DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın NATO Zirvesi Değerlendirmesi
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamalarda NATO zirvelerinin dünya düzenine ilişkin açık sinyaller verdiğini belirtti. Bakırhan, küresel düzende kurallara dayalı sistemin ağır bir çözülme yaşadığını; artık gücü yetenin söz sahibi olduğu, kuralsızlığın büyüdüğü ve diplomasinin geri çekildiği bir dönemle karşı karşıya olduğumuzu söyledi.
NATO’nun dönüşümü üzerine konuşan Bakırhan, bir zamanlar “savunma ittifakı” olarak kurulan NATO’nun bugün savaş ve hegemonya aygıtına dönüştüğünü ifade etti. Zirvelerin güvenlik gerekçesiyle dünyayı gittikçe savaş düzenine soktuğunu, tehdit tanımının genişlediğini ve NATO’nun Ukrayna savaşını merkeze koyarak Avrupa sınırlarını aşan küresel bir güvenlik bloğuna dönüştüğünü vurguladı. Bu dönüşümün halkların bütçelerine ağır yükler getirdiğini, güvenlik büyüdükçe demokrasinin küçüldüğünü söyledi.
Bakırhan, 2026 NATO Zirvesi’nin Ankara’da toplanmasının tesadüf olmadığını, Ortadoğu’nun küresel siyasetin hayati düğümü olduğunu ve zirveyi NATO 2030 konseptinin devamı, yeni savaş ve güvenlik mimarisinin yeni halkası olarak gördüklerini belirtti. Bu zirvenin daha fazla özgürlük, demokrasi veya barış vadetmediğini; aksine daha fazla silah, cephe ve gözyaşı getireceğini söyledi. Ankara’da yeni cepheler çizenlerin zirvesine karşı, ezilenlerin ve barışı isteyenlerin sesi olarak bir arada olduklarını açıkladı.
Güvenlik önlemleri ve kente etkileri
Bakırhan, Ankara’nın adeta açık cezaevine çevrildiğini belirterek, kentin birkaç protokol aracının rahat geçişi için kapatıldığını, parklardan başlayarak halkın günlük yaşamının kısıtlandığını söyledi. Kentte yaşayanlar kendilerini kentlerinde fazlalık gibi göründüklerini aktardı.
Protestolar ve gözaltılar
Zirve öncesinde yüzlerce kişinin gözaltına alındığını, 175 kişinin tutuklandığını belirten Bakırhan, bu tutuklamaların haksız, hukuksuz ve keyfi olduğunu söyledi. Gözaltına alınanlara yöneltilen soruları “saçmalık” ve “absürdlük” olarak nitelendirerek, insanları NATO’ya itiraz ettikleri veya savaş politikalarına karşı çıktıkları için tutuklayamayacaklarını dile getirdi. Türkiye’de bu uygulamaların yapıldığını vurguladı.
Basına erişim ve gazetecilerin engellenmesi
Yaklaşık üç bin medya mensubu davet edilirken, Ankara’da yıllardır gazetecilik yapanların ve muhalif medyanın neredeyse tamamının katılımının engellendiğini, çeşitli engeller çıkarıldığını belirtti. Gözaltındaki arkadaşlarının derhal serbest bırakılması gerektiğini söyledi ve Ankara’yı susturarak dünyaya demokrasi gösterisi yapılamayacağını ifade etti.
Zirvenin maliyeti ve öncelikler
Bakırhan, iki günlük bir etkinlik için yaklaşık 12 milyar TL harcandığının ifade edildiğini; yollar için 9,5 milyar TL, protokol yolundaki dikey bahçeler için 69 milyon TL harcandığını söyledi. Bu tür harcamaların halkın yıllardır beklediği hizmetler yerine yapılmasına tepki gösterdi ve Hakkâri’nin yolları gibi ihtiyaçların ne olacağının sorgulanması gerektiğini vurguladı.
Geçen yıl NATO’nun Hollanda zirvesinde üye ülkelerin askeri harcamalarını yüzde 5’e çıkarma kararı alındığını, bunun Türkiye’ye yıllık faturası olarak 40 milyar dolar anlamına geldiğini söyledi. Bu tutarın bütçenin yaklaşık yüzde 11,5’ine denk geldiğini, eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerden kısıntılar anlamına geldiğini belirtti. İktidarın tercihinin “tereyağı mı, tüfek mi?” ikilemi bağlamında silahlanma yönünde olduğunu ifade etti.
Bugün Türkiye’de yoksulluk sınırının 114 bin 576 liraya dayandığını, insanların kira, fatura ve okul masraflarını düşünerek yaşadığını, halkın önemli bir bölümünün borçlu olduğunu; hanelerin yaklaşık yüzde 51,8’inin yoksullukla mücadele ettiğini ve sosyal yardıma muhtaç insan sayısının 30 milyona yaklaştığını aktardı. NATO Genel Sekreteri’nin Ankara zirvesinde on milyarlarca dolarlık savunma anlaşmalarının duyurulacağını söylemesine atıfta bulundu.
Gerçek güvenlik ve barış vurgusu
Bakırhan, gerçek kriz ve gerçek güvenlik sorununun mutfak olduğunu; halkın açlığı, çocukların okula aç gitmesi ve halkın emeğinin savaş bütçelerine aktarılmasını gerçek tehdit olarak tanımladı. Halkların güvenliğinin devletlerin silah depolarında değil; eşit, özgür ve demokratik yaşamda başladığını söyledi. Kalıcı barışın bölge halklarının, demokratik güçlerin, kadınların, emekçilerin ve inanç topluluklarının söz sahibi olduğu müzakere zeminlerinden geçtiğini ifade etti.
Sonuç olarak NATO’yu dünyayı savaşın gölgesine alıştıran bir korku mimarisi olarak tanımlayan Bakırhan, NATO’nun tarihin müzesine kaldırılması gerektiğini ve yerine eşitlikçi, demokratik ve barışçıl bir uluslararası düzenin geçirilmesi gerektiğini söyledi. Ankara’dan yükselen militarist vitrinin karşısına halkın sofrasını, barışın sesini ve demokratik yaşam hakkını koymaya devam edeceklerini vurguladı.
Bakırhan, konuşmasını 4-5 Temmuz’da Amed’de yapılacak Ekonomi Konferansı’na ilişkin bilgilendirme ile sonlandırdı.

