Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ateşkes ilanından sonra gündemdeki soru: Savaşın galibi kim?

Ateşkese Rağmen Savaşın Geçici Galibi: İran Olmamış ne varsa olmuş

Ateşkese Rağmen Savaşın Geçici Galibi: İran

Olmamış ne varsa olmuş gibi anlatma huyu olduğu için İran’la varılan ateşkesi yine “kendi zaferi” ilan etti ABD Başkanı Donald Trump. Çalışma arkadaşlarını kendisine benzettiğinden de Savaş Bakanı Pete Hegseth’in “İran bu ateşkesi bizden yalvararak istedi” açıklamasından sonra iyice emin oldu.

Oysa İran’ın kimseye yalvardığı yok. Pakistan ile Çin’in olağanüstü çabaları sonucu bazı koşullar öne sürerek İran tarafından kabul edilen bir ateşkestir söz konusu olan. İran’ın BM Temsilcisi dün BBC’de “ateşkese rağmen ABD’ye güvenmediklerini” söylemekten çekinmedi. Hiç de “yalvaran” bir ülke adına konuşuyor gibi değildi.

Bozulması an meselesi olan “Ateşkes”le şimdilik ara verilmiş olan savaşın galibi olduklarını her iki ülke de iddia ediyor. Ama iki ülkenin de “kazandıkları” -bilinen anlamıyla- bir “kesin zafer” yok ortada. Yine de “kazandıklarını” söylemekte haklılar. Çünkü iki ülkenin hedefleri de stratejileri de birbirinden farklıydı. Dolayısıyla bu hedefler açısından bakıldığında kendilerini “kazanmış” görmeleri mümkün.

Ancak hedefleri arasında yer alan rejim değişikliğini gerçekleştirememesi, füze kapasitesini azaltmasına rağmen İran’ın kimi Körfez ülkelerindeki Amerikan askeri varlığını vurmasını engelleyememesi, Hürmüz Boğazı’nı açma konusunda İran’a tüm tehditlerine rağmen geri adım attıramaması “zafer” iddiasını geçersiz kılıyor Trump’ın.

İran ise İsrail kentlerini hem abartılı hem de yetersiz olduğu ortaya çıkan savunma sistemlerine rağmen vurması, Körfez’de ABD/İsrail destekçisi ülkeleri dilediği zaman hedef alabileceğini kanıtlaması, elindeki büyük petrol silahı ile enerji yollarına sahip olma avantajı ile “zafer” kazandığını düşündürüyor. Daha da önemlisi, yakın zamana kadar büyük protesto gösterileriyle sarsılan “rejimin” gittikçe güçlenmesi de İran’ın “zafer” iddiasında haklı olduğunu gösteriyor.

Hedeflerinin çokluğu açısından bakıldığında birçoğunu “tutturamadığı” için ABD herhangi bir zafer kazanmış değildir.

İran’ın hedefi ise daha önceki değerlendirmelerde de belirtildiği gibi “tek”ti: direnmek ve çatışmanın ana merkezini dışa kaydırmak. Bunu başardığı görülüyor. Nasıl başardı peki? Küresel enerji piyasalarını istikrarsızlaştırarak ve ABD’nin ittifaklarını zorlayarak başardı. Bu strateji ABD için stratejik yükümlülükler doğurdu ve Avrupalı müttefikleriyle arasını açtı. Ayrıca ABD, Tomahawk ile Patriot önleme füzeleri gibi ikamesi zor mühimmatları tüketti.

İran, Hürmüz Boğazı’ndaki ticareti durdurmakla petrol ve doğalgaz fiyatlarının yanı sıra gübre gibi temel ihtiyaç maddelerinde artışlara yol açtı. ABD’deki benzin fiyatları 2022’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Bu durum hem Trump yönetimi için siyasi bir sorun hem de ABD için ekonomik bir risk oluşturuyor.

ABD/Trump, Güneydoğu Asya’dan Avustralya’ya, Avrupa’ya kadar gaz, gübre ile petrol fiyatlarındaki ani artış yüzünden zarar gören ekonomilerin ve küresel çapta ekonomik durgunluğun sorumlusu haline gelmiştir.

Tüm bunlar, bir kazanan varsa bunun İran olduğunu gösteriyor.

Gösterdiği bir şey daha var: savaşları bazen en güçlü silahlara sahip olanlar değil, stratejisini iyi kuranlar kazanır. Ateşkes bozulana kadar savaşın galibi İran’dır. Bozulduktan sonra ne olur, izleyip göreceğiz.