Aile Dayanışma Ağı 20. Buluşması Saraçhane Parkı’nda Gerçekleşti
19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 20. buluşmasını Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirdi. Kalabalık bir vatandaş topluluğunun destek verdiği buluşmada; CHP TBMM Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, milletvekilleri, Ekrem İmamoğlu’nun kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu ve çok sayıda vatandaş hazır bulundu.
Basın Açıklamasını Dr. Dilek Kaya İmamoğlu Okudu
20. buluşmanın basın açıklaması, iktidar kumpasıyla özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, CHP’nin ve 25,1 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından okundu. Dr. İmamoğlu’nun açıklamasının ardından, sırasıyla; İmamoğlu’nun yakın koruması Mustafa Akın’ın oğlu Yağız Berk Akın ve 19 Mart eylemleri sürecinde tutuklanan üniversite öğrencisi Bilge Kağan Şarbat söz alarak, kendilerinin ve ailelerinin yaşadıkları hukuksuz süreçleri kamuoyu ile paylaştı.
Dr. İmamoğlu: “Biz Susarsak, Haksızlık Normalleşir”
“2026 yılının ilk Aile Dayanışma Ağı buluşmasında yine omuz omuzayız, yine yan yanayız” diyen Dr. İmamoğlu, takvimler değişse de ülkedeki haksızlıkların, hukuksuzlukların ve eşitsizliklerin değişmediğini vurguladı. Bir yıldır burada olduklarını, haksızlığa uğrayanların, hukuksuzluğa maruz kalanların ve adaletsizlikle sınanan ailelerin sesi olmak için mücadele ettiklerini belirtti. Yüzlerce insanın içeride, yüzlerce insanın dışarıda yaşadığı mağduriyetleri dile getirdiklerini; ayrı düşen sofraları, yarım kalan bayramları, eksik kalan sarılmaları ve hasretle beklenen kapı seslerini hatırlattıklarını söyledi. Unutturulmak istenenleri hatırlatmak, görünmez kılınan acıları görünür hâle getirmek ve vicdanlarda adalet tohumları ekmek için çalıştıklarını ifade etti. “Çünkü biz susarsak, haksızlık normalleşir. Biz vazgeçersek, zulüm sıradanlaşır. Biz geri çekilirsek, adaletsizlik kalıcı hale gelir.” dedi.
“Bu Karanlık Düzen Sürdükçe, Biz Susmayacağız”
Bir avuç insanın yüzlerce insana ve ailelere reva gördüğü zulmü kabul etmediklerini, boyun eğmediklerini; sadece sevdikleri için değil, ülkenin demokrasisi, özgürlüğü ve çocukların yarınları için buradan seslendiklerini anlattı. Herkes için eşit işleyen bir hukuk düzeni istediğini, bugünkü adaletsizliğin yarın hepimizin kapısını çalabileceğini belirtti. Susturulan bir sesin yarın toplumun tamamının sesi olabileceğini, bu yüzden demokrasiyi, adaleti ve özgürlüğü savunmaktan vazgeçmeyeceklerini söyledi. “Bu karanlık düzen sürdükçe, biz susmayacağız. Hak için buradayız. Hukuk için buradayız. Adalet için buradayız.” ifadelerini kullandı.
Kadınların Ödediği Ağır Bedel
Hukuksuzluğun yalnızca tutuklananları etkilemediğini, adaletsizliğin toplumun her hücresine yayıldığını; hukuk işlemediğinde yargının masumları cezalandırıp suçluları koruduğunda çürümenin evlere, sokaklara ve sofralara kadar yayıldığını söyledi. “Bu çürümenin en ağır bedelini ne yazık ki kadınlar ödüyor” diyerek 2025 yılında en az 391 kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü, bu kadınların yarısından fazlasının en güvende olmaları gereken yerde, kendi evlerinde katledildiğini ifade etti. Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinin hukuktan bağımsız düşünülemeyeceğini, cezasızlığın şiddeti büyüttüğünü ve adaletsizliğin ölüm getirdiğini vurguladı.
Demokrasi, Hukuk ve Seçim Vurgusu
Demokratik hukuk devletlerinde iktidarın tek meşruiyetinin sandık olduğunu, seçimle gelmenin seçimle gitmesi gerektiğini belirtti. Ancak bugün seçilmiş insanların algı operasyonları, yargı oyunları, baskı, şiddet, yalan ve iftiralarla tasfiye edilmek istendiğini; bunun demokrasi ve hukuk olmadığını, kaos, istikrarsızlık ve adaletsizlik yaratacağını söyledi. Tarihin gerileme dönemlerinin geçici olduğunu, kazananın değişim, umut ve adalet olduğunu; bu sancılı dönemden yeni bir hayatın, umutların, eşitliğin, özgürlüğün ve adaletin doğacağını ifade etti.
