İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu’ndan, Kenan Şener’in gözaltına alınmasına tepki: ‘Bu hukuk dışıdır!’

İstanbul Barosu, Türk Ceza Hukukunun 100. Yılında Sempozyum Düzenledi İstanbul Barosu tarafından Türk Ceza Kanunu’nun kabulünün 100. yılında “Yüz Cumhuriyet Yılının Türk Ceza Hukuku Birikimi: Toplumsal Etkiler, Kazanımlar Haklar ve İhlaller” başlıklı bir sempozyum düzenlendi. İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen toplantının açılış konuşmasını Baro Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu yaptı. Kenan Şener’in gözaltına alınmasına ilişkin tepkiler […]

İstanbul Barosu, Türk Ceza Hukukunun 100. Yılında Sempozyum Düzenledi

İstanbul Barosu tarafından Türk Ceza Kanunu’nun kabulünün 100. yılında “Yüz Cumhuriyet Yılının Türk Ceza Hukuku Birikimi: Toplumsal Etkiler, Kazanımlar Haklar ve İhlaller” başlıklı bir sempozyum düzenlendi. İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen toplantının açılış konuşmasını Baro Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu yaptı.

Kenan Şener’in gözaltına alınmasına ilişkin tepkiler

ANKA Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Kenan Şener‘in gözaltına alınarak Adana’ya götürülmesine ilişkin değerlendirmede bulunan Kaboğlu, Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kişilerin ifadelerinin alınması, yakalanması, gözaltına alınması ve tutuklanması için ayrıntılı ve somut kurallar getirdiğini belirtti. Son yıllarda, özellikle son bir yılda, ifadeye çağrıldığında kişilerin işyerlerine, evlerine hatta yatak odalarına kadar uzanan baskınlarla yakalandığını, gözaltına alındığını ve tutuklandığını vurgulayan Kaboğlu, “Bunlar hukuk dışıdır” dedi.

Kaboğlu’nun ifadeleri

Kaboğlu, kimsenin görevini yaptığı için; gazetecinin gazetecilik yaptığı için, haberleri kamuoyu ile paylaştığı için, avukatın savunma görevini yaptığı için, belediye başkanlarının görevlerini yerine getirdikleri için tutuklanamayacağını ve bu şekilde gözaltına alınamayacağını söyledi. Herkesin suç işleyebileceğini veya şüphe yaratabileceğini ancak bunun yolları bulunduğunu, Anayasa ve yasaların usulleri açıkça öngördüğünü belirtti. Bu usullerin dışına çıkılmaması gerektiğini; dışına çıkılması halinde ise Anayasa ve yasalar çerçevesinde sorumluluk doğacağını, söz konusu sorumluluk düzeneklerinin işletilmesi gerektiğini vurguladı. Ankara’dan Adana’ya, Ankara’dan İstanbul’a ya da İstanbul’dan Ankara’ya götürmelerin hukuk sistemince yasaklandığını, bunların uygulamanın ne denli keyfi olduğunu gösterdiğini ve bu tür keyfi işlemlere derhal son verilmesi gerektiğini söyledi.

Anayasal ceza hukuku ve yazılı olmayan ilkeler

Panelde anayasal ceza hukukunun yalnızca Anayasa’da açıkça yazılı hükümlerle sınırlı olmadığını belirten Kaboğlu, Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan “anayasanın sözü ve ruhu” kavramının açıkça yazılı olmayan ceza hukuku ilkelerini de kapsadığını ifade ederek, anayasal ceza hukukunun yazılı normların ötesine geçen bir alanı içerdiğini söyledi.

Tarihsel uyum süreçleri ve TCK uygulamaları

Kaboğlu, Türk Ceza Kanunu’nun 1926’da yürürlüğe girdiğini hatırlattı. 1961 Anayasası’nın hak ve özgürlüklere ilişkin önemli güvenceler getirmesine rağmen uyum yasalarının tamamlanmadığını; bu nedenle TCK’nin 141, 142 ve 146. maddelerinin uygulamada kaldığını belirtti. 1971 Anayasa değişikliğiyle hak ve özgürlükleri sınırlayan düzenlemelere uyum yasalarının daha hızlı çıkarıldığını, benzer durumun 1982 Anayasası sonrasında da yaşandığını; hak ve özgürlükleri daraltan ve devlet organlarının yetkilerini artıran anayasal hükümlere uyum yasalarının 1982–83 yıllarında hızla gerçekleştirildiğini söyledi.

