Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Saadet Partisi lideri Arıkan’dan şehit düşen askerler için tepki: Eski ve bakımsız bir uçakla yolculuk yapmaları izaha muhtaç

Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan: Gebze, Fatsa, Dilovası ve Diyarbakır

Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan: Gebze, Fatsa, Dilovası ve Diyarbakır Olayları ‘Kaza Değil Cinayet’

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Yeni Yol Grup toplantısında yaptığı konuşmada Gebze, Fatsa, Dilovası ve Diyarbakır’da yaşanan olayların kaza değil, sistem kaynaklı cinayetler olduğunu belirtti. Arıkan, insanı öncelemeyen bir sistemin, plansızlık ve liyakatsizlik sonucunda bu facialara yol açtığını vurguladı ve hayatı ucuzlayan bir anlayışa karşı çıktı.

Konuşmasına TSK’ya ait bir askeri kargo uçağının düşmesi sonucu 20 askerin şehit olmasına duyduğu üzüntüyü dile getirerek başlayan Arıkan, kazanın ardından ortaya atılan iddiaların aydınlatılması gerektiğini söyledi. Askerlerin eski ve bakımsız uçaklarla yolculuk yapmasının açıklamaya muhtaç olduğunu, yetersiz ekipman nedeniyle şehit verilmesinin Türkiye ve milletin hak etmediği bir durum olduğunu ifade etti ve bu tür kazaların son olmasını umduğunu aktardı.

İlk Gündem: Deprem

Arıkan, 12 Kasım Afete Hazırlık Günü’ne atıfta bulunarak deprem öncesi ve sonrası alınan önlemlerin hayati önem taşıdığını söyledi. Her bireyin sorumluluğu bulunduğunu ancak asıl görevin iktidara ait olduğunu belirtti. Şehirlerin plansız olması ve afet eğitiminin yaygınlaştırılmaması halinde sonuçların değişmeyeceğini, ülkenin deprem konusunda hazır olmadığını ifade etti. Son haftalarda Balıkesir Sındırgı’daki sarsıntıların halkı tedirgin ettiğini, yapı stokunun depreme hazırlıklı hale getirilmesi gerektiğini söyledi.

Arıkan, iktidarın beceriksizliklerinin insanların canına mal olduğunu belirterek Gebze, Fatsa, Dilovası ve Diyarbakır örneklerini verdi. Gebze’de bir ailenin yok olduğunu; sorumlunun bakanlık mı belediye mi olduğu tartışmalarının öne çıktığını; Fatsa’da bir taş ocağı göçüğünde 25 yaşındaki Burak Kilci’nin hayatını kaybettiğini, Kilci’nin üç ay önce evlendiğini ve baba olmaya hazırlandığını hatırlattı. Dilovası’nda bir parfüm fabrikasında çıkan yangında binanın durumunu gösteren fotoğraflarla iktidarın ihmalkarlığını eleştirdi. CİMER’e yapılan başvurulara verilen cevapları sorgulayan Arıkan, denetim mekanizmasının devlet kurumları tarafından işletilip işletilmediğini sorguladı.

Denetimsizlik sonucu 15 yaşındaki Nisanur Taşdemir ve Cansu Esatoğlu, 17 yaşındaki Tuğba Taşdemir, 31 yaşındaki Esma Dikan ve 52 yaşındaki Hanım Gülek’in hayatını kaybettiğini, ölenlerin üçünün çocuk olduğunu hatırlattı.

Kaza Değil Cinayet

Arıkan, Diyarbakır’da köprü yapımında meydana gelen çöküşte üç kişinin daha hayatını kaybettiğini belirterek, Gebze, Fatsa, Dilovası ve Diyarbakır’da yaşananların kaza değil cinayet olduğunu yineledi. Bunun nedeninin insanı öncelemeyen vahşi sistem olduğunu, bu kadar ölümün ardından üst kademelerde kimlerin istifa ettiğini sordu. Sistematik keyfiliğin, kayırmacılığın ve liyakatsizliğin bu facialara yol açtığını belirtti.

