Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

CHP’li Tanrıkulu’ndan ‘İBB Davası’ çıkışı: ‘Adil yargılanma hakkı ihlal ediliyor!’

Tanrıkulu, İnsan Hakları İhlalleri Raporunu Açıkladı CHP İnsan Haklarından Sorumlu

Tanrıkulu, İnsan Hakları İhlalleri Raporunu Açıkladı

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında Ocak-Şubat dönemine ilişkin hazırladığı İnsan Hakları İhlalleri Raporunu açıkladı. Tanrıkulu, İBB davasında tutanaklara yansıyan uygulamalara dikkat çekerek adil yargılanma hakkının birçok unsurunun ihlal edildiğini bildirdi. Basın toplantısında paylaştığı açıklamalar şu şekildedir:

İnsan Haklarından Sorumlu Görevinin Yeniden Oluşumu

Tanrıkulu, CHP’de İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevinin yeniden tesis edildiğini, kendisinin üç aydır bu görevi yürüttüğünü ve Meclis’teki görevlerinin dışında da bu alanda çalışmalara devam ettiğini belirtti. Meclis döneminde AK Parti iktidarına ilişkin insan hakları ihlallerini düzenli raporlarla kamuoyuyla paylaştıklarını, şimdi CHP görevi kapsamında hazırladığı raporu kamuoyuna sunduğunu ifade etti.

Genel Değerlendirme: İhlallerin Yaygınlaşması

“AK PARTİ, İNSAN HAKLARI İHLALLERİNDE BÜTÜN TÜRKİYE’DE EŞİTLİĞİ SAĞLADI” başlıklı değerlendirmesinde Tanrıkulu, AK Parti döneminde hak ihlallerinin Türkiye’nin tüm coğrafyasına yayıldığını; her kimlikten, her yaştan, her cinsiyetten ve her cinsel yönelimden kişilere yönelik ağır insan hakları ihlallerinin sürdüğünü belirtti. İnsan haklarının başında gelen yaşam hakkına vurgu yaparak Ocak-Şubat dönemine ilişkin verileri aktardı:

  • Toplam 358 yaşam hakkı ihlali.
  • Yargısız infaz, dur ihtarı ve rastgele ateş açma olaylarından iki yurttaşın yaşamını yitirmesi.
  • Cezaevlerinde beş yurttaşın yaşamını kaybetmesi.
  • Nefret suçlarından üç yurttaşın yaşamını yitirmesi.
  • Bu dönem içinde 21 mültecinin çeşitli nedenlerle yaşamını yitirmesi.
  • Ocak-Şubat ayında toplam beşi çocuk olmak üzere 46 kadın cinayeti.
  • Aynı dönemde 269 iş cinayeti.

Tanrıkulu, bu verilerin yaşam hakkı ihlallerinin arttığını gösterdiğini belirtti.

İşkence ve Kötü Muamele İddiaları

“AK PARTİ İKTİDARA GELDİĞİ ZAMAN TEMEL MOTTOSU: ‘İŞKENCEYE SIFIR TOLERANS’TI. ŞİMDİ İŞKENCECİYE TAM TOLERANS VAR” değerlendirmesinde Tanrıkulu, Ocak-Şubat döneminde kamuoyuna yansıyan işkence ve kötü muamele vakalarının toplam 824 olduğunu, bunların 104’ünün cezaevlerinden gelen şikayetler olduğunu söyledi. İşkence yasağı ve kötü muamele iddialarının AİHM ve AYM kararlarıyla da ilişkilendirilen hak ihlalleri olduğunu vurguladı.

Basın ve Düşünceyi İfade Özgürlüğüne Yönelik Baskılar

Düşünceyi ifade özgürlüğü bağlamında ağır ihlallerin sürdüğünü belirten Tanrıkulu, Ocak-Şubat dönemine dair şu verileri aktardı:

  • Saldırıya uğrayan, tehdit edilen veya çalışması engellenen gazeteci sayısı: 23.
  • Hapis ve para cezası verilen gazeteci sayısı: 13.
  • Gözaltına alınan gazeteci sayısı: 25.
  • Tutuklanan gazeteci sayısı: 7.

Tanrıkulu, gazetecilerin kötü muamele gördüğünü ve tutukluluklarının sürdüğünü, örnekler arasında Alican Uludağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp ve Merdan Yanardağ isimlerini verdi. Ayrıca İstanbul’da gazetecilerin yürümelerine ve basın açıklaması yapmalarına kısıtlamalar getirildiğini söyledi.

Düşünceyi İfade Nedeniyle Açılan Dava ve Soruşturma Sayıları

“DÜŞÜNCEYİ İFADE NEDENİYLE OCAK VE ŞUBATTA AÇILAN DAVA VE SORUŞTURMA SAYISI 367” başlıklı bölümde Tanrıkulu, söz konusu dönemde düşünceyi ifade nedeniyle açılan dava ve soruşturma sayısının 367 olduğunu; bu nedenle gözaltına alınan veya tutuklanan kişi sayısının (biri çocuk olmak üzere) toplam 54, tutuklananlardan 24 kişinin tutuklandığını bildirdi. Toplantı ve gösteri özgürlüğü kapsamında müdahale edilen etkinlik sayısının 91, eylem ve etkinlikleri yasaklanan illerin sayısının altı olduğunu belirterek, toplantı ve gösteri özgürlüğü ihlallerinde toplam 1.341 kişinin gözaltına alındığını ve bunlardan 111’inin çocuk olduğunu aktardı. Tutuklananların sayısı 150 olup, bunların 28’i çocuktur. Tanrıkulu, bu sayıların detaylı kayıtlarının ellerinde bulunduğunu ve paylaşılacağını söyledi.

