İran’da İç Sızma İddiaları ve Nokta Atışlar
ABD, İran’ın kılcal damarlarına kadar girmiş. CIA ile Mossad, Tahran’da bir hayli yandaş edinmiş; sadece bürokrasiye değil, Devrim Muhafızları’na ve orduya da sızmışlar. Önemli görevlere gelmiş olmalılar ki dini lider Hamaney’in, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın karargâhına kadar ulaşmışlar. Daha açıklanmadı ama içlerinde general rütbesinde olanlar mutlaka vardır. Hamaney’in dibinde oturan, itaatinden şüphe duyulmayan ajanlar mutlaka vardır… Çünkü olmazsa olmaz!
Olmasa ABD/İsrail ikilisi nokta atışı yapamaz. Olmasa Hamaney ilk vuruşta öldürülemez… Koskoca İran; rejimin kalbi, rejimin beyni, rejimin her şeyi olan liderlerini koruyamadı. Hatırlarsanız Hamas’ın siyasi büro başkanı İsmail Haniye, Tahran’da misafir edildiği konutta atılan füzeyle öldürüldü. Haniye, Cumhurbaşkanı seçilen Pezeşkiyan’ın yemin törenine katılmak için Tahran’a gelmişti. Tahsis edilen konutun hangi odasında kaldığını bildiren birileri olmalı; o bilgilerle uzaktan atış yapan birileri de İran vatandaşı olabilir.
Son günlerde Kudüs Gücü komutanı Tuğgeneral Kaani’den şüpheleniliyor. Hamaney’in konutunda düzenlediği toplantıya katılmış, erken ayrıldığı için ölümden kurtulmuş. Aynı general, Hizbullah lideri Nasrallah’ın İsrail tarafından öldürüldüğü gün de Lübnan’daymış; Nasrallah’ı konutunda ziyaret etmiş. Haziran ayındaki 12 günlük savaşta üst düzey onlarca komutan öldürülürken Kaani yine paçayı kurtarmış. Ne tesadüf değil mi?
Bu bilgiler ortalığa saçıldıkça, İsrail ve ABD nokta atışlarla hassas hedefleri vurdukça; Genelkurmay Başkanı dahil, Devrim Muhafızları Komutanı dahil 48 üst düzey komutanın ilk gün öldürülünce dünya hayrete düşüyor. Bir ülkenin içine bu kadar nasıl sızdılar? Bir ülkenin kılcal damarlarına kadar nasıl girdiler? Bir ülkenin liderinin en dibine kadar nasıl girip yerleştiler diye olan biteni merakla ve şaşkınlıkla izliyor; çünkü akılları almıyor.
Türkiye’deki Paralellik: FETÖ ve 15 Temmuz Deneyimi
Eskiden bizim de almazdı ama şimdi alıyor. Bu yüzden İran’da yaşananları hayretle ve şaşkınlıkla izlemiyoruz; çünkü ülkemizde de CIA kontrollü yapı devletin kılcal damarlarına kadar girmişti. Bürokrasiye, yargıya, polise, askere, Genelkurmay karargâhına yerleşmişlerdi. 15 Temmuz darbe girişiminde yaşadıklarımızı hatırlayın: Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay İkinci Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı, Jandarma Komutanı anında derdest edildi.
Silahlı Kuvvetlerde görev yapan 351 general ve amiralin 151’i FETÖ’cü çıktı. Genelkurmay Karargâhı’nda görev yapan generallerden 10’u FETÖ’cüydü. Daha vahimini söyleyeyim: Cumhurbaşkanı’nın başyaveri FETÖ’cü çıktı. Cumhurbaşkanı’nın bir adım gerisinde duran albay Fethullahçıymış. FETÖ’cü askerler, üstlerinden değil bağlı oldukları Fethullahçı imamlarından direktif alıyordu; imamların talimatlarını yerine getiriyorlardı.
Şimdi soruyorum: ABD ile sıcak çatışmanın eşiğine gelseydik, bu FETÖ’cü askerler kimin safında yer alacaktı? Tabii ki Amerika’nın… FETÖ’cü başyaver, Cumhurbaşkanı’nın yerini CIA kanalıyla ABD’li askerlere bildirecekti. Ordunun harekât planları, kimin nerede mevzilendiği anında ABD’li komutanlara iletilecekti. Belki kendileri de kolları sıvayıp silah kuşanacak, ordunun belini kırmak için Amerikalılara yardım edeceklerdi. Varlıklarını Fethullah Gülen’e ve CIA’ya borçlu olan üniformalıların tamamı saf değiştirecekti. Ülkelerini satacaklardı.
Bu sebeple İran’da olup biteni, ABD’nin Hamaney’in nokta atışıyla vurmasını ve komuta kademesinin ilk gün çökertilmesini hayretle ve şaşkınlıkla izlemiyorum; başımıza gelebilirdi. 251 şehidimiz olmasa iyi ki 15 Temmuz olmuş, bu pisliklerden kurtulmuşuz diyeceğim.
