Diyabet ne zaman ‘Geliyorum’ der?

Diyabetin Sinsi İşaretleri ve Erken Teşhis Önemli Diyabet, çağımızın en yaygın hastalıkları arasında yer alıyor. Kontrol altına alınmadığında ise çok ciddi sağlık sorunlarını tetikleyebiliyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ela Temeloğlu, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında hastalığın neden hızla arttığını, göz ardı edilen işaretlerini ve erken teşhis edildiğinde kolay yönetilme yollarını anlattı. […]

Diyabetin Sinsi İşaretleri ve Erken Teşhis Önemli

Diyabet, çağımızın en yaygın hastalıkları arasında yer alıyor. Kontrol altına alınmadığında ise çok ciddi sağlık sorunlarını tetikleyebiliyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ela Temeloğlu, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında hastalığın neden hızla arttığını, göz ardı edilen işaretlerini ve erken teşhis edildiğinde kolay yönetilme yollarını anlattı.

Gizli Şekere Dikkat

GİZLİ ŞEKERE DİKKAT! Prof. Dr. Temeloğlu, diyabetin sinsi ilerleyen bir hastalık olduğunu ve birçok kişinin yıllarca fark etmeden yaşayabileceğini belirtti. Ancak bazı belirtiler erken dönemde dikkat çeker: ani kilo kaybı, aşırı susama, sık idrara çıkma, halsizlik, yorgunluk, gece acıkmaları ve tatlı isteği. Ağız kuruluğu ve kötü ağız kokusu gibi bulgular da diyabetin habercisi olabilir. Bu belirtileri görmezden gelmenin hastalığın ilerlemesine yol açabileceğini vurguladı.

Prof. Dr. Temeloğlu, diyabetin genellikle fark edilmeden geçen 5-6 yıllık bir ön döneme sahip olduğunu ifade ederek, prediyabet döneminin gözden kaçabileceğini belirtti. Ne kadar erken tanı konursa, diyabetin yol açabileceği komplikasyonların önüne geçmek için o kadar zaman kazanıldığını söyledi. Diyabetin damar sistemini etkileyen komplikasyonlarının prediyabet döneminde başlayabileceğini, pankreastaki beta hücrelerinin ne kadar erken korunursa diyabetle yaşam süresinin o kadar uzayacağını ekledi; çünkü beta hücreleri zarar gördükçe tedavi şansının azaldığını ifade etti.

Gözden Kaçan Sinyaller

GÖZDEN KAÇAN SİNYALLER Prof. Dr. Temeloğlu, diyabetin bazen doğrudan komplikasyonlarla ortaya çıkabileceğine dikkat çekti. Örneğin retinopati gibi göz bozuklukları, uyuşma ve karıncalanma şeklinde nöropatik ağrılar veya böbrek yetmezliği diyabetin ilk bulguları olabilir.

‘Bazı nöropatik ağrılar diyabet açısından da değerlendirilmeli’ Nedenine bağlı olmayan nöropatik ağrılar, göz bulguları veya böbrek fonksiyonlarında bozulma görülen hastaların mutlaka diyabet açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kadınlarda sık vajinal mantar enfeksiyonları ve tekrarlayan ayak mantarı enfeksiyonlarının da diyabet işareti olabileceğini belirtti. Gençlerde koltuk altı, kasık gibi vücuttaki kıvrım bölgelerinde görülen renk koyulaşmalarının insülin direncinin belirtisi olabileceğini ve bu kişilerin çoğunlukla dermatolojiye başvurduklarını, ancak bunun diyabet belirtisi olabileceğini aktardı.

40 Yaş Üstü İçin Öneriler

40 yaş üstündeyseniz harekete geçmek için belirti beklemeyin Yaş ilerledikçe insülin üretiminin düştüğünü belirten Prof. Dr. Temeloğlu, belirti olmasa bile özellikle 40 yaş üstü kişilerin yılda bir kez açlık kan şekeri, HbA1c ve idrar testlerini yaptırmasının önerildiğini söyledi. Diyabetin genetik yatkınlık taşısa bile önlenebilir bir hastalık olduğunu vurguladı. Genetik kısmın genellikle Tip 1 diyabetle ilişkili ve bağışıklık sistemiyle alakalı olduğunu, daha yaygın olan Tip 2 diyabetin ise genetik yatkınlık ile çevresel faktörlere bağlı geliştiğini açıkladı. Sağlıklı beslenme, kilo kontrolü ve düzenli egzersizle genetik yatkınlığı olanların hastalığın gelişimini önleyebileceklerini belirtti. Düzenli sağlık kontrollerinin kan şekeri düzeylerinin takibine ve risklerin erken fark edilmesine olanak sağladığını söyledi.

Korunma Yolları

Peki, nasıl korunacağız? Prof. Dr. Temeloğlu, genetik yatkınlık olmasa da diyabet gelişebileceğini, en önemli nedenin insülin direnci olduğunu ve bunun çoğunlukla obeziteye bağlı olduğunu bildirdi. Obeziteye karşı sağlıklı ve dengeli beslenmenin gerekli olduğunu; karbonhidrat ve şeker tüketiminin sınırlandırılması, mümkünse şekerin hayatımızdan tamamen çıkarılması gerektiğini belirtti.

Düzenli yaşam tarzının önemine değinerek sabah ve akşam belirli saatlerde uyuyup uyanmanın hormonal dengeyi koruduğunu, haftada en az üç gün yürüyüş ve egzersiz yapmanın kas kütlesini koruyup diyabet riskini azalttığını söyledi. Stresten uzak durmanın, paketli gıdalardan kaçınmanın ve özellikle akşam 19.00’dan sonra şekerli, kalorili yiyecekler tüketmemenin gerekli olduğunu açıkladı.

Hastalığı Yönetmek Kolaylaştı

Prof. Dr. Temeloğlu, diyabette tedavinin kişiye özel planlanması gerektiğini vurguladı. Hekimin hastayı iyi tanıması ve tedavi sürecini hasta ile birlikte planlaması gerektiğini, insülin tedavisinin her hasta için uygun olmayabileceğini ve insülin kullanması gereken hastaların doğru seçilmesi gerektiğini belirtti.

Diyabet tedavisi ve takip yöntemlerinde birçok ilaç, insülin pompaları ve sürekli glikoz ölçüm cihazları gibi teknolojilerin hastaların yaşamını kolaylaştırdığını söyledi. Ancak tedavinin başarısının hastanın bilinçli ve istekli olmasına bağlı olduğunu vurgulayarak kişinin kan şekerini etkileyen faktörleri tanıması ve kendi vücudunu iyi gözlemlemesi gerektiğini belirtti. Diyabetin kronik fakat kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu; düzenli takip, doğru tedavi ve sağlıklı yaşam ile kaliteli bir yaşam sürdürülebileceğini ifade etti.

Exit mobile version