Adaletin sağlanıp sağlanmayacağı sorusunu gündeme getiren Arıkan, “Türkiye bir hukuk devletidir” iddiasının, hukuk mağdurları arttıkça ve mağdurların feryadı yükseldikçe sıkça tekrarlandığını ancak hukukun sözle değil icraatla sağlanacağını kaydetti. Yerel mahkemelerin Anayasa Mahkemesi kararlarını yok saydığı bir ortamda adaletin varlığından söz edilemeyeceğini söyledi. Eğer adalet olsaydı bahsedilen isimlerin yaşamakta olacağını belirtti.

İznik Ziyareti ve ‘Yeni Vatikan’ Endişesi

Arıkan, Papa 14. Leo’nun İznik Konsili’nin 1700’üncü yılı münasebetiyle yapılacak İznik ziyaretini ve bunun kamuoyuna yansımalarını dikkatle takip ettiklerini söyledi. İznik’te büyük bir dini turizm yatırımı teklifinin gündeme gelmesinin ülkenin tarihî ve kültürel mirası üzerinde kimin söz sahibi olduğu sorusunu gündeme getirdiğini belirtti. Dış aktörlerin, özellikle devlet-dini otorite karışımı güçlü kurumların Türkiye’nin egemenlik alanı içinde ayrıcalıklı bir konum elde etmesine karşı olduklarını vurguladı. Böylesi bir planın sadece turizm değil, özel statü alanı oluşturma ihtimali taşıdığını; bunun Türkiye’nin egemenliğini ilgilendiren kritik bir konu olduğunu söyledi ve sürecin açık, şeffaf ve kamuoyuna hesap verebilir biçimde tartışılması gerektiğini belirtti.

İktidara Çağrı: Yumuşak Gücü Doğru Kullanın

ABD Başkan Yardımcısının katılımının bu sürecin sadece Vatikan’a ait bir girişim olmadığını, küresel politik ve jeostratejik boyutlar taşıdığını gösterdiğini belirten Arıkan, ziyaretin dinler arası diyalog gibi takdim edilmesinin arkasında Siyonist bir projenin aşamaları olabileceği iddiasını dile getirdi. Türkiye’nin bu adımı egemenlik perspektifinden değerlendirmesi gerektiğini, ülkenin yumuşak gücünün doğru kullanılmasını ve bu ziyaretin yabancı aktörlere siyasi kazanım sağlamasına izin verilmemesi çağrısında bulundu. Ülkesindeki kutsal mekanları ziyaret edenlere nezaket gösterileceklerini, ancak ülkenin hukukunun korunmasından geri adım atılmayacağını söyledi.

Hiçbir Maden Su Kadar Önemli Olamaz

Arıkan, iktidarın ülkenin madenlerini küresel şirketlere peşkeş çektiğini, bunun sonucunda su kaynaklarının kullanılamaz hale geldiğini, ormanların yok edildiğini ve insanların sağlığını yitirdiğini ifade etti. Sorunun yalnızca iklim değişikliğinden kaynaklanmadığını, yanlış su politikalarının da etkili olduğunu belirtti. Vatandaşlara suyu israf etmemeleri çağrısında bulundu; ancak esas görevin devlete düştüğünü vurguladı. Su kaynaklarının şirketler tarafından ele geçirilmesi, plansızlık ve maden arama şirketlerinin aşırı su kullanımı problemlerine örnekler verdi. Yer altı zenginliklerinin değerli olduğunu ancak hiçbir madenin su kadar önemli olamayacağını söyledi. Su krizinin hem çevre, hem güvenlik hem de adalet meselesi olarak ele alınması gerektiğini vurguladı.

Devlet Neredeydi?

