Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

CHP’li Taşcıer: “Kadın cinayetleri kader değil, siyasi tercihlerin sonucudur”

Taşcıer: İstanbul Sözleşmesi’nden Çıkışın Beş Yıllık Bilançosu — Kadın Cinayetleri

Taşcıer: İstanbul Sözleşmesi’nden Çıkışın Beş Yıllık Bilançosu — Kadın Cinayetleri ve Şiddet Artışı

CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının üzerinden geçen beş yılda kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin arttığını, bunun siyasi tercihlerin sonucu olduğunu belirtti. Taşcıer, İstanbul Sözleşmesi’nin önemine dikkat çekerek şunları kaydetti:

“İstanbul Sözleşmesi’nden tek bir imzayla çıkılmasının üzerinden beş yıl geçti. Geçen beş yıl, kadınların yaşam hakkı açısından ağır bir bilanço ortaya çıkardı. Her gün yeni bir kadın cinayeti haberiyle uyanıyor, şüpheli kadın ölümlerinin üzerindeki sis perdesinin kalınlaştığını görüyor ve korunmak isteyen kadınların defalarca başvurmasına rağmen yaşamdan koparıldığına tanıklık ediyoruz.”

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ TARİHSEL BİR ÖNEME SAHİPTİ”

Taşcıer, bu tablonun tesadüf olmadığını belirterek kadına yönelik erkek şiddetinin bireysel öfke patlamalarının ya da münferit olayların toplamı olmadığını; bunun toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, cezasızlık kültürünün ve siyasal tercihlerin sonucu olarak yapısal bir insan hakları sorunu olduğunu vurguladı. İstanbul Sözleşmesi’nin devlete şiddeti önleme, kadınları koruma, failleri etkin biçimde soruşturma ve kadınların eşit yurttaşlar olarak yaşayabileceği politikalar üretme sorumluluğu yüklediğini söyledi.

Taşcıer, sözleşmeden çekilme kararının kadınların kazanılmış haklarına yönelik ağır bir siyasal müdahale olduğunu ifade ederek şunları ekledi: “Bu karar, kadınlara ‘artık eskisi kadar güvende değilsiniz’, faillere ise ‘devlet bu mücadelede geri adım atıyor’ mesajı veren son derece yanlış bir siyasi tercihe dönüştü. Bugün gelinen noktada kadın cinayetlerinin, şüpheli kadın ölümlerinin ve şiddetin ulaştığı boyutlar, bu yanlış tercihin toplumsal sonuçlarını bütün açıklığıyla göstermektedir.”

Taşcıer, yıllardır yapılan uyarıların mevcut kırım tablosu karşısında haklı çıktığını belirtti. Sözleşmeden çıkışla birlikte kadınların yaşam hakkını önceleyen siyasal iradenin zayıfladığını, cezasızlık algısının derinleştiğini, koruma mekanizmalarının etkisizleştiğini ve şiddeti önleyici kamu politikalarının geri plana itildiğini söyledi.

“Bugün sorun yalnızca İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükte olmaması değildir. 6284 sayılı Kanun yürürlüktedir. Ancak bir hukuk devletinde kanunların varlığı tek başına hiçbir anlam taşımaz. Önemli olan uygulanmalarıdır.” şeklinde konuşan Taşcıer, koruma kararlarının zamanında verilmediği, verilen kararların etkin biçimde denetlenmediği, elektronik kelepçe uygulamalarının yetersiz kaldığı, risk analizlerinin bilimsel yöntemlerle yapılmadığı, kadın sığınma evlerinin ihtiyacı karşılamadığı, sosyal hizmet uzmanlarının, psikologların ve kolluk personelinin sayısının yetersiz olduğu bir düzende yasaların tek başına koruma sağlayamayacağını belirtti.

Taşcıer, kadınların defalarca başvuru yaptığı halde korunamadığı; uzaklaştırma kararlarının ihlal edildiği; kolluğun risk değerlendirmelerinin yetersiz kaldığı; yargı süreçlerinin geciktiği ve kimi zaman iyi hâl ya da haksız tahrik indirimleriyle adalet duygusunun zedelendiği bir ortamda devletin şiddetle mücadelede başarılı sayılamayacağını söyledi.

Kadına yönelik şiddetle mücadelenin yalnızca İçişleri veya Adalet Bakanlığı’nın görevi olmayacağını vurgulayan Taşcıer, bu mücadelenin eğitim politikalarından sosyal politikalara, çalışma yaşamından yerel yönetimlere, bütçe tercihlerinden medya politikalarına kadar bütüncül bir kamu politikası gerektirdiğini ifade etti.

“KADINLARIN YAŞAM HAKKI HİÇBİR İDEOLOJİK TARTIŞMANIN KONUSU YAPILAMAZ”

Taşcıer, toplumsal cinsiyet eşitliğini reddeden, kadınların kazanılmış haklarını tartışmaya açan, kadın örgütlerini hedef gösteren ve kadın hareketini itibarsızlaştırmaya çalışan iktidarın zehirli siyasi dilinin şiddeti besleyen zemini büyüttüğünü belirtti. Kadınların yaşam hakkının hiçbir ideolojik tartışmanın konusu yapılamayacağını, kadınların nasıl yaşayacağına, nasıl giyineceğine, nasıl çalışacağına, kaç çocuk doğuracağına ya da nasıl bir hayat kuracağına siyasetin değil kadınların kendisinin karar vereceğini vurguladı.

“Buradan açıkça söylüyoruz: Kadınların yaşam hakkını iktidarın ideolojik gündemine, eşitlik mücadelesini gerici pazarlıklara teslim etmeyeceğiz. 6284 sayılı Kanun’un tavizsiz uygulanması ve ülkemizin yeniden İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.”

Taşcıer, kadına yönelik her türlü şiddetin ve ayrımcılığın son bulması için yapılması gerekenleri şu şekilde sıraladı:

  • Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri konusunda etkin, bağımsız ve şeffaf soruşturma mekanizmaları kurulmalıdır.
  • Koruyucu ve önleyici tedbirler güçlendirilmeli; kadın sığınma evlerinin kapasitesi artırılmalıdır.
  • Elektronik kelepçe uygulaması yaygınlaştırılmalı; kolluk kuvvetleri ve yargı mensupları toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddet konusunda düzenli eğitimlerden geçirilmelidir.
  • Şiddetle mücadeleye ayrılan kamu kaynakları artırılmalı; kadın örgütleri, barolar, meslek örgütleri ve yerel yönetimler karar alma süreçlerinin asli paydaşı hâline getirilmelidir.

“ÖZGÜRLÜK PAZARLIK KONUSU DEĞİLDİR”

Taşcıer, “Çünkü kadınların yaşam hakkı pazarlık konusu değildir. Eşitlik pazarlık konusu değildir. Özgürlük pazarlık konusu değildir. Yaşam hakkı siyasal hesapların üzerinde, devletin en temel yükümlülüğüdür.” diyerek, kadınların korkmadan yaşayabildiği, şiddetin cezasız kalmadığı ve eşit yurttaşlığın güvence altına alındığı bir Türkiye mümkün olduğunu ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu mücadeleyi büyütmeye kararlılıkla devam edeceğini belirtti.