İstinaf Başvurusu ve Sürecin Özeti
30 Ekim 2024’te düzenlenen operasyondan sonra görevden alınan ve yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, “silahlı terör örgütü üyesi olma” iddiasıyla yargılandığı “Kent Uzlaşısı” davasında, 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Özer’in avukatları Hüseyin Ersöz ve Seraf Özer ise kararı istinaf mahkemesine taşıdı.
Avukatların Çağlayan Açıklaması
Konuya ilişkin Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde açıklama yapan avukatlardan Hüseyin Ersöz, bugün Esenyurt’un seçilmiş Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer hakkında yürütülen yargılama sürecine ilişkin olarak İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne bir dilekçe sunduklarını belirtti. Geçtiğimiz haftalarda mahkûmiyet kararı verildiğini ve bunun haksız ve hukuka aykırı olduğunu düşündüklerini ifade etti. Silivri’de yaptıkları basın açıklamasında kamu vicdanını derinden etkileyen ve dosya kapsamındaki delillerle bağdaşmadığını değerlendirdikleri kararın gerekçelerini kamuoyuyla paylaştıklarını söyledi.
Gerekçeli Kararın İncelenmesi
Gerekçeli kararı incelediklerinde, yargılama sırasında toplanan lehe delillerin büyük ölçüde göz ardı edildiğini; değerlendirmelerin hukuka aykırı biçimde ve adil yargılanma hakkına gölge düşürecek nitelikte yapıldığını gördüklerini aktardı. Daha önce de ifade ettikleri üzere, bu mahkûmiyet kararına karşı tüm yasal yolları işletme ve kararın hukuka aykırılığını her platformda dile getirme sorumluluğunu taşıdıklarını söyledi. Bu kapsamda İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin mahkûmiyet kararına karşı hazırladıkları istinaf dilekçesini mahkemeye sunduklarını bildirdi.
Dilekçenin İçeriği
“VERİLEN KARARIN ADİL YARGILANMA HAKKINI İHLAL ETTİĞİNE İLİŞKİN SOMUT İTİRAZLARIMIZI AYRINTILI BİÇİMDE ORTAYA KOYDUK”
Toplam 93 sayfadan oluşan dilekçede, mahkemenin dosya içerisindeki lehe delilleri dikkate almadan değerlendirme yaptığına, gizli tanık beyanlarındaki açık çelişkilerin göz ardı edildiğine ve verilen kararın adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine ilişkin somut itirazların ayrıntılı biçimde ortaya konduğunu belirtti.
İstinaf Sürecinin İşleyişi
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, dilekçeyi İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili ceza dairesine gönderecek. Ceza dairesi, istinaf talebini inceleyerek bozma kararı verebileceği gibi, duruşma açarak yeniden yargılama yapma ve bu yargılama sonucunda beraat kararı verme yetkisine de sahiptir. Sürecin nasıl ilerleyeceğini önümüzdeki aşamalar gösterecektir. Avukatlar, hangi karar verilirse verilsin maddi gerçeklerle örtüşmeyen, varsayımlara dayalı değerlendirmeler içeren ve hukuka aykırı olduğunu düşündükleri mahkeme kararının bulunduğunu vurguladılar. Bu nedenle ceza dairesinin bozma ya da beraat kararı vereceğine inançlarının bulunduğunu ve hukuki girişimlerini kararlılıkla sürdüreceklerini ifade ettiler.
Kayyım ve Görevden Uzaklaştırma Talebi
“YARGILAMA SÜRECİ DEVAM EDERKEN UYGULANAN KAYYIM KARARININ VE GÖREVDEN UZAKLAŞTIRMA İŞLEMİNİN DE BİR AN ÖNCE KALDIRILMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”
Dosya kapsamıyla örtüşmeyen yargılama süreci devam ederken uygulanan kayyım kararının ve görevden uzaklaştırma işleminin bir an önce kaldırılması gerektiğini belirttiler. Bu haksız idari tasarrufun sona erdirilmesi yönündeki beklentilerini kamuoyuyla paylaştıklarını, süreci İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde takip edeceklerini ve temennilerinin sürecin ivedilikle sonuçlanarak Esenyurt’un seçilmiş Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer hakkında en kısa sürede beraat kararı verilmesi olduğunu söylediler.
Ailenin ve Avukatın Açıklamaları
“ÖZELLİKLE BELİRTMEK GEREKİR Kİ BU KARAR, İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ BARIŞ SÜRECİNE VURULMUŞ BİR DARBE NİTELİĞİNDEDİR”
Ahmet Özer’in kızı ve avukatı Seraf Özer, istinaf başvurusu kapsamında sundukları 93 sayfalık dilekçenin adeta bir hukuki mütalaa niteliğinde olduğunu, içinde çok büyük emek ve titiz bir çalışma bulunduğunu söyledi. Hukuk mücadelelerinden asla vazgeçmeyeceklerini ve emeği geçen tüm avukatlara teşekkür ettiklerini belirtti.
Seraf Özer, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yazdığı gerekçeyi beraat kararı verilmesi gereken bir dosyanın gerekçesi niteliğinde gördüğünü; kararın varsayımlara dayalı, soyut değerlendirmeler içeren ve siyasi nitelik taşıdığını ifade etti. Ortada bir suç bulunmadığı için delil oluşturulmasının mümkün olmadığını, bu kararın içinde bulundukları barış sürecine vurulmuş bir darbe niteliğinde olduğunu ve ülkemizde hukuk güvenliğinin tartışmalı hale geldiğinin bir göstergesi olduğunu belirtti. Kararın kamuoyu vicdanında da mahkûm olduğunu, Sayın Devlet Bahçeli’nin de 23 Ocak tarihli açıklamasında kararın evrensel hukuk ilkelerine aykırı olduğunu ve kamu vicdanında karşılık bulmadığını ifade ettiğini hatırlattı.
