Venezüela Operasyonu ve Hukuki Boyutu: ABD Müdahalesinin Gerekçeleri ve Tartışmaları
ABD’li yetkililerin söylemlerine göre, Venezüela’ya yönelik müdahalenin temel gerekçesi, doğalgaz ve petrol zengini bu ülkenin enerji piyasasındaki gücünü kırmak ve hem Çin hem de Rusya ile kurduğu, ABD çıkarlarına aykırı ilişkilerin bedelini ödetmektir. Karakas’ın petrol piyasalarını etkileyen aktörlerden biri olması, müdahale gerekçelerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
Entelektüel çevrelerde yaşanan tartışmalar da gündeme taşınıyor. Arka plan bilgisi olmadan, anlık verilere göre değerlendirme yapan bir kesim dikkat çekiyor. Bazıları “Nicolas Maduro da hak etmişti” yaklaşımıyla, bazıları ise “Chávez iyiydi ama Maduro halkı bıktırdı” gibi değerlendirmeler yapıyor. Bu yorumları yapanların, ABD’nin geçmişte Chávez’i devirmek için darbe girişimlerinde bulunduğunu hatırlamadığı gözlemleniyor.
Yazarın kişisel tutumu: Maduro hakkında daha önce defalarca eleştiri kaleme alınmış olsa da, yazar Maduro’yu hain olarak nitelendirmiyor. ABD ve müttefiklerinin, içerideki iş birlikçilerle düzenlediği komplolara karşı sert müdahalelerde bulunması eleştirinin konusu değil. Başkanlık konutunun önünde ABD’yi ülkeye müdahaleye çağıran kişilere karşı hoşgörülü olmanın beklenemeyeceği belirtiliyor.
Eleştirinin odak noktaları arasında, Maduro’nun başında pek çok sorun varken ciddi bir ekonomik program oluşturamaması, ülkenin ele geçirilmesini zorlaştıracak savunma sistemleri geliştirememesi ve savunma açısından “halka güvenme” kolaycılığına kapılması sayılıyor. Buna karşılık, ülke kasasını boşaltma veya petrol gelirlerini şahsi çıkar için aktarma suçlamalarının ileri sürülemediği; hatta rakiplerinin bile bunu iddia edemediği vurgulanıyor.
Donald Trump’ın bir basın toplantısında “hakkımız olan petrolü alamıyorduk, artık Venezüela petrolünü biz çıkaracağız” şeklindeki ifadesi, müdahalenin arka planına dair değerlendirmeyi netleştiriyor. Yazar bu söylemi, meselenin özeti olarak değerlendiriyor.
Operasyonun yasallığı tartışılıyor: Birçok gözlemciye göre BM Şartı (Madde 2) uyarınca müdahale yasa dışı sayılmaktadır; çünkü Venezuela’nın toprak egemenliği ihlal edilmiştir. Öte yandan, ABD hükümeti Maduro’nun liderliğini yaptığı iddia edilen “Güneşler Uyuşturucu Karteli”nin kokainini “kitle imha silahı” gibi kullanarak ABD’ye saldırdığını ileri sürerek müdahaleyi “meşru müdafaa” kapsamında savunmaktadır. Uluslararası hukukun bazı hükümleri de bu tür iddiaları destekleyebilecek niteliktedir.
Peki bir devlet başkanını kaçırmak suç mudur? ABD yönetimi açısından, bu eylemin suç sayılmadığına ilişkin bir hukukî kılıf olduğu belirtiliyor. 2019’da ABD Adalet Bakanlığı, Maduro’yu “başkan” olarak değil “uyuşturucu kaçakçılığı da yapan terör örgütü” yöneticisi olarak sınıflandırmış ve hakkında tutuklama kararı çıkarmıştı. Bu karara göre diplomatik dokunulmazlığın kalktığı ve eylemin tutuklama emri kapsamında gerçekleştirildiği öne sürülerek kaçırma fiilinin suç sayılmadığı savunuluyor.
Bu yaklaşımı desteklemek için daha önce yaşanmış bir örnek anımsatılıyor: Noriega Davası. 1989’da ABD, Panama’ya müdahale ederek Manuel Noriega’yı ABD’ye getirmişti. ABD mahkemelerinin “yargı yetkisi kaçırma ile ortadan kalkmaz” kararı, devlet gücünün yurtdışından kimseyi fiziksel olarak mahkeme salonuna getirebilmesini yasal kıldığı yönünde yorumlanmıştı. Aynı ilkenin Maduro konusunda da uygulanabileceği iddia ediliyor.
ABD mahkemeleri, “male captus, bene detentus” (kötü yakalama, iyi gözaltı) doktrinine dayanarak, bir sanığın kaçırılmış veya yasadışı yollarla getirilmiş olsa bile mahkemenin yargılama yetkisinin devam ettiğini kabul edebiliyor. Bu nedenle ABD’nin Maduro’yu yakalayıp yargılayabileceği savunuluyor.
Buna karşılık, operasyonu yasadışı sayanların görüşlerini susturmanın yolları olduğu belirtiliyor. ABD’nin Venezüela’da bir Geçiş Hükümeti kurmaktan söz ettiği, eğer bu yeni hükümet ABD operasyonunu geriye dönük onaylarsa (Panama örneğinde olduğu gibi), Maduro’nun ABD tarafından kaçırılmasının iki ülke arasındaki yasal işbirliğine dayalı bir “iade” olarak kabul edileceği ifade ediliyor. Bu durumda dışarıdan hukuki itirazların etkisinin azalacağı öne sürülüyor.
Yazarın değerlendirmesi: Eğer Maduro gerçekten suçlu olsaydı, ABD onun Venezüela’da yargılanmasını tercih edebilirdi; bundan emin olsaydı bu kadar karmaşık hukuki yöntemlere başvurmayacağı ileri sürülüyor. Yani Maduro’yu hak ettiğini düşünenlere tekrar düşünmeleri gerektiği vurgulanıyor.