Ülkede çürümenin hat safhaya ulaştığını, kurumlarda şaibe ve lekesiz sektör kalmadığını söyleyen Arıkan, adalet mekanizması işlemezse denetim mekanizmalarının ciddiyetini kaybedeceğini ve çürümenin önce dipten başlayarak herkesi saracağını ifade etti. Sporda bahis çarkının dönmesine karşı devletin nerede olduğunu, istihbarat kurumlarının görevini neden zamanında yerine getirmediğini sorguladı. Ahlaki bir duruş inşa edilmezse suçluları yakalamanın günü kurtarmaktan öteye gitmeyeceğini belirtti.

İcraatların Bedelini Vatandaş Ödüyor

Arıkan, ekonomik krizin giderek derinleştiğini, iktidarın 2024’te 2025 enflasyon beklentisini yüzde 25 olarak belirleyip maaşları buna göre artırdığını, ancak Merkez Bankası’nın beklentiyi yüzde 33’e yükselttiğini hatırlattı. Bu durumda asgari ücretliye ve diğer maaş alanlara yapılmış zamların enflasyon farkının iade edilip edilmeyeceğini, gelecek yıl zam oranlarının hangi beklenti üzerinden yapılacağını sordu. İktidarın tutturamadığı hedeflerin bedelini vatandaşların ödemekten bıktığını söyledi.

Emeklinin, Asgari Ücretlinin ve İşçinin Hakkı

Arıkan, emekli, asgari ücretli ve işçilerin haklarının en düşük yoksulluk sınırı düzeyinde olması gerektiğini, iktidarın beklentiye göre zam yapma planının çöktüğünü belirtti ve gelecek yıl zammının beklenti rakamlarına göre yapılmaması uyarısında bulundu. Sayın Şimşek’in ‘topladığımız vergi az’ açıklamasını eleştirdi ve emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili sorunların çözülmesi gerektiğini vurguladı.

Esnafın Feryadı

Arıkan, Rize ziyaretinde bir esnafın şikâyetini aktardı: Ürünlerin düşük kârlarla geldiğini, cironun büyük kısmının vergiyle alındığını, aylık vergi yükünün ağır olduğunu ve bu yüzden tatil veya hastalık gibi durumlarda bile izin alınamadığını dile getirdi. Bu feryadın milyonlarca esnafı temsil ettiğini söyledi ve vergi yükünün adil dağıtılması gerektiğini belirtti.

Emeklilerin ve EYT Mağdurlarının Durumu

Arıkan, emeklilerden gelen şikâyetleri aktardı: emekli maaşlarının kirayı ödemeye yetmediğini, mutfak alışverişi yapmak için eşlerin çalıştığını ve bayramlarda bile evde sessiz kalındığını anlattı. İktidar yetkililerinin 16 milyon emeklinin tepkisini aldığını, emeklinin sesinin duyulmamasının adalet ve kalkınma eksikliği anlamına geldiğini belirtti. EYT konusunu da trajikomik bir tablo olarak değerlendirdi; 8 Eylül 1999’dan önce sigortası başlayanlarla bir gün sonra başlayanlar arasında yaşanan adaletsizliğe dikkat çekti ve iktidarın geride kalan milyonların mağduriyetini çözme yükümlülüğünü hatırlattı.

Vatandaşın Eline Kalan Ekmek

Arıkan, vatandaşın gelirinin TÜİK’in rakamları ve vergi politikaları nedeniyle eridiğini, vatandaşın elinde kalan ekmeğin giderek azaldığını, Sayın Şimşek’in vergi politikalarıyla vatandaşın zaten azalan gelirine yeni yükler eklendiğini söyledi ve iktidara “Daha neyini alacaksınız vatandaşın?” diye sordu. Vergi politikalarının vatandaşın yaşamını daha da zorlaştırdığını belirtti.

Arıkan’ın konuşmasında yer alan tüm ayrıntılar olduğu gibi aktarılmıştır; yorum yalnızca mevcut ifadelerin ve aktarılan olayların sadık aktarımı şeklindedir.