Mahkemeler ve Milletin Görüşü
Bugün Ekrem İmamoğlu’nun 31 yıllık diplomasını iptal edebileceklerini, resmini yasaklayabileceklerini, sesini kısmaya çalışabileceklerini; çağrıldığında ifadeye gidecek insanları sabah baskınlarıyla gözaltına alıp itibar suikastları düzenleyebileceklerini söyledi. Ancak bu yoldan dönülmesi çağrısı yaparak adaleti tesis etmeleri gerektiğini belirtti. “Millet, iddianamenize güvenmediğiniz için mahkemeleri canlı yayınlayamadığınızı görüyor. Millet, sandıkta yenemediğiniz için tutuklu yargıladığınızı biliyor. Millet, masumiyet karinesini yerle bir ettiğinizi görüyor.” diyerek milletin son sözü yine kendisinin olacağını ve Türkiye’yi adalet, demokrasi, eşitlik, barış ve bereketle buluşturacaklarını söyledi.
Yargıyı Siyasallaştıranlara Çağrı
Hepimizin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu, aynı toprak üzerinde yaşadığımızı; farklı olsak da aynı özgür ve adil yarınlar için mücadele ettiğimizi belirtti. Aylardır demokrasinin ve adaletin sesi olan aileler olarak, adaletsiz ve hukuksuz düzeni normalleştirmeye çalışanlara ve yargıyı siyasallaştıranlara “Bundan vazgeçin” çağrısı yaptı. Taleplerinin çok açık ve meşru olduğunu; bağımsız mahkemelerde, adil ve tutuksuz yargılama, mahkemelerin canlı yayınlanması ve masumiyet karinesinin ile lekelenmeme hakkının korunmasını istediklerini söyledi. Bunların hukuk devletlerinde olması gereken temel haklar olduğunu, iddianame kabul edildiyse hukukun işlemesi ve adaletin yerini bulması gerektiğini belirtti. Destek veren herkese teşekkür ederek Aile Dayanışma Ağı buluşmalarına çağırdı: “Çünkü biz, birlikteysek güçlüyüz. Birlikteysek umutluyuz. Birlikteysek bu ülkenin vicdanıyız.”
Yağız Berk Akın’ın Konuşması
Yağız Berk Akın: Dr. İmamoğlu’nun ardından söz alan, İmamoğlu’nun yakın koruması Mustafa Akın’ın oğlu Yağız Berk Akın, bir evlat ve adalete, vicdana inanan bir insan olarak konuştu. Babasından bahseden Akın, babasının görünmeyen, konuşulmayan ama en zor ve fedakârlık gerektiren mesleği onurla, dürüstlükle ve özveriyle yürüttüğünü anlattı. 1989’da mesleğe başladığını, 1992’de Ağrı’da özel harekât görevine katıldığını, yurt dışında görevler yaptığını ve daha sonra devlet erkanında önemli kişilerin yakın koruması olarak görev aldığını belirtti. Babasının hiçbir zaman makamların ya da güçlerin adamı olmadığını, her zaman vicdanın ve görevin adamı olduğunu söyledi.
“Babam Onurundan Asla Vazgeçmez”
Akın, babasının iş ortamında saygı gördüğünü, zor durumda kalanın yanında duran biri olduğunu; devlet terbiyesinden ve inandığı değerlerden vazgeçmediğini vurguladı. Babasının belindeki ileri derecede kanal daralması ve son dönemdeki ağrılara rağmen doktora gitmeyi ertelediğini, eline kelepçe vurulmasın diye bunu yaptığını anlattı. “Babam acıya katlanmayı bilir ama onurundan asla vazgeçmez” diyerek ailesiyle başlarının dik olduğunu ve gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkacağına inandıklarını ifade etti: “Adalet gecikebilir, ama mutlaka yerini bulur.”
Bilge Kağan Şarbat’ın Mesajı
Bilge Kağan Şarbat: Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Bilge Kağan Şarbat, “Daha düne kadar koğuşumun penceresinden sizleri düşünüyordum” diyerek konuşmasına başladı. Haksızlığın galip gelmediğini, Saraçhane’de zulmün karşısında dimdik durduklarını ifade etti. 23 Mart 2025’ten bu yana geçen 298 günü “üstü kapatılmaya çalışılan bir korkaklığın faturası” olarak niteleyen Şarbat, bu sürenin her anında pes edilmeyen bir direnişin ölçüsü olduğunu vurguladı. Mücadelenin kişisel bir mesele değil, “korkunç bir sistemin dişleri arasında verilen bir yaşam mücadelesi” olduğunu söyledi.
Dayanışma ve Umut Vurgusu
Rejimin hakkını arayanları belirsizlikle yıpratmaya çalıştığını, kendilerine yönelik “susun” ve “unutun” telkinlerine karşı net durduklarını belirten Şarbat, meydandaki kalabalığın sadece bireylerden değil bir ülkenin vicdanından oluştuğunu söyledi. “Bizi yalnızlaştırmaya çalıştıkça daha kalabalık olacağız, biz bir gider bin geliriz” diyerek toplumsal dayanışmanın gücüne dikkat çekti. Umudun tek bir kişinin cesareti değil, “tüm halkların birbirine tutunması” olduğunu belirtti ve “Geciktirilen yargının adalet olmadığını biliyoruz ve kurtuluş için haykırıyoruz. Sizlerden korkmuyoruz” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

