Erdoğan’dan BM ve Filistin İçin Diplomasi Vizyonu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için New York’ta bulunduğu sırada ABD merkezli Newsweek dergisi için kaleme aldığı makalede, Türkiye’nin adalet, barış ve dayanışma merkezli dış politika anlayışını ve küresel sorunlara yönelik diplomatik yaklaşımını aktardı. Makale İngilizce olarak derginin internet sitesinde yayımlandı.
Erdoğan, uluslararası topluma Filistin’in tanınması ve bölgede İsrail ile Filistin’in eşzamanlı varlığını öngören iki devletli çözüme destek verilmesi çağrısında bulundu. Ayrıca Birleşmiş Milletler’in yönetimsel yapısını eleştirerek kurumun kapsamlı bir değişime ihtiyacı olduğunu savundu.
Uluslararası Düzenin Karşılaştığı Sınamalar
Dünya uzun bir dönemdir aralıksız büyüyen belirsizlikler ve sınamalarla yüzleşmektedir. Çatışmalar, kuralsızlıklar, terör saldırıları, salgınlar, iklim felaketleri ile derinleşen adaletsizlik ve eşitsizlikler mevcut uluslararası düzen üzerinde büyük baskı oluşturmaktadır. Türkiye, bu koşullarda adalet, barış ve dayanışma ilkelerini merkeze alan dış politika anlayışından ödün vermeden hareket ettiğini vurgulamaktadır. Yıllardır dile getirilen “Dünya beşten büyüktür” anlayışı, yalnızca mevcut sisteme yönelik bir eleştiri değil; insanlığın ortak geleceğine dair bir ufuk ifadesidir.
BM’nin İşlevi ve Güvenlik Konseyi Eleştirisi
İkinci Dünya Savaşı sonrası barış ve güvenliği korumak için kurulan Birleşmiş Milletler’in, günümüzde asli fonksiyonunu yerine getiremediği ifade edilmektedir. Adalet ve eşitlik iddiasıyla kurulan BM’nin en önemli organı olan Güvenlik Konseyi’nin karar alma süreçlerinin yalnızca beş ülkenin iradesine ve çıkarına tabi kılınması, çağımızdaki çözümsüzlüklerin başlıca sebepleri arasında gösterilmektedir. Erdoğan, bu adaletsiz yapının acilen reforma tabi tutulması gerektiğini; BM’nin kuruluş felsefesine uygun, etkin çok taraflılığın işleyen bir merkezi hâline getirilmesinin küresel sorunlara adil çözümler üretebilmek için zorunlu olduğunu belirtti.
Ara Buluculuk ve Diplomasiye Vurgu
BM’nin etkinlik kaybının yarattığı boşluk ve çok katmanlı jeopolitik sınamalara karşın Türkiye, dış politikasının merkezine diyalog ve ara buluculuk diplomasisini yerleştirmektedir. Karadeniz Tahıl Girişimi, bu yaklaşımın hem bölgesel hem de küresel güvenlik ve istikrara somut katkılar sunduğunun en açık örneği olarak gösterildi. Türkiye, Kafkasya’dan Afrika’ya, Orta Doğu’dan Balkanlar’a uzanan geniş bir coğrafyada çatışmaları adil diplomatik çözümlerle sona erdirmek ve sürdürülebilir barışın kapılarını aralamak için sorumluluk üstlenmeye devam etmektedir.
İnsani Yardım ve Gazze Vurgusu
Türkiye’nin diplomasi vizyonunun yalnızca kriz çözümünde değil, insani boyutlarda da kendini gösterdiği belirtildi. Türkiye, dünyanın en çok insani yardım sağlayan ülkelerinden biri olarak tarihsel ve kültürel sorumluluk bilinciyle küresel dayanışmayı güçlendirme rolünü sürdürecektir. Gazze’de İsrail’in süregelen saldırıları ve abluka nedeniyle ortaya çıkan insani kriz, insanlık vicdanının en büyük sınavlarından biri olarak tanımlandı. Çocuklar ve kadınlar dahil çok sayıda masumun hayatını kaybettiği, milyonların temel ihtiyaçlardan yoksun bırakıldığı koşullarda Türkiye, ateşkesin sağlanması, insani yardımların kesintisiz ulaştırılması ve iki devletli çözümün yeniden canlandırılması için çabalarını sürdürdüğünü açıkladı.
Filistin İçin 1967 Sınırları Çağrısı
Gazze’ye gönderilen 100 binden fazla tonluk yardımlar, İsrail’in ambargosu altında açlıkla mücadele eden kardeşlerin yaralarını sarmak için atılan adımlardan biri olarak sunuldu. Erdoğan, adil bir barışın ancak Filistin halkının 1967 sınırları temelinde, bağımsız, toprak bütünlüğüne sahip ve başkenti Doğu Kudüs olan bir devlete kavuşmasıyla mümkün olacağını vurguladı. Dünya devletlerine çağrısı nettir: “Filistin Devleti’ni tanıyın.” Filistin’in tanınmasının işgale, ablukaya ve zulme karşı verilebilecek en güçlü cevap olduğu belirtildi; bu yönde karar alacağını açıklayan ülkeler tebrik edildi ve verdikleri taahhütleri somut adımlara dönüştürmeleri beklendi.
Suriye ve Bölgesel İstikrar
Bölgesel istikrar açısından Suriye’nin önemi hatırlatıldı. 2011’den bu yana süregelen çatışmaların yüzbinlerce insanın ölümüne, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine ve büyük tahribatlara yol açtığı vurgulandı. Ortadoğu coğrafyasının istikrarı için Suriye’nin yeniden inşasının ve ihyasının kaçınılmaz olduğu; atılacak her adımda önceliğin Suriyelilerin menfaatleri olması gerektiği ifade edildi.
Kalıcı istikrar ve barışın, herhangi bir aidiyete veya gruba imtiyaz tanımadan tüm Suriye halkının müşterek iradesinin dikkate alınmasıyla mümkün olacağı belirtildi. Türkiye, “Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine saygı” ilkesini savunmaya devam edecektir. Ayrıca, Suriye halkının iradesini dışlayan, ayrılıkçı emellere ve terör örgütlerine alan açan tüm girişimlere karşı çıkıldığı; son on dört yılda yapılan hataları tamir etmenin tek yolunun istikrarlı bir devlet ve toplum düzeni kurmak ve iş birlikçi güvenlik anlayışı temelinde destek vermek olduğu vurgulandı.
Kapanış ve Türkiye’nin Rolü
Yaşanan acı tecrübeler ışığında hakikatin, hakkaniyetin ve dayanışmanın hâkim olduğu bir gelecek ancak ortak irade ile inşa edilebilir. Türkiye, bu sorumluluğun bilinciyle insanlığın onurlu ve adil bir istikbal yürüyüşüne öncülük etmeye devam edecektir.
