1995’te yapılan ve hak ve özgürlükler alanında kapsamlı değişiklikler içeren anayasa değişikliklerine rağmen ceza kanununun uyumlu hale getirilemediğini belirten Kaboğlu, ceza mevzuatının anayasal güvencelerle tam uyumunun sağlanamadığını ifade etti.

2001 değişiklikleri, 2002 sonrası gelişmeler ve ceza–anayasa ilişkisi

Kaboğlu, 2001 Anayasa değişikliklerinin kapsamlı ve özgürlükçü olduğunu, uyum için çalışmaların başlatıldığını ancak 2002’de parlamentodaki çoğunluğun değişmesiyle uyum yasalarının çıkarılamadığını ve bunun ceza kanunları ile anayasa arasındaki ilişkinin önemini gösterdiğini vurguladı. Ceza hukuku ile anayasa hukukunun iç içe geçtiğini ifade ederek, Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesini örnek gösterdi. Maddenin uzun süredir tartışmalı olduğunu, 2017 anayasa değişikliğiyle hükümet sisteminin değişmesine rağmen “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarının yaygın biçimde uygulanmaya devam ettiğini belirtti.

Kaboğlu, Gezi davalarının sürdüğünü hatırlattı; hükümeti ortadan kaldırma suçlamalarıyla yargılananlarla daha sonra sistem değişikliğini gerçekleştirenler arasında doğrudan ilişki bulunmadığını savunarak bunun anayasa hukuku ile ceza hukuku arasındaki gerilimin başka bir örneği olduğunu ifade etti.

İstanbul Barosu davası ve anayasa aykırılığı iddiaları

İstanbul Barosu davasında dört ayrı anayasa aykırılığı iddiası ileri sürüldüğünü belirten Kaboğlu; görevden alma işlemi, yargılamanın Silivri’de yapılması, Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesi ve “dezenformasyon” düzenlemesini örnek gösterdi. Dezenformasyon maddesinin düşünce ve ifade özgürlüğü üzerinde baskı aracı olarak kullanıldığını savundu.

Kişi özgürlüğü ve güvenliği ile toplu uygulamalar

Kaboğlu, en çok ihlal edilen anayasa hükümlerinin başında kişi özgürlüğü ve güvenliğini düzenleyen 19. maddenin geldiğini belirtti, kitlesel gözaltı ve tutuklamalara dikkati çekti. Silivri’de 9 Mart’ta duruşmaları başlayacak olan 400 kişiden 396’sının tutuksuz yargılanması gerektiğini savundu. Can Atalay kararında ortaya çıkan Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasındaki görüş ayrılığına değinen Kaboğlu, Anayasa Mahkemesi’nin özgürlükçü yorumuna rağmen kararın uygulanmadığını ve bunun açık bir anayasa ihlali olduğunu ifade etti.

Ortak hukuk mücadelesi çağrısı ve ceza kanununun güncel sorunları

Ceza hukukçuları, anayasacılar, insan hakları uzmanları ve avukatların birlikte çalışması gerektiğini söyleyen Kaboğlu, “Anayasa’nın özgürlükleri en geniş biçimde yorumlayan hükümlerinin uygulanması için ortak bir hukuk mücadelesi gerekiyor” dedi. Ceza kanununun kent yaşamı, çevresel kamu düzeni ve kent suçları karşısındaki etkinliğinin de tartışılması gerektiğini belirterek, “Yüz yıllık birikimi değerlendirirken asıl sorumuz, bugün karşı karşıya olduğumuz hukuksuzlukları nasıl aşacağımız olmalıdır” diye konuştu.

Exit mobile version