Prof. Dr. Ali Oto: Kalp-damar hastalıklarına dikkat
Kalp-damar hastalıkları ülkemizde artış gösteriyor; yaş ve cinsiyet ayrımı yapmıyor. Kalp krizi artık gençlerde ve kadınlarda da sık görülüyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Oto, Türkiye’de kalp-damar hastalıklarının gelişiminde öne çıkan risk faktörlerine dikkat çekti ve toplumda bu sinsi tehlikeye karşı farkındalığın artırılması gerektiğini vurguladı. İşte Prof. Dr. Ali Oto’nun açıklamaları ve hayati uyarıları:

En ciddi üç problem: Şişmanlık, diyabet ve yüksek tansiyon
Şişmanlık hızla artıyor; özellikle ‘genç şişmanlığı’ önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. Bununla birlikte yüksek tansiyon ve diyabette de belirgin bir artış söz konusu. Yaklaşık 6 milyon civarında diyabet hastası bulunuyor. Tüm bu durumlar önemli bir risk demeti oluşturuyor.

Risk faktörleri kontrol altına alınamıyor
Türkiye’de sigara halen çok ciddi bir sorun. Sigara, yüksek tansiyon ve diyabet kalp-damar hastalıkları için en önemli risk faktörlerinden; ayrıca kan yağlarının yüksekliği de riski artırıyor. Bu risklerle mücadele sürekli bir süreç; bir anda kazanılacak bir mücadele değil ve ne yazık ki kontrol etmekte zorlanıyoruz.
Tansiyon hastalarının yarısı hastalığının farkında değil
Şişmanlık ve diyabet önemli risk faktörleri olarak kalırken, yüksek tansiyon da kritik bir konu. Pek çok kişi tansiyonunun yüksek olduğunu bilmiyor; bu nedenle tansiyon ölçtürmek çok önemli. Yüksek tansiyon tanısı alanların tedaviye bağlılıkları düşük: yarısı hastalığının farkında değil, yarısı ilacını almıyor; ilacı alanların da yarısında tansiyon kontrol altında değil. Bu durum ciddi bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor.
Tedavide olumlu gelişmeler var
Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde önemli ilerlemeler sağlandı. Dünya ölçeğinde pek çok girişim ve tedavi yöntemi hastaların yararına sunuluyor. Sağlık organizasyonunda kayda değer gelişmeler mevcut; bunların da görülmesi gerekiyor.
Şehirde yaşamak riski artırıyor
Özellikle hava kirliliği olmak üzere şehirleşmenin kalp ve damar hastalıklarının artışındaki etkisi önemli. Şehirleşme ile birlikte sağlıksız beslenme de ön plana çıkıyor, bu da riski yükseltiyor.
Toplum kolesterol konusunda yanlış yönlendiriliyor
Kolesterol konusunda bilimsel temele dayanmayan yanlış bilgilendirmeler yaygın. Bugün net olan bilgi, yüksek kötü huylu kolesterol (LDL) düzeyinin kalp-damar hastalıkları ve bu hastalıklara bağlı ölümlerle ilişkili olduğudur. LDL ciddi bir kolaylaştırıcı risk faktörüdür. Kalp-damar hastalığı riski taşıyan ve kalp-damar hastası olan kişilerin yüksek kolesterol düzeylerinin etkin şekilde düşürülmesi gerekmektedir. Ne yazık ki halk bazen eksik ve tutarsız bilgilerle yanıltılıyor.
Kolesterol ilaçlarının faydası göz ardı edilmemeli
Çoğu zaman kolesterol düşürücü ilaçların zararları öne çıkarılıyor. Oysa her ilacın yan etkileri olsa da fayda-zarar değerlendirmesinde bu ilaçların faydası oldukça yüksektir. Bugüne kadar yüz binlerce insanı kapsayan çalışmalarda bu ilaçların yararlı olduğu gösterilmiştir; hastalığın önlenmesi, ilerleyişinin frenlenmesi, kalp krizleri ve ölümlerin azaltılması açısından kolesterolü düşürmenin mutlak yararı vardır. Bu nedenle yetkili olmayan kişilerin yaptığı yanlış bilgilendirmelere itibar edilmemelidir.
Birçok Asya ülkesinde de bir numaralı öldürücü hastalık
Kardiyoloji alanında 50 yılı aşkın meslek deneyimine sahip olan Prof. Dr. Ali Oto, Asya Ülkeler Kardiyoloji Birliği Başkanlığı’na seçildi. Daha önce Dünya Kalp Ritim Bozuklukları Derneği Başkanlığı, Avrupa Kardiyoloji Derneği Başkan Yardımcılığı ve Türk Kardiyoloji Derneği Başkanlığı görevlerinde bulunan Prof. Dr. Oto, Çin’in başkenti Pekin’de yapılan toplantıda iki yıllığına Asya Ülkeler Kardiyoloji Derneği Başkanlığı’na seçildi. Prof. Dr. Oto, birliğin amacının Asya ülkeleri arasında kalp-damar sağlığı açısından işbirliğini artırmak ve kalp-damar hastalıklarının olumsuz etkilerini azaltmak olduğunu belirtti. Asya ülkelerinde de, dünya genelinde olduğu gibi, kalp-damar hastalıklarının bir numaralı öldürücü hastalık olduğunu, özellikle diyabet, şişmanlık ve hipertansiyonun sürekli risk faktörleri oluşturduğunu vurguladı.