Resmi Cevaplar ve Gizli Tanık İddiaları
“DOSYAYA GİREN TÜM RESMİ CEVAPLAR AHMET ÖZER’İN LEHİNE OLMASINA RAĞMEN, BU BELGELER KARARDA DİKKATE ALINMAMIŞTIR”
İddia makamının siyasi saiklerle oluşturduğu iddiaların, 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yazdığı müzekkerelere gelen cevaplarla çürütüldüğünü vurguladılar. Mahkemenin TEM’e, Emniyet’e, Jandarma’ya ve Türkiye genelindeki ilgili kurumlara yazılar göndererek Özer’in herhangi bir örgüt üyeliği ya da iltisakı olup olmadığını sorduğunu, dosyaya giren tüm resmi cevapların Özer’in lehine olmasına rağmen bu belgelerin kararda dikkate alınmadığını söylediler. Mahkemenin gizli tanık beyanlarına dayanarak gerekçe oluşturduğunu; gerekçede yer alan ve Özer’in 2024 yılında Diyarbakır’da bir örgüt hücre evinde adaylığı kabul ettiği yönündeki iddianın ise dosyadaki HTS ve baz kayıtlarıyla sabit olan bulunmadığını belirttiler. Özer’in 2024 yılında Diyarbakır’da bulunmadığını ve bu iddianın trajikomik bir iftiradan ibaret olduğunu ifade ettiler. Yerel mahkemenin beraat verilmesi gerektiğini düşündüğü ancak bunu veremediği, üst mahkemenin rahatlıkla beraat kararı verebileceği izlenimine kapıldıklarını söylediler.
Siyasi Nitelik ve Halk İradesi
“HALK İRADESİNİN ENİNDE SONUNDA TECELLİ EDECEĞİNE YÜREKTEN İNANIYORUZ”
Davayı açıkça politik bir dava olarak nitelendirdiler ve verilen kararın kayyım uygulamasını sürdürme telaşıyla alındığını düşündüklerini belirttiler. Türkiye Cumhuriyeti’nin huzurunun, barışının ve demokrasisinin bu anlayıştan daha değerli olduğunu vurguladılar. Halk iradesinin eninde sonunda tecelli edeceğine inandıklarını, silahların bırakıldığı ve barış sürecinin konuşulduğu bir dönemde böyle bir karar verilmiş olmasını kamuoyu vicdanına havale ettiklerini söylediler. “Kent Uzlaşısı” ve “İstanbul ittifakı” kavramlarının suç olmadığı ve kriminalize edilmemesi gerektiğini ifade ettiler.
Özel Yasa Tartışması ve Talepler
“ÖZEL BİR YASAYLA AHMET ÖZER’İN DOSYASI DÜŞECEK’ ŞEKLİNDEKİ DEĞERLENDİRMELER BİZİM AÇIMIZDAN BİR ÇÖZÜM DEĞİLDİR. HAKKIN VE HUKUKUN TECELLİSİ BU ŞEKİLDE SAĞLANAMAZ”
Özer’in avukatları, bazı önemli isimlerin özel yasa çıkması ve bununla birlikte örgüt üyeliği dosyalarının düşeceği yönündeki değerlendirmelerini dile getirdiğini; ancak kendilerinin beklentisinin herhangi bir özel düzenleme değil, yalnızca hukukun uygulanması olduğunu vurguladılar. Ahmet Özer’in bir örgüt üyesi olmadığını, dosyada masumiyetlerinin yargı nezdinde tescil edilmesini ve istinaf mahkemesinden bir an önce beraat kararı çıkmasını beklediklerini söylediler. Özel yasa beklentilerinin kendileri için bir çözüm olmadığını ve hakkın hukukun bu şekilde tecelli edemeyeceğini ifade ettiler. İstinaf kanun yoluna başvurduklarını ve dosyanın öne alınarak ön incelemesinin ivedilikle yapılması yönünde de dilekçe sunduklarını belirttiler.
Halk İradesine Vurgu ve Sonuç Beklentisi
“BUGÜN AYNI ZAMANDA HALK İRADİSİ DE GASP EDİLMEKTEDİR”
Ahmet Özer’in Esenyurt’un seçilmiş belediye başkanı olduğunu, yalnızca kendisinin hakkının değil halk iradesinin de gasp edildiğini belirttiler. Bu nedenle istinaf mahkemesinin dosyayı öncelikli olarak ele almasının büyük önem taşıdığını, taleplerinin masumiyetlerinin yargı nezdinde bir an önce tescil edilmesi olduğunu vurguladılar. Özel bir yasa ile dosyanın düşmesine yönelik beklentileri veya motivasyonları olmadığını, tek taleplerinin masumiyetlerinin beraat kararıyla yargı tarafından açık biçimde ortaya konulması olduğunu söylediler.
Siyasi saiklerle bir kişinin şafak vakti evinden polis eşliğinde alınması, 375 gün cezaevinde tutulması ve sonrasında tutuksuz yargılama sürerken kayyım uygulamasının devam etmesi gibi uygulamaların başka haksızlıklar olduğunu belirttiler. Taleplerinin bu kararın yargı nezdinde beraatle ortadan kaldırılması ve masumiyetlerinin resmen tescil edilmesi olduğunu, artık meseleyi yalnızca bireysel bir dava değil memleket meselesi olarak gördüklerini ve sonuna kadar mücadeleye devam edeceklerini ifade ettiler.