İBB Davası: Adil Yargılanma ve Savunma Hakkı İhlalleri

“ADİL YARGILANMA HAKKININ BÜTÜN UNSURLARI, İBB DAVASINDA İHLAL EDİLİYOR” başlığında Tanrıkulu, İBB davasına ilişkin tutanaklardan ve avukat beyanlarından hareketle birçok hak ihlalinin belgelenmeye çalışıldığını ve bu kayıtların her hafta kamuoyuyla paylaşılacağını belirtti. Tutanaklara göre öne çıkan ihlaller şunlardır:

  • Duruşma salonunda sanık ile avukat arasındaki iletişim hakkının engellenmesi; verilen bir notun suç sayılmaya çalışılması.
  • Gözaltına alınma koşulları ve cezaevi kalış biçimleriyle ilgili ağır ihlallerin mahkeme kayıtlarına yansıması.
  • Kötü muamele ve işkence iddialarının AİHM ve AYM kararlarına konu olabilecek nitelikte olması.
  • Savunma hakkı bakımından yetersiz süre tanınması; örneğin 4 bin sayfalık iddianame için şüphelilere haftada iki saat bilgisayar inceleme hakkı verilmesi.
  • Dava dosyasına erişim engelleri; MASAK raporlarının şüphelilere verilmemesi.
  • Toplu yargılama uygulaması: 400’den fazla şüphelinin aynı dava dosyasında yargılanması ve bunun savunma hakkının ihlali sayılması.
  • Tutuklama kararlarının toplu yapılmasının savunma hakkını ihlal etmesi.

Tanrıkulu, aleniyet hakkı ve basının çalışma hakkının duruşma salonunda büyük oranda engellendiğini, avukatlara yönelik sınırlamalar (ikinci kimlik incelemesi, üç avukat sınırı), jandarmanın sanıklar arasında oturması, avukat ile sanık arasındaki konuşma ve göz temasının bile yasaklanması gibi uygulamalara işaret etti. Ayrıca duruşma salonunun cezaevi kampüsünde olmasının adil yargılama ilkelerine aykırı olduğunu, basına getirilen kota, izleyicilere getirilen kısıtlamalar, milletvekillerinin kampüse alınmaması ve aile fertlerine getirilen kısıtlamalar gibi uygulamaların sürdüğünü belirtti. Şüphelilerin uzak cezaevlerinde tutulması ve binlerce kilometre yol kat etmek zorunda bırakılmaları da bildirildi.

Avukatların İddiaları ve Gerekçeli Kararlar

Tanrıkulu, avukatların tutanaklara yansıyan beyanlarından örnekler vererek ciddi usul ve savunma hakları ihlallerini aktardı. Örnekler arasında:

  • Avukat Hasan Fehmi Demir’e 80 bin sayfalık ek evrak için sadece 24 saat süre verilmesi.
  • Avukat Aynur Yazgan’ın beyanı: Buğra Gökçe’nin MASAK raporlarını hiçbir zaman görememiş olması; iddianın dayanağı MASAK raporu olmasına rağmen şüphelinin bu raporlara erişiminin sağlanmaması.
  • Avukat Tuğba Torun’un iddiası: Aykut Erdoğdu ve ilgili 105 tutuklu için sadece üç cümlelik gerekçe gösterilmesi; bunun gerekçeli karar alma hakkına aykırı olduğu.

Tanrıkulu, İBB davasının 19 Mart 2025 tarihinde başlayan soruşturmalarla ilişkili olduğunu, duruşmaların henüz başında tutanaklara yansıyan bu kadar çok ihlal bulunduğunu belirtti.

Hakimlerin Tutumu ve Suç Duyurusu Yükümlülüğü

Mahkeme başkanlarının ve hakimlerin, duruşmada ortaya çıkan suç teşkil edebilecek ihlaller karşısında resen tutum alıp Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunmaları gerektiğini vurgulayan Tanrıkulu, bu görevlerin yerine getirilmediğini söyledi. Hakimlerin sessiz kalmasının geçmişte AİHM tarafından Türkiye’nin mahkum edilmesine yol açtığını hatırlatarak hakimin tutanağa geçirip suç duyurusunda bulunma yükümlülüğüne dikkat çekti.

Kavala Davası ve Uluslararası Mahkeme İzlenimi

Tanrıkulu, Osman Kavala başvurusunu AİHM’de izlediğini, bu süreçte Türkiye’nin uluslararası bir mahkeme önünde zor durumda kaldığını ve bu durumdan utanç duyduğunu belirtti. Türkiye’nin uluslararası mahkemeler önünde de yargı ve adalet açısından olumsuz bir tablo sergilediğini ifade etti ve Kavala davasına ilişkin olarak uluslararası düzeyde de ağır ihlal kararlarının çıkabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Sonuç ve İzlenecek Yol

Tanrıkulu, İBB davası ve genel olarak insan hakları ihlalleri konusunda tespit ettikleri hususların kayıtlarını tuttuklarını; bu tespitleri düzenli olarak paylaşacaklarını ve ihlallerin hem ulusal hem uluslararası hukuk çerçevesinde takip edileceğini bildirdi. Mahkeme süreçlerinde ve cezaevi koşullarında kayıt altına alınmış ihlallerin ileriki dönemde hukuki ve siyasi takibinin sürdürüleceğini belirtti.