Ali Babacan’dan Türkiye-ABD Görüşmesi Değerlendirmesi
DEVA Partisi lideri ve eski Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile aylardır görüşemedikten sonra bir yemekte bir araya geldik. Babacan, iktidar medyasının, ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik davranışlarına odaklanmasını eleştirerek, “Türkiye, bu kadar ezik bir ülke değil ya!” dedi. Trump’ın Erdoğan’ın yanında “Brunson’u istedim, verdi” sözlerine ilişkin olarak Babacan, “Yargının ne kadar iktidarın baskısı altında hareket etmek zorunda kaldığını görüyoruz. Dünya basını önünde ilan edilmiş oldu” ifadelerini kullandı.
Babacan, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “Trump’la görüşmek için yalvarıyorlar” şeklindeki sözlerine Türkiye’nin cevap vermediğini; cevap verilmesi gerektiğini, dışişinin diplomasi ve nezaket gereği tepki göstermesi gerektiğini belirtti. Babacan, “Bizimkiler sessiz kalmayı tercih ettiler” diyerek hükümetin tepki göstermemesinin yanlış olduğunu vurguladı.
İki tarafta da otokrat liderlerin bulunduğu ortamda görüşmenin magazin boyutunun ön plana çıktığını söyleyen Babacan, iktidar medyasının Trump üzerinden kahramanlık destanı yazmasını eleştirdi ve bunun ülkeye yakışmadığını ifade etti. “Buralardan güç ya da meşruiyet devşirmek iktidar basını adına da üzücü” dedi.
Babacan, Erdoğan’ın basın karşısında promptersız ve antrenmansız konuşma reflekslerinin kaybolduğunu, patrikhane ve Halkbank gibi hassas konuların gereksiz yere açıldığını söyledi. Bu konuların önceden ortak kararlarla ele alınması gerektiğini vurguladı.
Trump’ın “Erdoğan’dan Brunson’ı istedim, gönderdi” sözünün Türk yargısı ve vatandaşlar için incitici olduğunu belirten Babacan, bunun yargının bağımsız olmadığına dair algıyı güçlendirdiğini, yargının iktidarın baskısı altında kararlar aldırılabileceğini ve bunun dünya önünde ilan edildiğini söyledi. Erdoğan’ın yüz ifadesinden memnuniyet duyduğunu gözlemlediğini ekledi.
Trump’ın “Hileli seçimleri iyi bilir” ifadesinin Amerikan seçimlerine yönelik olduğunu düşündüklerini belirten Babacan, Türkiye seçimleri kastedilmiş olsaydı farklı bir ton kullanılacağını söyledi.
Beyaz Saray ziyaretinin içeriğiyle ilgili olarak patrikhane ve Halkbank konusunun ne şekilde ele alındığı, Trump’ın Gazze ile ilgili 21 maddelik önerisinin detaylarının sızmadığı; F-35 ve F-16 gibi savunma konularında ne söylendiğinin net olmadığı, ancak LNG anlaşması ve sivil nükleer iş birliği protokolünün imzalanmasının olumlu sonuçlar olduğu bilgisini paylaştı. LNG anlaşmasının Rusya bağımlılığını azaltabileceğini, sivil nükleer iş birliğinin ise Türkiye’nin enerji çeşitlendirmesi açısından önemli olduğunu belirtti.
Erdoğan’ın BM’deki Gazze ve Filistin konuşmasının dışarıya yansımasının olumlu olduğuna değinen Babacan, fiiliyatta Türkiye’nin Gazze ve Filistin konusunda birçok ülkenin gerisinde kaldığını, uluslararası davalara katılımın geciktiğini ve ticari ilişkiler nedeniyle fiilen desteğin devam ettiğini ifade etti. Bu durumun Türkiye’nin itibarını ve sözünün gücünü zayıflattığını söyledi.
ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın “Erdoğan’a ihtiyacı olan meşruiyeti veriyoruz” sözlerini değerlendiren Babacan, bunun iki anlam taşıdığı görüşünü paylaştı: Birincisi, iktidarın baskı ile sürdürülmesinin siyasi meşruiyet sorunu olduğuna işaret ediyor; ikincisi, ABD’nin verdiği fotoğraf, görüşme ve yan yana duruşlarla meşruiyet sağlayabileceği anlamına geliyor. Babacan bu durumun ciddi bir sorun olduğunu belirtti.
