Barbarlığın Gölgesinde: Venezuela ve Küresel Güvenlik Krizi
Artık savaşlar ilan edilmiyor. Artık hukuk gerekçesi aranmıyor. Artık “haklılık” anlatısı zahmetine bile girilmiyor.
Bir sabah uyanıyorsunuz: başkentiniz bombalanmış, elektriğiniz kesilmiş, hava sahasında savaş uçakları dolaşıyor. Ardından bir lider çıkıyor ve canlı yayında, “Başkanınızı yakaladık. Aldık. Götürdük.” diyor.
Bu durumun adı nedir? Demokrasi mi? Uluslararası hukuk mu? İnsan hakları mı? Hayır. Bunun adı Barbarlık Çağı.
Venezuela bugün yalnız değil. Irak’tan Libya’ya, Afganistan’dan Suriye’ye uzanan zincirin son halkası sadece. Zincirin mantığı basit: güç varsa haklılık vardır.
Bir ülkenin liderini, başka bir ülkenin başkanı canlı yayında “paket” gibi sunabiliyorsa; bu artık diplomasi değil, kabile savaşının çağdaş versiyonudur. Caracas’ta patlayan bombalar sadece askeri hedefleri değil, modern dünyanın son ahlaki kırıntılarını da parçalıyor.
Elektrik kesiliyor, internet susuyor, gökyüzü kapanıyor. Ama en çok akıl kararıyor.
Amerika Birleşik Devletleri’nin başındaki bir liderin, başka bir ülkenin kaderi hakkında tek cümleyle hüküm vermesi, Orta Çağ’da kralların mühür bastığı fermanlardan farksız. Sadece mürekkep yerine füze kullanılıyor.
Donald Trump konuşuyor, dünya susuyor. Uluslararası kurumlar açıklama yapıyor, ama kimse durdurmuyor. Çünkü barbarlık çağında kurumlar vardır ama irade yoktur.
Bugün mesele Maduro’nun bireyi veya Venezuela’nın hangi rejimle yönetildiği değildir.
Bugün asıl mesele şudur: bir ülke, bir başka ülkeyi hukuksuzca bombalayabiliyorsa, yarın kimse güvende değildir. Bu çağda sınırlar haritalarda durur, ama hukukun sınırı yoktur. Bu çağda güç, ahlakın yerine geçmiştir. Bu çağda barbarlar kürsüde, siviller enkaz altındadır.
Ve biz hala buna “dünya düzeni” diyoruz. Hayır. Bu bir düzen değil. Bu, Barbarlık Çağıdır.

