü.

Bıçak Sofra Düzeninde Hangi Tarafa Konur?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Akşam Kapanışı 29 Temmuz 2026 akşam Haber Bülteni
Giriş Yap

ATA TV HABER ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.

HABERCİ ile Sohbet Et

HABERCİ ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir