Saraçhane’de 12. ADA Buluşması: İmamoğlu Ailesi ve Mağdur Yakınlarının Dayanışma Çağrısı
19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 12. buluşmasını Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirdi. Kalabalık vatandaş topluluğunun destek verdiği etkinliğe CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı ve çok sayıda milletvekili katıldı.
Basın açıklamasını, iktidar kumpasıyla özgürlüğü elinden alındığı belirtilen ve seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşi, sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu okudu. Dr. İmamoğlu açıklamasında, buluşmalara katılanların dayanışmayı büyüttüğünü ve adalet arayışını güçlendirdiğini söyledi.
Dr. İmamoğlu, her hafta daha fazla sayıda vicdan sahibi insanla kenetlenerek birleşildiğini, yaşatılan haksızlık ve hukuksuzluklar karşısında rahatsız olanların sayısının arttığını belirtti. Her kesimden ve her siyasi görüşten insanların sadece destek için değil toplum vicdanının sesi olmak için her cuma Saraçhane’ye geldiğini ifade etti. İlk günden bu yana hukukun siyasetin aracı haline geldiğini, Ekrem İmamoğlu’nun görüntüsüne ve sesine yasak getirildiğini, 16 milyonluk İstanbul’un millet iradesiyle seçilmiş başkanının neredeyse adının anılmasının bile yasaklandığını, X hesabına erişim engeli olduğunu söyledi. İmamoğlu, bunların yasal olmadığını ve hukukun temel ilkelerinden olan masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkının ihlal edildiğini vurguladı. Aynı şekilde birçok medya mensubunun sosyal medya hesaplarının kapatıldığına ve iktidarı rahatsız eden haberlerin görünürlüğünün engellendiğine şahit olunduğunu ekledi.
“Açıkça aileler hedef alınıyor” başlığı altında Dr. İmamoğlu, basına yönelik uygulanan baskılardan ve dayanaksız iddialarla birçok basın mensubunun ifadeye çağrıldığından söz etti. Sadece Ekrem İmamoğlu’nun değil halkın da haber alma hakkının engellendiğini, milletin iradesinin susturulmaya çalışıldığını belirtti. Ayrıca ailelerin hedef alındığını, kayınpederi Hasan İmamoğlu ile oğlu Selim’in ifadeye çağrıldığını, haklarında yurt dışına çıkış yasağı getirildiğini ifade etti. Ailelerin hedef alınmasının ne adalete ne siyasete ne de vicdanlara sığmayacağını, bunun yargı eliyle intikam peşinde koşulmasının tablosu olduğunu söyledi. Bu uygulamaların toplumsal adalet duygusunu aşındırdığını ve halkın devlete olan güvenini zedelediğini kaydetti.
“Haklılığımıza ve masumiyetimize inancımız tamdır” başlıklı bölümde Dr. İmamoğlu, herkes için adil ve tutuksuz yargılama ile tarafsız bir hukuk sistemi talep ettiklerini bildirerek masumiyet karinesi ve tutuksuz, adil yargılama ilkelerinin önemini vurguladı. İddianamenin bir an önce yazılıp yargılamanın başlaması ve duruşmanın tamamının TRT’den canlı yayınlanması taleplerini yineledi. Haklılık ve masumiyetlerine olan inançlarının tam olduğunu, dayanışmanın en güçlü kaynakları olduğunu ve barış, huzur içinde ortak yaşam umuduna destek veren herkese teşekkür etti. Cumhuriyete, adalete, demokrasiye, eşitliğe ve özgürlüğe sahip çıkma çağrısı yaparak Atatürk’ü ölümünün 87. yıl dönümünde saygıyla anacaklarını söyledi ve gelecek hafta Saraçhane’de yeniden bir araya gelme dileğini iletti.
Caner Aydar: Adana’dan Haftalık Silivri Yolculuğu
Ceyhan ilçesinin seçilmiş Belediye Başkanı Kadir Aydar’ın kardeşi Caner Aydar, 31 Mayıs sabahı evlerine yapılan polis baskınıyla başlayan süreçten bahsetti. Abisi Kadir Aydar’ın İstanbul’dan alınmak istendiğini, o sabah abisinin evde olmadığını fakat polisleri öğrenince ifade vererek polislerin yanına gittiğini anlattı. Caner Aydar, aile olarak 22 haftadır her Perşembe Adana’dan 1.200 kilometre gelip bir saat görüşüp aynı gün geri döndüklerini söyledi. Silivri’ye geliş yolculuğunun mutluluk ve heyecan verdiğini ancak kısa görüşmenin ardından dönüşün hüzünlü geçtiğini, sürecin ailelerinde derin yaralar açtığını belirtti. Bu süreçte benzer mağduriyet yaşayan ailelerle dayanışma ve dostluk kurduklarını ifade etti.
Caner Aydar, babaları Mustafa Aydar’ın da tutuklu yargılandığını, babasının yıllardır dürüstçe ticaret yaptığını ve binlerce daire satarken hiçbir zaman parayı birinci öncelik yapmadığını anlattı. Babasının karakterine aykırı bir haksızlık iddiası olduğunu, davada babasının hiçbir yanlışı olmadığını söyledi. Baba Aydar’ın tutukluluk süresinde iki kez beyin damar tıkanması yaşadığı ve kalp damarlarına stent takıldığı bilgisini paylaştı. Oğlu, ağır hasta olan babanın mahkemeyi evde beklemesinde sakınca olmadığını, bırakılması için daha ne beklendiğini ve “İlla ölmesi mi gerekmektedir?” diye sordu.
Öğrenci Emircan Yılmaz: Gözaltı ve Tutuklanma Süreci
19 Mart’tan sonra Saraçhane eylemlerinin 100’üncü günü nedeniyle düzenlenen buluşma sonrasında gözaltına alınan ve tutuklanan üniversite öğrencisi Emircan Yılmaz yaşadıklarını anlattı. Orantısız güç ve şiddetle gözaltına alındığını, işkence benzeri muamele gördüğünü; saatlerce ters kelepçe ile yolun ortasında ve gözaltı aracında bekletildiğini söyledi. İki gecelik gözaltı sürecinin ardından tutuklanıp Silivri Cezaevi’ne gönderildiğini ifade etti. Öğrencilere yönelik uygulanan bu işkenceye karşı insanlık onurunun galip geleceğini belirtti. Boş dosyalarla rastgele seçilerek zindana gönderildiğini, kendilerinden beklenenin seslerini kısmaları ve boyun eğmeleri olduğunu belirtti; ne psikolojik şiddetin ne de cezanın kendilerini yıldırmayacağını vurguladı. Eğitimlerinden, özgürlüklerinden ve ailelerinden mahrum bırakılan gençlerin öfkelerinin ilk günkü gibi devam ettiğini, yargılanmadıklarını cezalandırıldıklarını söyledi.
Yılmaz, ülkenin yarınları için bedel ödemeye hazır olduklarını, gençlerin birçoğunun eğitimlerinin sekteye uğradığını, kimilerinin okulu bırakmak zorunda kaldığını, kimilerininse senesini uzattığını anlattı. Dik durmayı ve öfkeyi diri tutmayı hiç bırakmadıklarını, umudun burada olduğunu, umudun boyun eğmeyen, sesini kısmayan sanatçılar, doğru tarafta olan gazeteciler ve burada bulunan herkes olduğunu söyledi. Ekrem İmamoğlu’nun sözünü hatırlatarak “Umut burada” dedi.
Kapanış: Kurtuluş Mesajı ve Şiir
Öğrenci Yılmaz konuşmasını Ziya Egeli’nin dizeleriyle tamamladı. Şiirde tek başına kurtulmanın mümkün olmadığı, birlikte hareket etmenin gerekliliği vurgulandı: “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.”