Meşruiyet sağlanmasının karşılığında ne istendiğinin net olmadığını söyleyen Babacan, Trump’ın Gazze planı ve muhtemel taleplerine dair sızıntıların bulunmadığını, Türkiye’nin F-16 filosunun yenilenmesi ve F-35 projesinden dışlanma gibi konuların belirsiz olduğunu aktardı.
Babacan, iktidarın meşruiyetini yitirmesinin sebepleri arasında rakipleri etkisizleştirme, basın ve sivil toplum üzerindeki baskılar ile yargıya aşırı müdahaleyi gösterdi. Bu tablonun özgür ortamda seçim olsa iktidarın seçilip seçilmeyeceğini sorgulatacak bir meşruiyet krizine işaret ettiğini söyledi. Hukuk devleti ve demokratik standartların gerilemesinin gençlerin geleceği açısından üzüntü verici olduğunu vurguladı.
Ekrem İmamoğlu davası ve CHP’ye yönelik operasyonlara ilişkin görüşünde Babacan, diploma iptalinin ve gözaltı sürecinin eş zamanlı ve koordineli yürütülmesini usulen siyasi operasyon olarak değerlendirdi. İmamoğlu’nun “Cumhurbaşkanı adayıyım” dememiş olsaydı diplomasi iptalinin gündeme gelmeyeceğini söyledi. Bu tür operasyonların siyasi rakipleri tasfiye amacına hizmet ettiğini düşündüğünü belirtti.
Babacan, Türkiye’de yolsuzlukların büyük kısmının imar ilişkili rant üzerinden döndüğünü, belediyelerle ilgili siyasi etik düzelmeden iktidarda etik beklemenin zor olduğunu, imar uygulamalarının yerelde başladığını ve oradan yaygınlaştığını ifade etti. Mansur Yavaş’a yönelik soruşturmaları ve gece yapılan baskınları işaret ederek vatandaş algısında siyasi operasyon değerlendirmesinin yüksek olduğunu belirtti.
CHP kurultayına ilişkin Babacan, seçimin itiraz süreleri bittikten sonra sonlandığını, sürecin seçimle tescil edildiğini, geri dönüşler ve butlan kararlarının karmaşa yaratacağını söyledi. Parti içi hataların partinin kendi mekanizmalarıyla temizlenmesi gerektiğini belirtti.
Terörsüz Türkiye ve çözüm sürecine dair Babacan, komisyondan memnun olduğunu; komisyonun isim, görev tanımı, sayısı ve karar alma şekliyle beklentileri karşıladığını söyledi. Ancak terör meselesi ile hak ve özgürlükler (Kürt sorunu) alanlarının ayrı hatlarda yürütülmesi gerektiğini, önce silahsızlanma ve teslim süreçlerinin netleşmesi sonra hak ve özgürlüklerin ele alınmasının doğru olduğunu vurguladı.
Suriye’deki gelişmelerin iç süreci etkilediğini belirten Babacan, SDG’nin sekiz maddelik anlaşmanın entegrasyon maddesini yeterince üstlenmediğini; SDG unsurlarının milli orduya entegrasyonunun kritik olduğunu söyledi. Bu entegrasyon gerçekleşmeden iç süreçte kalıcı çözümden söz etmenin zor olduğunu ifade etti.
Komisyonun hak ve özgürlükler gündemine geçmesi gerektiğini ve komisyonun 800 sayfalık tutanak ürettiğini söyleyen Babacan, çatışma çözümü deneyimine vurgu yaptı. Dışişleri Bakanlığı deneyimini hatırlatarak, uluslararası meselelerde güven ve itibarın önemini belirtti.
Babacan, Dışişleri Bakanlığı’nın giderek güvenlik odaklı bir yapı hâline gelmesinden endişe duyduğunu, bakanlık binasının karargâh şeklinde tanımlanmasının devlet yapısında sorun yaratabileceğini, dış politikanın sadece güvenlik enstrümanlarıyla yönetilmemesi gerektiğini vurguladı. Diplomasi kapısının her zaman açık kalması gerektiğini belirtti ve dışişlerinin geniş perspektifle düşünmesi gerektiğini söyledi.










