2017 Irak Kürt Referandumu ve Sonuçlarının Bölgesel Yansımaları
Tarih 7 Haziran 2017. O dönem Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani başkanlığında yapılan toplantıda Kürtler için “tarihi” nitelikte bir karar alındı. Bu karara göre, 25 Eylül 2017’de Kürt bölgesinin Irak’tan ayrılıp “Bağımsız Kürdistan” kurulup kurulmayacağını belirlemek için halk oylamasına gidilecekti.
Soru tek ve nettir: “Kürdistan Bölgesi ve bölge idaresi dışındaki Kürt yerleşimlerinin bağımsız bir devlet olmasını istiyor musunuz?”
Referandum kararı, Ankara’da, Tahran’da ve Irak merkezi yönetimi Bağdat’ta tepkiyle karşılandı. Referandumdan bir hafta önce, 18 Eylül 2017’de Türk Silahlı Kuvvetleri, Barzani yönetiminin kararına Habur Sınır Kapısı yakınlarında büyük bir tatbikat yaparak yanıt verdi. Buna rağmen referandum yapıldı ve Kuzey Irak’ta yaşayan Kürtlerin yüzde 93’ünün bağımsız Kürt devleti kurulması için “Evet” oyu kullandığı açıklandı.
Referandum günü İran topçusu sınır bölgesinde Kuzey Irak dağlarını vururken, referandumdan bir gün sonra, 26 Eylül 2017’de TSK ile merkezi Bağdat yönetimine bağlı Irak Ordusu yine Habur’da müşterek tatbikat gerçekleştirdi. Irak Ordusu daha sonra ortak tatbikatlarını İran’la da sürdürdü.
Ne Türkiye, ne İran, ne de Bağdat yönetimi referandumu tanıdı. Referandumun kapsadığı Kerkük ve Sincar gibi bölgelerde Irak Ordusu hakim oldu.
Barzani’ye asıl darbe ise ABD’den geldi. Washington, “Referandumun meşruiyeti yok. ABD, birleşik, federal, demokratik ve müreffeh bir Irak’ı destekler” açıklaması yaptı. O tarihte ABD başkanı Donald Trump’tı. Bağımsızlık hayali suya düşen Barzani, 2017’de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanlığı görevinden ayrılmak zorunda kaldı.
Barzani’nin Batı dünyasına karşı en büyük kozu, Kuzey Irak’ın petrol rezervinin yaklaşık 50 milyar varil, tahmin edilen doğalgaz miktarının da 3.2 trilyon metreküp olmasıydı. ABD’ye güvenip Suriye’nin kuzeyinde bağımsızlık hayali kuran SDG’nin elindeki, uzun süre kontrol ettiği toprakların petrol rezervi yaklaşık 2.5 milyar varil, doğalgaz rezervi ise yaklaşık 250 milyar metreküp olarak tahmin ediliyordu. Yani ABD’nin destek vermediği Kuzey Irak rezervleri, SDG’nin elindekilerle kıyaslanamayacak kadar büyüktü.
Metinde aktarılan görüşe göre, Mazlum Abdi gibi isimlerin düşündüğü şekilde, Barzani’ye verilmemiş olan bağımsızlığı onlara verileceği beklentisi gerçekçi değildi.
Bu topraklarda yaşayan herkesin unutmaması gereken bir gerçek şudur: etnik kökeni ne olursa olsun, emperyal güçler stratejik çıkarları doğrultusunda hareket ederler; kullanma süresi bittikten sonra ilişkileri sona erdirirler. Metinde bu durum “Kullanma süresi bittikten sonra bye-bye.” şeklinde ifade ediliyor.
Metinde ayrıca 2024 Ekim’inde Meclis açılışında Devlet Bahçeli’nin DEM sıralarına el uzatmasıyla başlayan sürecin Cumhur İttifakı ile DEM arasında önceden kurgulanmış bir senaryo olduğu iddia ediliyor. Buna göre, Cumhur’un amacı DEM’in desteğiyle Erdoğan’ı yeniden cumhurbaşkanı adayı yapmak; DEM’in amacı ise Öcalan’a özgürlük sonrasında bağımsız Kürdistan hesaplarıdır.
Metin, demokrasi, temel insan hakları ve özgürlükler, adalet, hak ve hukuk, eşit gelir dağılımı ve kardeşçe yaşam için mücadele edilmesi gerektiğini vurguluyor. Ancak metinde bu hedefler yerine geçmişten ders çıkarılmayıp hala “ABD ve iş birlikçilerinin çöp tenekesine basket olmak, yedekte tutulmaya razı olmak” tercih edildiği eleştiriliyor.
Metin, halkın iradesine yönelik müdahaleler, AİHM kararlarına rağmen yargı ve siyasi tutuklamalar gibi konulara dikkat çekiyor; örnek olarak Selahattin Demirtaş, Figen Yüksedağ, Osman Kavala ve başka yüzlerce kişinin hapiste tutulması, beraat etmelerine rağmen yerlerine kayyum atanmış belediye başkanlarının görevlerine iade edilmemesi ve CHP’li siyasetçilere yönelik uygulamalar sıralanıyor. Bu koşullarda nasıl bir çözüm sürecinin mümkün olacağı sorgulanıyor.
