Almanya’dan Rusya’ya Yakınlaşma İşareti ve AB’nin ‘İkinci Derece Üyelik’ Taslağı
Suriye, İran, Venezuela, Grönland derken, kuzeyimizdeki Rusya-Ukrayna savaşını doğrudan ilgilendiren, Türkiye’nin batısından gelen önemli bir açıklamayı gözden kaçırdık. Rusya-Ukrayna savaşı deyince akıllara hemen Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ev sahipliğinde yapılan Ukrayna konulu “Gönüllüler Koalisyonu Liderler Zirvesi”nde imzalanan “Niyet Beyanı” gelmesin. Dikkate getirmek istediğim şey, hemen her alanda üretimi için Rusya doğalgazına göbekten bağlı olan, önceki hükümette koalisyon ortağı Yeşiller’in baskısıyla nükleer enerjiden çıkan Almanya’nın, ekonomide ibre artık aşağı doğru yönelince Rusya’ya uzatmaya başladığı zeytin dalı.
Moskova’ya sıcak mesajlar gönderen, daha 7 ay önce savaşı sona erdirmek için Rusya lideri Putin’le görüşmenin gereksiz olduğunu söyleyen, Ukrayna’nın “amasız, fakatsız savunucusu” Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’den başkası değil. Merz’in geçen hafta ülkesinin Halle kentinde iş insanlarıyla buluştuğu yeni yıl resepsiyonunda yaptığı Rusya çıkışı, Türk medyasında neredeyse hiç yer bulmadı. Oysa karşı karşıya kaldığı her türlü zorluğa rağmen hâlâ “AB’nin lokomotifi” özelliğini koruyan Almanya’nın şansölyesinin ağzından çıkanlar çok önemliydi.
Merz, iş dünyasına yönelik konuşmasında şunları söyledi: “Rusya, Avrupa’nın en büyük komşusu, bir Avrupa ülkesi. Uzun vadede AB ile Rusya arasında yeniden denge kurulmalı. Eğer uzun vadede Rusya ile yeniden bir denge bulmayı başarırsak, barış sağlanırsa, özgürlük garanti altına alınırsa, işte o zaman hem AB, hem de Almanya 2026’nın ötesine büyük bir güvenle bakabilir.” Bu sözleri “Artık Rusya ile barışma zamanı geldi” şeklinde yorumlamak yanlış sayılmaz; zira Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve İtalya Başbakanı Meloni zaten uzun süredir benzer mesajlar veriyorlar.
Şansölye’nin bu sözlerinin iş dünyasında da karşılık bulması, Alman sermayesinin 24 Şubat’ta başlayan ve dördüncü yılına giren savaş nedeniyle bildik Alman ekonomisini sürdürmede zorlandığına dair bir işaret olarak okunabilir. Merz’in açıklaması, Avrupa’dan daha zor durumda olan Rusya’da da olumlu yankı buldu. Kremlin, Avrupa’nın Rusya ile diyaloğa açık hale gelmesini kendi vizyonuyla uyumlu bulduğunu belirterek, kalıcı barışın ancak diyalog ve uzlaşıyla mümkün olacağını ifade etti.
Almanya’dan gelen bu haber aklımızda tutularak, bu kez Brüksel’den gelen ve Türk medyasında hak ettiği ilgiyi görmeyen, Türkiye’nin AB süreci açısından fırsata dönüştürülebilecek bir çalışmaya bakalım. Yabancı kaynaklardan edinilen bilgi kısaca şöyle:
“AB, Ukrayna’yı bünyesine katmak için birliğe üye alma sisteminde ‘İkinci derece üye’ diye adlandırılan bir taslak üzerinde çalışıyor. Buna göre ikinci derece üye olan ülkelerin liderleri ve bakanları zirvelere katılabilecek ancak oy hakkına sahip olmayacaklar. Ancak savunma programları ve AB yatırımları bu ülkelere açılacak. Vize serbestisi de uygulanacak. Belirli reform eşikleri geçildikçe kademeli olarak tek pazara erişim sağlanacak.”
Brüksel’deki bir kaynağım bu taslak formülü doğruladı ancak Türkiye’yi kapsayıp kapsamayacağının net olmadığını; şimdilik Ukrayna ile birlikte daha çok Batı Balkanlar için düşünüldüğünü söyledi. Taslaktaki “vize serbestisi” ifadesi dikkat çekiyor. Zira Batı Balkan ülkelerinin tamamı zaten AB ülkelerine vizesiz seyahat edebiliyor. Peki, bu vize serbestisi ifadesi Türkiye için mi?
Açık söylemek gerekirse Türkiye’nin tam AB üyeliğine birlik içinde büyük bir coşku yok. Ancak böyle bir fırsat doğduğunda değerlendirilmesi gerektiği de bir gerçek. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “Biz Avrupalılar” söyleminde samimi olup olmadığını göstermek açısından bu bir sınav olabilir; eğer iktidar ideolojik takıntıları nedeniyle gözlerini gerçekten Batı’ya çevirmeye niyetliyse bu fırsat değerlendirilmeli.
Yazar, mevcut iktidardan umutlu olmadığını belirtiyor; ancak umudu, yanlış çıkanın kendisi olması yönünde: “Tabii, ideolojik takıntıları nedeniyle sürekli Ortadoğu’ya çevirdikleri gözlerini gerçekten batıya çevirmeye niyetliyseler. Bu iktidardan umutlu değilim, ama inşallah yanılan ben olurum.”

