Ahmet Özer Van’da konuştu: ‘Silah bırakmak Kürt sorununun çözümü değildir’

Esenyurt’un Görevden Alınan Belediye Başkanı Ahmet Özer’den ‘Terörsüz Türkiye’ Sürecine Değerlendirme Görevden uzaklaştırılan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Van’daki bir otelde düzenlenen “Barışın Dili Hukuk ve Demokrasi Olmalı” konferansında, ‘Terörsüz Türkiye’ adıyla başlatılan yeni sürece ilişkin görüşlerini paylaştı. Bir Kürt, bir aydın, bir bilim insanı ve seçilmiş belediye başkanı olarak barış sürecini desteklediğini ifade eden […]

Esenyurt’un Görevden Alınan Belediye Başkanı Ahmet Özer’den ‘Terörsüz Türkiye’ Sürecine Değerlendirme

Görevden uzaklaştırılan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Van’daki bir otelde düzenlenen “Barışın Dili Hukuk ve Demokrasi Olmalı” konferansında, ‘Terörsüz Türkiye’ adıyla başlatılan yeni sürece ilişkin görüşlerini paylaştı. Bir Kürt, bir aydın, bir bilim insanı ve seçilmiş belediye başkanı olarak barış sürecini desteklediğini ifade eden Özer, sürecin esas anlamının silahların bırakılması olduğunu vurguladı.

Özer, silahların bırakılmasının Kürt sorununun tamamını çözmeyeceğini, ancak tarihsellikle önemli olduğunu belirtti: “Silah bırakmak, Kürt sorununun çözümü demek değildir. Silahların bırakılması önemlidir, tarihseldir. Destekliyoruz. Ama kök sebep Kürt sorunudur. Kürt sorununu çözemezseniz yarın başka sorunlar ortaya çıkar.”

Sürecin dört evrede gerçekleşebileceğini anlatan Özer, bu evreleri şöyle sıraladı: bir, silahların bırakılması; iki, hukuksal altyapının oluşturulması; üç, eve dönüş; dört, toplumsal entegrasyon. Raporda eksiklikler olduğunu, ancak raporun yazılmasının ve komisyonların bir araya gelmesinin önem taşıdığını söyledi. Özellikle farklı partilerden isimlerin aynı komisyonda yer almasının önemli bir gelişme olduğunu kaydetti.

Gerekli adımların atılmadığını savunan Özer, sürecin uzaması halinde işin enfekte edilebileceğini ve provoke edilebileceğini ifade etti. Özer, 22 Ekim’de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin barış çağrısı yaptıktan kısa süre sonra, 30 Ekim’de örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklandığını ve bunun barış sürecine zarar verdiğini anlattı. “Bana dediler ki, ‘Ver belediyeyi, gir içeriye; suçunun ne olduğuna sonra bakarız’. Bu aynı zamanda barış sürecine de zarar veren bir süreç haline geldi” dedi.

Özer, toplum nezdinde güveni tesis edecek adımların atılmadığını vurguladı: “Bir buçuk senedir topluma güven verecek bir adım atılmadı.” Güvenin aşındığı yerde her şeyin bunalıma gideceğini, bu nedenle hem yasal ve anayasal değişiklikler gerektiren hem de gerektirmeyen adımların atılması gerektiğini belirtti. Örneğin tutukluluk uygulamalarında rahatlama sağlanarak güvenin artırılabileceğini söyledi.

Kayyum uygulamalarına eleştiri getiren Özer, şu anda 10’u DEM Parti’de, 3’ü CHP’de olmak üzere 13 kayyum bulunduğunu, Van Büyükşehir Belediyesi’nde de kayyum olduğunu hatırlattı. Kayyum atanan yerlerin uzun vadede geri kaldığını, bu uygulamanın demokratik olmadığını ve seçme-seçilme hakkını gasp ettiğini ifade etti. Anayasa’nın 2., 6. ve 127. maddelerine aykırı olduğunu savundu.

Hasta tutukluların sağlık hizmetlerini dışarıda alabilmeleri gerektiğini, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uymak için yeni bir yasa çıkarmaya gerek olmadığını belirtti. Toplumun bir kesimini dışlayarak gerçek bir barış sağlanamayacağını söyleyerek, bir tarafı dışlayıp diğer tarafla barış yapmanın çözümsüzlük üreteceğini vurguladı.

Özer, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik operasyonların da durması gerektiğini belirterek, “Türkiye Cumhuriyeti’nin en uzun ömürlü partisini kayyumla yönetmeye kalkışmak doğru bir tavır değildir” dedi. Bu yöntemin bir kez yerleşmesi halinde ileride diğer partilere de uygulanabileceğini, Türkiye’nin demokratik yapısının zedeleneceğini söyledi. Geçmişin bastırma politikalarının sonuç vermediğini, 50 yıllık silahlı çatışmanın da sorunun silahla çözülemeyeceğini gösterdiğini belirtti ve barış sürecinin gündeme gelmesini bunun tescili olarak değerlendirdi.

“Barışı yapan da savaşı çıkaran da dildir” diyen Özer, barışın niyet, empati, barış dili ve bölünme paranoyasından arınma ile toplumsallaşabileceğini ifade etti. Siyasi partilerin kendi tabanlarını ikna edip süreci toplumsallaştırmaları gerektiğini, DEM Parti, CHP ve MHP’nin belli ölçüde bu çabayı gösterdiğini, ancak AK Parti’nin illerde benzer toplantılar yapmadığını söyledi. “Bazen aklıma şu geliyor: Acaba birileri bu işin toplumsallaşmasını istemiyor mu? Çünkü toplumsallaşırsa yönetmesi zor olabilir” diye ekledi.

Özer, demokratikleşmenin sadece Kürtlerin meselesi olmadığını, Türkiye’nin 86 milyon vatandaşı için bir mesele olduğunu vurguladı: “Kürt sorunu neyle çözülebilir? Demokratikleşmeyle. Demokratikleşme sadece Kürtlerin meselesi değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin 86 milyon vatandaşının meselesidir.” Geçmiş çözüm süreçlerine katkı sunduğunu, bu süreçlerin en büyük zaafının toplumun süreci benimsememesi olduğunu gördüğünü belirtti.

Konuşmasında, MHP Genel Başkanı Bahçeli ile görüşmesini de aktaran Özer, Bahçeli’nin silahların bırakılması ve bırakma biçimini takdir ettiğini söylediğini aktardı. Bahçeli’nin “Silahları gömersen tekrar çıkarma durumu olabilir. Gelip teslim edersen biri seni teslim almış olur. Sanki diz çöküyorsun. Ama yakarsan kendi iradenle yakıyorsun. Silah ortadan kalkıyor” sözlerini öne çıkardı. Bahçeli’nin, silahları yakan kadınların ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye gelmelerini arzuladığını, Özer’in ise bu durumda tutuklanacaklarını söylediğini belirtti. Bahçeli, “Onların tutuklanmasına izin vermezdik” yanıtını verdiği aktarımı Özer paylaştı.

Özer, raporun yazılmasının önemine dikkat çekerek, raporun eksiklerine rağmen raporun varlığının önemli olduğunu, komisyonda farklı partilerin bir araya gelmesinin sürecin ilerlemesi açısından değerli olduğunu yineledi. Sürecin başarıya ulaşması için gerekli adımların atılmasının şart olduğunu vurguladı.

Exit mobile version